Kitabını ER-BAKAN’ın Dilimize Çevirdiği Maxime Rodinson’un Tespitleriyle; HZ. MUHAMMED’İN (SAV) SİYASET VE STRATEJİ KURALLARI

62
Paylaş:

12 Şubat 2019

Yahudi asıllı Fransız bilgin ve Marksist Maxime Rodinson “Hz. MUHAMMED” isimli bir kitap yazmış ve çok büyük bir yankı uyandırmıştı. Bugüne kadar 25 (yirmi beş) dile çevrilen bu eserin, Fransa’daki satışı, daha ilk üç ayında yüz bine ulaşmıştı. Hz. Muhammed’in yetişme çevresi, fikir ve düşünce iklimi, üstün meziyet ve psikolojisi, yüksek siyaset ve stratejisi, tarihin en büyük devrim ve değişim önderi olarak geçmişe ve günümüze etkileri konusunda, başka araştırmacıların farkına varamadığı veya gündeme taşımaktan sakındığı çok önemli tespit ve tahliller yapan Maxime Rodinson’un bu kitabını, Aziz Hocamız “Muhammed’in İzinde” başlığı ve ER-BAKAN imzası ile tercüme edip, 15 Kasım 1973’te İslam Külliyatı yayınları arasında Özdemir Matbaasında bastırmıştı. ER-BAKAN’ın, onca kitap arasında Maxime Rodinson’un eserini tercüme etmesi, dikkatimizi bu eserin önemi ve özelliği üzerinde yoğunlaştırmıştı.

Bu kitabın 1968’de Gün Yayınları, 1980’de Hürriyet Yayınları tarafından bastırılan Atilla Tokatlı tercümesi ve yine ayrıca Cemil Meriç’in bir tercümesi de vardı. Bunların hepsinin birer örneği elimizde bulunmakta ve bize karşılaştırma imkânı sağlamaktaydı.

“Tam başarmak imkânı olmasa da, mümkün mertebe tarafsız ve ön yargısız bir yaklaşımla bakıldığında, başka hiç kimsede rastlanmayan seçkin ve özgün bir şahsiyet nurunun parıldadığını görmemek, ya ahmaklık veya kasten gerçeği gizleyip saklamaktır. Ama ne yazık ki, O’nun yüksek düşünceleri ve örnek eylemlerinin gerçek mana ve mahiyeti, siyasi ve stratejik niyeti hakkında, hala pek az şey bildiğimizi itiraf etmemiz lazımdır” diyen ve Hz. Peygamber Efendimizi:

“Batılı Sosyalistlerin 1200 sene sonra bile, sadece bazılarını fark edip dillendirdikleri en adil ve insani ilkeleri buyurup hayat düsturu haline getiren Hz. Muhammed’i, tarihe yön vermiş pek ender dâhilerden birisi, hatta birincisi” olarak gören Maxime Rodinson’un, ER-BAKAN tarafından tercüme edilen bu kitabı, bizlere yepyeni ufuklar kazandırmaktadırER-BAKAN’ın tercümesinde:

1- Sahabe-i Kiramın, birtakım beşeri hususiyet ve zafiyetlerini konu alan ve okurların kafasını karıştırıp suizanna yol açacak olan bazı bölümler atlanmıştır.

2- Hz. Peygamber Efendimizin İlahi vahiyle yönlendirilen ve inançsız batılı kafasıyla doğru değerlendirilmesi zaten beklenmeyen, bazı duygu ve davranışlarının, nefsi ve siyasi tutkuları için yapılmış zannedilmesine yarayacak bir takım tutarsız tespit ve tahliller, haklı olarak bırakılmıştır.

3- Maxime Rodinson’un, “Hz. Peygamberimize hayranlığını ve ancak O’nun izinden giden bir zâtın bugün insanlığı içine düştüğü bunalımdan kurtaracağını” belirten, çok kısa ama oldukça önemli ve samimi önsözü, Atilla Tokatlı’nın tercümesinde nedense bulunmamasına rağmen, ER-BAKAN tercümesine alınmıştır.

4- Atilla Tokatlı’nın tercümesi:

  1- Bir Dünyanın Doğuşu,

  2- Bir Ülkenin Doğuşu,

  3- Bir Peygamberin Doğuşu,

  4- Bir Dinin Doğuşu,

  5- Bir Stratejinin Doğuşu (Silahlı Peygamber),

  6- Bir Devletin Doğuşu,

  7- Bir Zaferin Doğuşu,

Şeklinde 7 ana bölümden ibaret iken.

