TRAMPETCİ TRUMP KİMLERİN ADAMIYDI? VE SP’Lİ CİHANGİR İSLAMİ, “CİHANGİR İSRAİLİ” ROLÜ MÜ OYNAMAKTAYDI?

188
Paylaş:

31 Ağustos 2018

Dünya Bankası Eski Baş Ekonomisti Van Wijnbergen’e göre; Türkiye en sonunda IMF’ye mahkûm olacaktı!

Dünya Bankası Eski Baş Ekonomisti ve Amsterdam Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Sweder van Wijnbergen, Latin Amerika’nın 1980’lerdeki popülist yönetimlerine benzettiği Türkiye’nin, son çare olarak IMF’ye başvurmak zorunda kalacağını söylüyordu. BBC Türkçe’den Yusuf Özkan’ın haberine göre, Prof. Sweder van Wijnbergen, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın boykot kararının Türk ekonomisine katkı sağlayacağını düşünmüyordu.” ABD Başkanı Donald Trump ile yaşanan kavganın ekonomik kriz açısından önemli olmadığına işaret eden Hollandalı profesöre göre, asıl sorun Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan yönetim anlayışından kaynaklanıyordu. “Türkiye, Erdoğan’ın politikalarından dolayı zaten çok zayıf durumda. En ufak bir dokunuş, büyük düşüşlere neden olabilir. Alınan önlemler tavadaki yangını söndürebilir ama liradaki düşüşü tersine çeviremez.” diyen Van Wijnberger, Erdoğan’ın 2000’lerin başında yaşanan ekonomik durgunluk sonrası iyi işler yaptığını anımsatıyor, ama iktidarı tam olarak ele geçirdikten sonra Cumhurbaşkanı’nın “raydan çıktığını ve herkesi düşman olarak görmeye başladığını” iddia ediyordu. Bu gidişin yabancı yatırımcıya uygun bir iklim olmadığını savunan Wijnberger Türkiye’nin bugünkü durumunu 1980’lerde Latin Amerika’daki popülist yönetimlere benzeterek “Dünya Bankası’ndaki deneyimlerimden biliyorum; tüm otokratik rejimler bir süreliğine çok iyi görünüyor, ama sonunda IMF’ye mecbur kalıyordu!” diye uyarıyordu.

Ekonomik Sıkıntı zaten bulunuyordu!

Hükümetin, uyarılara rağmen ısrarla devam ettirdiği yanlış ekonomi politikalarının üstüne ABD ile ilişkilerin bozulması eklenince Türkiye ekonomik buhrana giriyordu. Türkiye’de terör faaliyetlerinde bulunduğu iddiasıyla yargılanan Papaz Brunson’un küstahça serbest kalmasını isteyen ABD’den Türkiye’ye yaptırım uygulama tehditleri başlıyordu. ABD ile iplerin gerilmesinin ardından dolar hızlı bir yükseliş gösterince piyasalar derin yara alıyordu. Ekonomist Uğur Civelek, Prof. Dr. Osman Altuğ ve ekonomi yazarı İbrahim Kahveci, iktidara uyarılarda bulunuyordu.

Prof. Dr. Osman Altuğ, “Amerika’yla aramız bozulmadan önce de zaten ekonomimiz iyiye gitmiyordu. Ama şu an sanki ekonomimiz çok iyiydi de Amerika’yla ilişkilerin bozulmasıyla kötüleşti gibi bir hava oluşturuluyor. Sanki borcumuz yoktu, cari açıklar vermiyorduk gibi bir yaklaşım sergileniyor. Amerika ne yaptı? İhracata vergi koydu, F-35 uçaklarını vermiyor. Ya hu, F-35’ler bir günde verilecek bir şey değil ki. Ekonomimiz kötüydü, bunun üzerine Amerika’yla ilişkilerimizin bozulması geldi. Türkiye’nin dolar ihtiyacı var mı? Var. Çünkü dolarla almış, TL ile satmış. Şimdi ödeyemiyor” diyerek, gerçeklerin görülmesi gerektiğini söylüyordu. Amerikan elektronik ürünlerine ambargo gelmesiyle alakalı konuşan Altuğ, “Amerikan mallarına ambargo koyuldu. Oysa Amerikan malı elektroniklerde vergi artırılsa daha iyi olurdu. Ambargo koydun, peki petrolü ne yapacaksın? Petrol şirketlerinin çoğu Amerika’ya ait. Birine tokat atarken yumruk yemeyi göze alacaksın. Tribüne oynamaktan vazgeçip gereğini yapmak gerek.” ifadelerini kullanıyordu.

