26 NİSAN 2026
İnsan dışındaki tüm varlık âlemi, Yaratıcısına karşı mutlak bir “sıdk” (doğruluk) içindedir. Kâinatın nizamı, dürüstlük üzerine kurulmuştur.
Güneş, milyarlarca yıldır Yaratıcısına verdiği “doğma” sözüne sadıktır; asla yalan söyleyip batıdan doğmaya yeltenmez. Bulut, suyun emanetine hıyanet edip onu geri vermemezlik etmez. Toprağın altına giren bir elma çekirdeği, toprağın altında bin yıl da kalsa; asla “Ben şeftali ağacı olacağım” diye yalan söylemez. İçindeki İlahi programa (kadere) öylesine sadıktır ki, çatlayıp filizlendiğinde sadece kendi hakikatini haykırır. Bütün varlık âlemi, Allah’ın “Sıdk” sıfatının birer aynasıdır ve her zerre kendi lisanıyla “Hakk” diye haykırır.
Kâinat bu kadar dürüstken, insanın yalan söylemesi koca bir orkestrada çok çirkin bir ses çıkarmaya benzer. Yalan söyleyen kişi, aslında eşyanın tabiatına aykırı hareket eder; Güneş’le, toprakla ve suyla olan bağını koparır. Bu yüzden iç dünyasında huzursuzluk başlar; çünkü ruhu, kâinatın o muazzam dürüstlük ritminden kopmuştur.


