ER-BAKAN çevirisi:

  1- Bir Dünyanın Görünüşü,

  2- Bir Toprağın (Coğrafyanın) Görünüşü,

  3- Bir Peygamberin Doğuşu,

  4- Peygamberlik Görevine Doğru,

  5- (Hz. Muhammed’e) Muhalefet ve Reddetme,

  6- Fikir Çarpışmaları (ve Zulme Direnme),

  7- Medine’ye Hicret,

  8- İlk Sefer (ve Silahlı Hareket),

  9- Yahudilerle Aranın Açılması,

  10- Savaşlar (ve Sonuçları)

Şeklinde 10 bölüm halinde tamamlanmıştır.

Hz. Muhammed’in Tevhid Mücadelesi, Yüksek Siyaset ve Stratejisi:

Hz. Muhammed’in bütün mücadelesi; 1- Kelime-i Tevhid’deki iman hakikatini kavratma ve hayatı bu iman merkezine oturtma. 2- İnsanları her türlü zulüm ve zorbalıktan kurtarıp, tam bir huzur ve hürriyet ortamını sağlama kapsamındadır.

İLAH: “Elehe-(Taptı)” kökünden geldiği kabul edilirse; ibadet edilmeye layık ve müstahak yegâne ZÂT anlamını taşır.

İLAH: “Velehe-(hayrette kaldı) kökünden geldiği kabul edilirse; azameti ve hikmetli eserleri karşısında insanların hayranlık duyup, hayret ve haşyet içinde rızası aranan ve kendisine sığınılan yegâne ZÂT karşılığıdır.

İLAH: “Vilah”tan geldiği kabul edilirse; her yaratığın sevgilisi, velisi ve Rabbi olarak kanun ve kural koymaya yetkili ve emrine uyulmaya ehil yegâne ZÂT manasındadır.

İLAH: “Lahe-Yelehû” (Gizlendi, gizlenir)den geldiği kabul edilirse; kudret ve rahmet eserleriyle bilinen, ama herhangi bir şeye benzemekten münezzeh olup gözlerden gizlenen, âlemlerin mutlak hâkimi olarak kullarını imtihan ve iptilaya çeken yegâne ZÂT olmaktadır.[1] – [2]

İşte Hz. Muhammed Aleyhisselam; insanları şeksiz ve şeriksiz bir iman huzuruna, dünya ve ahirette sonsuz bir mutluluğa çağırmaktadır.

Cenab-ı Hak’kın Esma-i Hüsna’sı (güzel isimleri ve mükemmel sıfatları) arasında, ilk bakışta birbirine zıt (karşıt) gibi görünen, ama gerçekte vahdeti (birliği) gerektiren ve adaleti gözeten İLAHİ DENGE, Hz. Peygamber Efendimizin, farklı durumlar ve ihtiyaçlar karşısındaki tavrında da göze çarpmaktadır.

Örneğin Allahu Teâlâ Hazretleri:

Hem RAHİM ve HALİM (şefkatli ve yumuşak), hem ALİYYÜL AZİM’dir (Yücelik ve Azamet sahibi).

Hem AFÜV ve KERİM (Af ve ikram edici), hem ŞEDİDÜL İKAB ve MÜNTAKİM’dir (Şiddetle cezalandırıcı ve intikam alıcı).

Hem SETTAR ve GAFFAR (Günahları örten ve bağışlayan), hem CEBBAR ve KAHHAR’dır (Dilediğini zorla yaptıran ve kahra uğratan).

Hem MUİZ ve RAFİ’ (Şereflendiren ve yücelten), hem de MÜZİL ve HAFİD’dir (Zelil ve rezil edip alçaltan).

Cenab-ı Hak; hem HİDAYET’e erdirici, hem DALALET’e terk edicidir.

Hem HAYRÜN RAZİKİN (Rızık verenlerin en hayırlısı), hem de HAYRUL MAKİRİN’dir (Hile yapıp tuzak kuranların en akıllısı ve en başarılısı).