Ekonomist Uğur Civelek de, Türk ekonomisinin kırılgan bir yapıda olduğunu söyleyerek, “Yapılan açıklamalarla piyasanın güvensizliği kapatılmaya, panik havası dindirilmeye çalışılıyor. ‘Türk ekonomisi çok sağlam’ sözleri söyleniyor. Ama maalesef Türk ekonomisi sağlam değil. Ekonomimiz çok kırılgan. Ekonomik sorunlar hep vardı ve ekonomi patlamak üzereydi. Dış politikadaki hatalar da ekonomiyi taşırdı. Ekonomik konularda dış güçlere bu kadar imkân verilmemeliydi. Ortada Amerika ile çıkar çatışmamız var. Bu çatışma varken stratejik ortak dili kullanmanın faydası yok. Hâlâ hükümetten bazı isimler Amerika’yla düzelme, ilişkileri eskiye döndürme cümleleri kuruyor. Bu kafayla Türkiye ekonomik sıkıntıdan kurtulamaz” uyarılarında bulunuyordu.

ABD ile ciddi sorunlar yaşadığımız son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan oldukça tavizsiz bir söylemle açıklamalar yapıyordu! Amerikalılara seslenirken hiç alttan almıyordu. Ama sanki gizli bir el Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemlerini törpülemeye çalışıyor gibi bir hava esiyordu. Cumhurbaşkanı Amerikan mallarına karşı bir boykot başlatırken bu sözlerin Cumhurbaşkanlığı sitesinde sansürleniyor olması kafaları karıştırıyordu. Bir dönemler Cumhurbaşkanı’nın etrafı FETÖ’cüler tarafından kuşatılmış olduğu için benzer sıkıntılar yaşanıyordu. Şimdi Cumhurbaşkanı’nın etrafında o örgütten eser kalmadığına göre zuhur eden bu işgüzarlığı kimler çeviriyordu? Yoksa “Ben havamı atarım, siz de ortamı yumuşatın!” mı deniyordu?

ABD ile Türkiye arasında yaşanan gerilimin içinde Türkiye’nin elindeki en büyük kozlardan bir tanesi ABD’nin Adana’daki İncirlik Üssü oluyordu. Her ne kadar Türkiye’de 40 tane daha ABD üssü bulunmaktaysa da, bunların içinde en önemlileri, beş tane nükleer bomba, depolarındaki 100 kadar füze başlığıyla İncirlik başı çekiyordu. Dünya üzerinde İncirlik kapasitesinde sadece 2 tane daha ABD üssü bulunuyordu. Gerisi İncirlik’e kıyasla, görevleri daha az önemli küçük üsler sayılıyordu. ABD, Türkiye ile günümüzde yaşadığı gerginliği daha birkaç yıl evvelinden öngördüğünden 2017 yılı içinde İsrail ile daimi bir askeri üs kurma anlaşması yapılıyordu. Bu anlaşma medyaya pek sızmıyor ve Türk basınında hiç yer almıyordu. ABD İncirlik’in bir kopyasını İsrail’de yapma hazırlığına başlıyordu. Bu şekilde ABD, İsrail’de daimi ve güvenli bir askeri üsse sahip oluyordu.

Şimdi soralım: Her fırsatta ABD’ye posta koyan Sn. Erdoğan bu İncirlik konusunda, ABD’yi hizaya sokacak ciddi ve netice verici bir adım niye atmıyordu? Çünkü İncirlik Üssü’nün Türkiye tarafından kapatılması demek ABD’nin Ortadoğu’da “kör, topal ve sağır” olması anlamını taşıyordu. Türkiye’nin NATO içindeki ABD’den sonra ikinci en büyük güç olması ve ABD’nin de günümüzde NATO’ya çok ihtiyaç duyması nedeni ile; ABD’nin Türkiye’yi megalomanik nedenlerle kaybetmesi NATO’yu kullanılamaz hale getireceğinden, bu davranışının ABD’nin tamamen kendi aleyhine sonuçlanacağı biliniyordu. ABD ordusunun sadece yakıt gideri yıllık 15 milyar Dolar ve ABD’nin dünya üzerinde kurduğu üslerinde ve kendi ordusunda kullandığı yakıtın parası, ABD maliyesinin cebini delmeye, hazineyi de zorlamaya başlamış bulunuyordu.