Yüce Rabbimizin en mükemmel tecellisi, en güzel halifesi ve temsilcisi olan Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın, bir arada olmaz ve uzlaşmaz görülüp tenkit edilen bazı zıt (karşıt) tavırlarını da, işte bu hakikat terazisinde tartmalı ve anlamaya çalışılmalıdır. Çünkü zaten adalet, zıtlar arasındaki dengeyi sağlamak ve her şeyi yerli yerince yapmaktır.

İşte Maxime Rodinson’un, Hz. Muhammed’le (SAV) İlgili Çarpıcı Saptamaları.

(Bu tespitlerin ufuk açıcı önemini kavramak için, bunları bir mü’minin inancı değil, insaflı ve hür akıllı bir Yahudi’nin bakış açısı olduğunu asla unutmamalıydı.)

Müslümanlarda Hz. Peygambere olan bağlılık, yüzyıllar geçtikçe biraz daha artmıştır. Milyonlarca Müslümana hayat nedeni sağlayan ideoloji, Allah kelamının son taşıyıcısı olan bu eşsiz adamın eseri değil midir? Ve Muhammed böylece, Müslümanlar arasındaki ideolojik ve manevi birliğin kökeni olmakla kalmayacak, sembolü haline de gelecektir. “Güneş nasıl Ay’dan ve deniz nasıl bir damla sudan daha üstünse, Muhammed de öteki peygamberlerden öyle üstün birisidir. Bütün geçmiş peygamberler tarafından ortaya konan kolyenin en güzel incisi, yaratılan şiirin en ulaşılmaz mısrası Hz. Muhammed’dir.

Yozlaşmış Hristiyanlık O’nda (haşa), kötülük ve şehvet düşkünü baş düşmanını; İslam’sa “mahlûkların en mükemmeli”ni göredursun; dine inanmayan bir takım başka akıl yürüten vicdan ehli adamlar ise, O’nda, kendileri gibi düşünen ve eyleyen bir insan bulmaya çalışacaklardır. XVIII. yüzyılın başlarında Boulainvillers, Hz. Muhammed’i akla uygun bir din kurmuş olan bir doğa filozofu olarak selamlamaktadır. Her şeyden önce Hristiyanlığa saldırma amacını güden (gizli Yahudi) Voltaire (Volter) ise O’nu (haşa), hurafelerden yararlanarak halkını zafere eriştiren zeki bir sahtekâr şeklinde tanımlamaktadır. Oysa bütün “Işıklar Yüzyılı”nın gözünde Muhammed; doğa ve akıl dininin peygamberi konumundadır. Ve Alman Filozof Goethe, Muhammed’e hasrettiği nefis bir şiirinde, deha sahibi insanın en yetkin örneği olarak gördüğü peygamberi, derelerin ve çayların okyanusa ulaşmak için kendisinden yardım beklediği koca bir ırmağa benzetip, O’na hürmet ve muhabbetlerini sunmaktadır. Carlyle’a göre ise, Tanrısal bir özelliğe sahip olan bu büyük ruh, insanlığın en önde gelen kahramanları arasında yer almaktadır.

Edebiyatçıların ardından bilginler de Hz. Muhammed’i araştırmış ve el uzatmıştır. Kaynaklara inerek ve gittikçe daha derinden didik didik ettikleri Arap tarihçilerine dayanarak, Peygamberin biyografisini kurup çıkarmışlardır. Hubert Grimme O’nu (haşa), zenginleri ürküterek onaylarını almak için kendisinin hazırladığı (haşa) bir “mitoloji”nin yardımıyla, mali ve sosyal reformunu gerçekleştirmiş olan büyük sosyalist şeklinde yorumlamaktadır. Çoğu şarkiyatçılar yargılarında dikkatli davranarak, Muhammed’in dinsel sevkini ön plana çıkarırken; tarihsel kaynakların büyük bilgini Belçikalı Cizvit rahibi Henri Lammens’in kindarlığı ve peşin saplantıları kendisini, Peygamberin samimiyetini inkâra kadar sürükleyip azıtmaktadır. Sovyet bilginleri ise, Hz. Muhammed’in gerici mi, ilerici mi olduğunu hararetle tartışmakta, öte yandan Arap ülkelerindeki milliyetçiler, sosyalistler ve hatta komünistler, O’nu bir öncü olarak selamlamaktadırlar.