Bak AKP’li Kardeş! “Ülkemiz ekonomisine yapılan dış kaynaklı saldırıya beraberce “Ortak Tavır” koyalım, çünkü hepimiz aynı gemideyiz” diyorsun! Eyvallah, karşı koyalım. Ancak, 17 senedir Türkiye’yi TEK BAŞINA AKP Hükümetleri yönetmiyor muydu? Başımıza açılan dertlerin SİYASİ SORUMLUSU senin partin olan AKP olmuyor muydu? AKP’nin, beğenmediğin, yanlış bulduğun, bir tane uygulamasına neden karşı çıkmıyordun? Nelere mi karşı çıkacaktın? Hatırlayınız, Amerika, Irak’ı işgal ettiğinde tüm AKP’liler sustunuz. Amerikan Askerleri yüzbinlerce kadına-kıza tecavüz ederken sustunuz. Irak’ta camiler yıkılırken, binlerce yıllık el yazması Kur’an-ı Kerim’ler nişan tahtası yapılırken sustunuz. Masum ve savunmasız 1,5 Milyon Müslüman öldürülürken sustunuz.

Bu dünyada da öteki dünyada da başınızı eğik gezdirecek bu uygulamalara niçin karşı çıkmadın be AKP’li kardeşim? Neden korktun? AKP senin ekmeğini mi kesecekti? AKP yokken sen yaşamıyor muydun?

Ama hakkını yemeyelim, içinizden bir kişi konuşmuşlardı, o da dönemin Başbakanı Erdoğan’dı! “Amerikan Askerlerinin sağ-salim olarak evlerine dönmeleri için dua ediyorum!” buyurmuşlardı… Sen böyle korkunç bir vahşet karşısında susarken, Türkiye’nin terörle mücadele etmiş kahramanları zindana atıldılar, sen yine susmuş ve suçluları alkışlamıştın!.. Şimdi söyle, nasıl bir “Ortak Tavır” alacağız be Müslüman?

AKP, Müslüman Türk Milletine ve şanlı tarihimize bir kara leke olarak “Habur Rezaletini” yaşattı, sen yine sustun! Türk Askerini-Polisini öldüren katiller, davul zurna ile üzerlerinde gerilla (!) kıyafetleriyle karşılandılar, şeref tribünlerinde ağırlandılar. İşte o gün vatan toprağının altındaki şehitler ağladı be AKP’li kardeşim, ama sen sustun… Ama yine hakkını yemeyelim, içinizden bir kişi konuşmuş ve dönemin Başbakanı Erdoğan şu açıklamayı yapmıştı. “Habur’da yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye’de güzel şeyler oluyor, umut verici görüşmeler oluyor…” diye halkımızı oyalamıştı. PKK katillerinin öldürdüğü kundaktaki bebekler ağlarken, sen hem sustun hem de PKK koruyucusu Barzani denen eşkıyayı kongrende alkışladın. Söyle, nasıl bir “Ortak Tavır” alacağız be Müslüman?

“Ortak Tavır” mı istiyorsun? Yukarıda hatırlattığımız onlarca yüz kızartıcı ve vicdan sızlatıcı olayları, soygunları, rüşvetleri ve vurgunları düşün… FETÖ’yü ve “Ne istedilerse verdim” sözünü iyi düşün. Sen evine ekmek götürmek için yırtınırken, AKP’li Bakanların veletlerinin aylık kirası 20 Bin Avro olan rezidanslarda yaşadığını düşün.

Ve terk et bu tayfayı, özüne dön, gel o zaman beraberce ortak tavır alalım…

Nasıl ki Binali Bey, Sabah Medya Grubu’nu satın alırken, muazzam bir organizasyonla devletten iş alan müteahhitlerden bir defada 630 MİLYON DOLAR aldıysa, şimdi hepsi “Dolar ile Hazine Garantili” yapılan yandaş müteahhitlere verdiği işleri, TL’ye çevirttirsin de görelim… Nasılsa hepsi aynı adamlar… Gazeteci Aslan Bulut yazmıştı: AKP, son 15 yılda “BOT ve Pİ Pİ Pİ” yoluyla yaptığı ihalelerin toplam tutarı 800 MİLYAR DOLAR. Bu işten alınan 200 MİLYAR DOLAR komisyonun Katar-Singapur-Malezya bankalarına yatırıldığının belgeleri, istihbarat örgütlerinin elinde olduğu biliniyor. AKP olarak, derhal bu komisyoncunun peşine düşüp, paralarımızı hazinemize getirin de görelim…

Reza Zarrab’ın patronu Babek Zencani; “Biz Türkiye’de 8,5 MİLYAR DOLAR rüşvet dağıttık” demişti. Hem de İran’da mahkemede! Kardeş İran ile konuşup, bu paranın kimlere gittiğini bulun ve hazinemize getirin de görelim…

Binali Bey’in ve ailesinin Hollanda ve Malta’da (bulunduğu iddia edilen) mal varlığının da kendisi tarafından hazinemize bağışlanacağına olan inancım tamdır, yapsın da görelim…

MAN Adasından kendiliğinden gelen 15 MİLYON DOLAR da TL’ye çevrilip, hazinemize yatırılsın da görelim…

Ayrıca son 17 senede açılan ve vergiden muaf tutulan (arpalık) vakıflarımız bulunuyor. Bazılarının malvarlıkları MİLYAR DOLARLA ifade ediliyor. Önce Sayın Emine Hanım’ın, Sayın Sümeyye Hanım’ın, Bilal Bey oğlumuzun vakıflarından başlarsak, hepimiz çok mutlu olacağız. Ülke battıktan sonra vakfın olsa ne olur, olmasa ne olur? Değil mi Müslüman? Hem devletin yaptığı tüm harcamaları TBMM’nin ve Sayıştay’ın denetimine niçin açmıyorsunuz? Açın kardeşim, incelesinler! Kimin malını kimden saklıyorsunuz ki?”[1]

Sahi, Kılıçdaroğlu’nun, 28 Aralık 2017’de Meclis’te açıkladığı MAN Adası belgeleri nerede saklanmıştı? Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan 16 Aralık 2017’de AKP’nin Yalova’daki il kongresinde “Böyle avuç dolusu sahte evraklar sallamakla sen kalkıp da Tayyip Erdoğan’a, ailesine leke süremezsin. Yargıda hesap vereceksin” diye bu belgelerin sahte olduğunu açıklamıştı. Oysa Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Man Adası’yla ilgili iddialar için verdiği kararda, Halkbank ve Mali Suçları Araştırma Kurumu’nun yazılarına istinaden (MASAK) Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerin “gerçek” olduğunu ortaya çıkarmış ve soruşturmada takipsizlik kararı almıştı. Nedense Başsavcılık bu Amerikan dolarlarının kaynağını araştırmaya ise gerek duymamıştı. Bir mahkeme ise Kılıçdaroğlu’nu MAN Adası belgelerini açıkladı diye adı geçenlere 197 bin lira tazminat ödemeye mahkûm edince kafalar karışmıştı. Eğer bu belgeler doğru ise tazminat neyin karşılığıydı?

İşte size 5 Türk Lirası sermayesi olan MAN Adası’nda mukim Bellway şirketinin Halkbank Galata Ticari Şubesi’ndeki hesabından gönderilen Amerikan dolarlarının dökümünü sunalım:

Recep T. Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen’in Amerikan dolarları: Albaraka Türk Katılım Bankası’ndaki hesabına 2 milyon 500 bin dolar, 26 Aralık 2011’de İlgen’in aynı hesabına 1 milyon 250 bin dolar, TOPLAM: 3 milyon 750 bin dolar.

Recep T. Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’ın Amerikan Dolarları: Türk Katılım Bankası’ndaki hesabına 2 milyon 500 bin dolar, Aynı hesabına 1 milyon 250 bin dolar, TOPLAM: 3 milyon 750 bin dolar.

Recep T. Erdoğan’ın dünürü Osman Ketenci’nin Amerikan Dolarları: Albaraka Türk Katılım Bankası’ndaki hesabına 1 milyon 250 bin dolar, Akbank’taki hesabına 1 milyon dolar, TOPLAM: 2 milyon 250 bin dolar.

Recep T. Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın Amerikan Dolarları: Garanti Bankası’ndaki hesabına 1 milyon 450 bin dolar, Aynı hesabına 2 milyon 300 bin dolar, TOPLAM 3 milyon 750 bin dolar.

Genel Toplam: 13,5 Milyon Amerikan Doları

Ankara Cumhuriyet Savcılığının takipsizlik kararında Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın oğlu, kardeşi, eniştesi, dünürü ve bir iş adamı, “şüpheli” sıfatıyla yer almışlardı. Takipsizlik kararı sonucunda ise hukuken “şüphesiz” kılınmışlardı.”[2] Gel de kuşkulanma!..