Görüyoruz ki herkes Muhammed’de, kendi öz (veya çağsal) kaygı ve problemlerinin yankısını aramış; anlamadığı yanını yok saymış, ve O’nu kendi tutkularına, fikirlerine ya da hayallerine göre biçimlendirmeye çalışmıştır. Bu kanundan kendim de tamamen sıyrılabilmiş olduğum iddiasında değilim. Ama arı nesnellik, nasıl ulaşılması olanak dışı bir şeyse; bile bile tarafgir olma gereğini öne sürmek de bir o kadar saçmadır. Düşüncesi ve eylemiyle dünyayı sarmış olan bu Zât’ın hakkında, aslında pek az şey biliyoruz. Ama, tıpkı İsa konusunda olduğu gibi, bize anlatılan yarım yamalak hikayelerin ve doğruluğu kesinleşmemiş rivayetlerin içinde bile; Muhammed’in başka hiç kimsede rastlanmayan üstün bir kişiliğin ışığıyla parıldadığını görmek olasıdır. Çevresinde toplanmış sıradan adamlar için çarpıcı olan da işte bu ışıktır. Ve ben de bu kitapta işte bu ışığı, görebildiğim kadar tespite çalıştım. Basit bir kişilik değildir Muhammed. Ne şeytani bir canavardır, ne de gözlerini sadece Tanrısına dikmiş mistik bir insandır. Anladığımız kadarıyla (haşa) Muhammed, karmaşık ve kendi kendisiyle çelişen bir yapıdadır. Zevkten nasibini aldığı kadar, dünyadan el etek çekmeye de düşkünlüğü vardır. Çoğu zaman şefkatli, kimi zaman bazılarının zalim diyebileceği şekilde adaletli ve dirayetli davranmaktaydı. Allah’ına karşı korku ve aşkla dolu bir dindardı, ama aynı zamanda bütün tavizlere hazır bir siyaset adamıydı. Günlük hayatında pek de belagat sahibi değildi, ama kısa bir dönem boyunca hayranlık verici bir şiirle dolu metinler çekip çıkardı bilinçaltından. Sakin ve sinirli, cesur ve ürkek, temkinli ve açık yürekliydi. Uğradığı hakaretleri kimi zaman derhal unutur, kimi zaman da amansızca kin güderdi; kibirliydi ama alçak gönüllüydü, iffetli ama şehvetliydi, zekiydi ama bazı konularda inanılmayacak derecede saftı. Ve öyle bir kuvvet taşıyordu ki içinde, şartların da yardımıyla bu kuvvet, O’nu dünyayı altüst etmiş bir avuç adamdan bir tanesi konumuna taşımıştı.[3]

Bu tespitlerin bir kısmı, İslami bakış açısı ve mü’min yaklaşımıyla yanlış ve yakıştırma olsa da; Hz. Muhammed Aleyhisselamı Allah’ın görevlendirip yönlendirdiği bir peygamber değil de, sadece şahsi gayret ve ferasetiyle, büyük bir devrim ve değişime öncülük etmiş bir lider şahsiyet şeklinde değerlendiren bir Batılı düşünür olarak Maxime Rodinson’un çok önemli teşhis ve tahliller yaptığı da bir hakikatti. Bize düşen bu yorumlardan yararlanmaktı.

Evet, Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz; Cenab-ı Allah’ın Celâl ve Cemâl sıfatlarının birlikte ve kâmilen tezahür ve tecelli ettiği örnek ve yüksek bir Zât’tır. O, hem Rabbine karşı korku ve aşkla dolu bir dindardı ve aynı zamanda -başta anlaşılamasa da- sonuçları Hakk’ın ve halkın hayrına yarayacak birtakım geçici taviz ve taktiğe yatkın bir siyaset adamıydı. Yerine göre sakin ve merhametliydi, ama gerektiğinde metin ve heybetli bir insandı. Hem tevekkül ve teslimiyet ehliydi, hem oldukça dikkatli ve tedbirli davranırdı. Hem çok cesur ve açık yürekliydi, ama yerine göre gizemli ve yüksek siyasetçi olmaktaydı. Hem bağışlayıcı ve hoş karşılayıcıydı, ama gerektiğinde, nefsi gururu için değil, kamu hukuku ve insanlık onuru ve huzuru adına fırsat kollayıp intikam alıcıydı. Her zaman çok zeki ve ferasetli davranır, bazen oldukça sade ve safiyetli bir tavır takınırdı. Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.