Trampetçi Trump Siyonist sermayenin kuklası mıydı, korkulu rüyası mıydı?

Madem Siyonist Sermayenin para (karşılıksız Dolar) sisteminin karargâhı olan ve sözde ABD Merkez Bankası sayılan FED bu serseri mayın Trump’a cephe almıştı… Madem küresel sömürü baronlarının güdümündeki Siyonist ABD medyası Trump’a savaş açmıştı. Madem Amerika, Avrupa ve Japonya’daki dev Yahudi otomobil şirketleri başta, tüm tröstler Trump’tan rahatsızdı. Hem madem, Trump bu şımarık ve çılgın tavırlarıyla ABD ekonomisini ve dünyadaki Amerikan prestijini kökünden sarsacaktı! Öyle ise ey AKP yandaşları ve din istismarcısı meşhur İslamcılar, sizlerin Trump’a duacı olması ve başarılarını arzulaması lazımdı! Öyle ya, bütün Siyonist sermayenin kendi zulüm ve sömürü saltanatlarını sarsıp yıkacağından korktukları Trump’a destek çıkmanız, kutsal amaçlarınız icabıydı!

Amerika, İsrail’in ve Yahudi Lobilerinin hizmetkârıydı!

İsrail’in bugünkü Amerikan Yönetimi’ni nasıl içten fethetmiş olduğunu anlamadan Türkiye ile Amerika arasında yaşanan sorunların temelinde gerçekten neyin yattığını ve ABD Hazine Bakanı’nın neden özellikle Türkiye’yi hedef almış olduğunu anlayabilmek imkânsızdır.

Trump başkan seçildikten bir süre sonra FBI’ın karşı istihbarat biriminin (Counter İntelligence Unit) başkan yardımcısı Bill Priestap, Jared Kushner’e bir brifing sunmuşlardı. Yönetimdeki birçok ismin ve özellikle Kushner’in çeşitli ülke istihbarat servislerinin hedefi olduğunu hatırlatmış ve özellikle İsrail’in faaliyetlerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Kushner, yönetimde İsrail ile ilişkileri koordine etmekle görevli olduğu için bu ona özellikle iletilmiş olabilir ama yönetim içindeki birimler daha Obama öncesinden İsrail’in ABD’de artan casusluk faaliyetlerinden rahatsızdı. Hatta Obama öncesinde bazı alt düzey Neokonlar İsrail lehine faaliyetleri konusunda yönetim tarafından uyarılmış ve bazıları korkup çifte vatandaşlıkları bulunan İsrail’e de kaçmışlardı. Yani FBI yetkilisi o gün genel bir sorunu aktarmıştı. O kaçanlar bugünlerde tekrar Washington’a geri dönmeye başlamışlardı, yeni durumun anlaşılabilmesi için bunun da bilinmesi lazımdı.

Obama Yönetimi’nden hiç hazzetmeyen İsrail Başbakanı Netanyahu, Trump daha yemin bile etmeden daha önce hiç görülmüş olmayan bir şey yaptı ve Mossad’ın başı Yossi Cohen’i gizli görevle Washington’a yolladı. Cohen’in görevi; İsrail’in Washington Büyükelçisi Ron Dermer ile birlikte, yeni yönetimde yer alacak isimlerin, İsrail yanlısı şahinler olmasını sağlamaktı. Nitekim bunu Kushner ile ortak çalışarak başarmışlardı. Aynı zamanda ABD vatandaşlığı da bulunan Netanyahu, Amerika’ya özel işleri için geldiğine, Kushner’in babasının New Jersey’deki evinde kalmıştı ve Kushner’in eski odasında uyuyacak kadar da aileye yakındı.

2013’ün Şubat ayında İsrail’in Amerika’daki halkla ilişkilerini yapmakta olan Johnny Daniels adlı işadamı Trump’a gidip İsrail seçimlerinde Netanyahu’ya destek verecek bir video mesajı yayınlaması teklifini yapmış, o da buna uyarak bu videoyu hazırlamıştı. Sonradan Netanyahu aynı şeyi, Trump’ın desteklenmesi için perde arkasından yapmıştı. Yani İsrail’in Amerika’da etkili olduğu tüm Yahudi baskı grupları Trump’tan yana tavır almışlardı. O günlerde İsrail’in kafasında, ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması meselesi ön sıralarda yer almaktaydı. En önem verdikleri konu İran tehdidi olmaktaydı. Bu yüzden Amerikan yönetiminde yer alacak isimlere önem veriyorlar, İran konusunda şahin olanların yönetimde yer alması için çalışıyorlardı.

Bu aşamada, yıllardır karısı Miriam ile birlikte hayatının tek amacını Kudüs yapmış olan Siyonist Yahudi Sheldon Adelson’u devreye sokmuşlardı.

Sheldon Adelson, Trump ve ona yakın isimlerin Cumhuriyetçi Parti’de etkili olmaları için resmi kayıtlara göre 92 milyon dolar harcamıştı. Las Vegas’taki Sands kumarhane-otelinin de sahibi olan milyarder Sheldon İsrail için sınırsız para harcayanlardandı. İsrail’de Hayom adlı bir gazetesi de bulunan Sheldon, İsrail iç politikasının da bir parçasıydı ve coşkulu bir şekilde Netanyahu’ya destek çıkmaktaydı. Trump ile Netanyahu arasında bağlantıları da o sağlamaktaydı.

Sheldon Adelson, Trump ile bir dizi toplantı yapmaya başlamış, yine kendisinin olan Las Vegas’taki Venetian Otel’de buluşmuşlardı. Sonra New York’ta Trump Tower’da da bir toplantı yapılmıştı. Toplantıların tek bir gündemi vardı. Adelson, Trump’ı Kudüs’ün İsrail için önemine ikna etmeye uğraşmaktaydı ve buna destek verirse İsrail’in Ortadoğu’da ABD’nin önünü açacağını vurgulamaktaydı. Bunlar olurken İsrail bir yandan da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliği ile de Washington’daki bağlantılarını sıkılaştırmıştı ve bu ortaklığın yeni Ortadoğu planı Kushner’in de katılımıyla ortaya çıkmaya başlamıştı. Trump’ın ilk dış gezisi bu yüzden Suudi Arabistan’a yapılmış, orada geleneksel savaş dansı yapıldıktan sonra Katar’a ambargo kararı açıklanmıştı.

Kudüs’ü Başkent Yapma Kararı

Trump’ın oy tabanı olan Evanjelistler üzerinde büyük etkisi olan Adelson bunu da kullanarak sonunda Amerikan elçiliğinin Kudüs’e taşınmasına Trump’ı ikna etmeyi başarmıştı. Bu kararı duyunca Adelson’ın karısı Miriam’ın bile sevinçten ağladığı aktarılmıştı. Adelson ve İsrail’in en tuttuğu yönetimdeki isimlerden bir tanesi Hazine Bakanı Steven Mnuchin olmaktaydı. Nitekim Kudüs’e elçiliğin taşınmasının İsrail’de kutlandığı törene katılan Amerikan heyetinin başında Hazine Bakanı Mnuchin vardı. Adelson ve karısı Miriam da oradaydı. Kushner ile hep birlikte törenin şeref konuklarıydı.

Elçiliğin Kudüs’e taşınmasına dünyada en sert ve ilkeli tepkinin Türkiye’den gelmesine Mnuchin ile Adelson’un çok şaşırdıkları Washington’da konuşulmaktaydı. Bunlar bunun öcünü, zamanı geldiğinde Türkiye’den alacaklarını Washington’da her yerde söyleyip dolaşmaktaydı. Washington İsrail ittifakı, zaten bir süredir bölgemizde Amerika’nın istediğinden farklı davranan ve sadece kendi çıkarları ne gerekiyorsa onu yapan Türkiye’den rahatsızlardı. Türkiye’yi kendi planları önünde bir engel olarak görüyorlardı. Kudüs olayı da zaten var olan tepkilerin patlamasına yol açmış ve bugünlere taşınmıştı. Şimdi Hazine Bakanı Mnuchin’in hedefinde yine Türkiye vardı ve Trump ile onun arkasında yine Sheldon Adelson sırıtmaktaydı.”[3]

“Trump için sonun başlangıcı” yakın mıydı?

Devamını okumak için tıklayınız.


[1] 16 Ağustos 2018 – Rifat Serdaroğlu

[2] orhan@yenicaggazetesi.com.tr – 23 Ağustos 2018

[3] Bak: Serdar Turgut – 23.08.2018

[4] Abdurrahman Dilipak – 13.08.2018 – Bu Gidiş Nereye?

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Makaleyi dinleyebilirsiniz