ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZIN KONYA KAMP SOHBETİ

149
Paylaş:

31 Ocak 2019

Şükür, teşekkür ve tebrikten sonra;

Cenab-ı Hak, yeryüzünde Kendi Zatına halife-temsilci olabilecek ve kuracakları Adil Devlet düzeniyle, temel insan haklarına dayalı bir barış ve bereket sistemini yürütecek özellik ve kabiliyetlerle, ve tabi imtihan mesuliyetiyle insanları yarattı.

İnsanları; hayvanlardan ayıran ve faziletli kılan 4 temel farklılıkla donattı.

1- İnsanlar; “doğru”yu “yanlış”tan ayırma yeteneğine sahip kılınmıştır.

2- İnsanlar; “güzeli çirkinden, iyiyi kötüden” ayırabilme kabiliyetiyle yaratılmıştır.

3- İnsanlar; “faydalı ile zararlıyı” ayırma yeteneğine sahip bulunmaktadır.

4- İnsanlar; “zulüm ile adaleti” birbirinden ayıracak yeteneklerle yaratılmıştır. Bu özellikler hayvanlarda bulunmamaktadır.

Örneğin, 2+2’nin 4 ettiğini bir çocuk dahi bilebilir, ama bir tavuk bilemez.

Bir parktaki güzel ve çirkin düzenlemeleri ve iyi kötü projeleri insan fark edip bilir, ama kediler bilemez…

Hangi bitkilerin faydalı ve zararlı olacağını ne kadar yenirse yararlı olacağını ve kış için hazırlık yapılacağını insanlar bilir, keçiler bilemez.

Ve yine kendi sahibinin bahçesinde otlamanın hak ve adalet, komşunun tarlasına zarar vermenin zulüm ve haksızlık olduğunu, insanlar bilir ama inekler bilemez…

Aziz Erbakan Hocamızın bu tespitlerinden şu nokta da anlaşılmaktadır ki; doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, iyiyi kötüden ve adaleti zulümden ayıramayanlar henüz gerçek ve olgun insan olma vasfını kazanamamışlardır.

“Andolsun, (küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan) cinn ve insanlardan birçoğunu cehennemlik (olarak) yetiştirip, fırsat verip çıkardık ki: Onların kalpleri vardır, bununla (gerçeği) kavrayıp anlayamazlar. Gözleri vardır, onlarla (ibret alarak) görüp bakamazlar. Kulakları vardır, bununla işitip (hakikati) duyamazlar. Bunlar, hayvanlar gibidirler, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, (yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından) gafil olanlardır.”(A’raf: 179)

A- Doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği AKIL’dır, bu yetenekle “İLİM” ortaya çıkmıştır.

B- Faydalıyı zararlıdan ayırma, yararlı ve ihtiyaç karşılayıcı olanı hazırlama kabiliyeti NEFİS sahasındadır, bunlar “EKONOMİ”nin ilgi alanındadır.

C- Adaletle zulmü ayırma, herkesi hak ettiğine kavuşturma yeteneği VİCDAN sayesindedir ve bunlarla SİYASET ve HUKUK düzeni yapılandırılmıştır.

D- İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini birbirinden ayırma, Hak’ka tabi ve taraf olup bâtıldan uzak durma yeteneği HİSSİYAT ve MANEVİ DUYGULAR sayesindedir ve bu konu AHLAKİ ve DİNİ KURUMLARIN konusu olmaktadır. İşte bu nedenle ADİL DÜZEN’de 4 ayrı, ama irtibatlı düzen bulunmaktadır. Bunlar:

1- Ekonomik Adil Düzen, 2- Adil Siyasi ve Hukuki Düzen, 3- Adil İlmi ve Eğitim Sistemi, 4- Adil Ahlaki Düzen olmaktadır.

Yeri gelmişken şu bilimsel gerçeği bir kez daha hatırlatmış olalım:

Artık kesinlikle biliyoruz ki, nebatat ve hayvanat dahil, bütün canlı varlıklar ve insanlar; dişi ve erkek iki hücrenin birleşmesinden oluşmaktadır. Bilimsel GEN araştırmaları ortaya koymuştur ki; canlıların temel yapı taşı olan o tek hücrenin etrafında bir zar bulunmaktadır, içerisinde plazma sıvısı vardır, bunun ortasında ise GEN dediğimiz asıl kromozom çekirdeği yer almaktadır. Ancak yapılan çok masraflı ve uzun zamanlı bilimsel araştırmalar şu gerçeği ispatlamıştır ki; bütün bitkilerin kromozomları – GEN’leri TEK boğumlu, bütün hayvanların kromozomları ÇİFT boğumlu, ama insanların kromozomları – GEN’leri ise ÜÇ boğumlu olmaktadır. Bunların başkalaşması ve birbirine geçiş yapması bilimsel olarak imkânsızdır. Yani Darwinistlerin iddia ettikleri gibi, cansızların canlılara, bitkilerin hayvanlara ve maymun gibi hayvanların insanlara dönüşmesi olağan dışıdır.

İnsanları huzur ve refaha kavuşturmak, barış ve bereketi sağlamak için, Adil bir Düzen şarttır:

a) Adil Düzen, “doğru”ları esas alarak ve “yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmıştır. 1- Aklı Selim, 2- Müspet İlim, 3- Tarihi Tecrübe ve Birikim, 4- Vicdani Kanaat ve Tatmin, 5- İlahi Din… Bu beş temel ölçüye göre, ittifakla “hayırlı, yararlı, iyi ve güzel” bulunan her şey DOĞRU sayılmıştır. Bu beş temel ölçüye göre ittifakla “zararlı, tahribatçı, fesat çıkarıcı ve çirkin”bulunan her şey de YANLIŞ sayılmıştır.

b) Adil Düzen: 1- Kafayı, 2- Kalbi, 3- Karnı, 4- Kişilik ve İtibarı doyuran ve sağlayan bir sistemdir. (Buna “4 K” esası diyoruz.)

Şu beş şey de olmadan, insan mutlu olamaz: 1- Huzur ve Barış, 2- Hürriyet, 3- Hukuk ve Adalet, 4- Hayat Kolaylığı ve Refah, 5- Haysiyet ve İtibar. (Buna “5 H” kuralı diyoruz.)

Yani toplumda farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden ayrımsız herkes saygındır; can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti herkese sağlanmalıdır.

Yeryüzünde temel zihniyet olarak iki sistem vardır: 1- Bâtıl ve zalim sömürü sistemleri 2- Hak’ka dayalı Adil Düzen…

Komünizm ve kapitalizm, farklı ve aykırı sanılsa da aynı Siyonist ve emperyalist çarkın iki ağzıdır. Ne var ki; komünizmde ezen-sömüren güç siyasi iktidardır. Kapitalizmde ise ezen ve sömüren güç sermaye baronlarıdır.

“Kalkınmak için önce para lazımdır, bunun için de faizli kredi bulunmalıdır” saplantısı ve algısı Siyonist şeytanların safsatasıdır. Çünkü para, üretilen malın değerini belgeleyen bir devlet senedi olmaktadır.

Adil Düzen’de, diyelim ki bir şeker fabrikası kuracağız.

1- Uygun projesi olan müteşebbis planlarını ve raporlarını getirir. Bağlı olduğu dini-ahlaki kurumdan, sendika ve loncalardan ilgili teminat mektupları ile beraber gelir. Birikimi yetmezse faizsiz kredi verilir.

2- Bu fabrikada çalışacak kalifiye ustalar ve işçiler ve onların temsilcisi olan sendika gibi kesimler belirlenir ve ikinci ortak kabul edilir.

3- Bu fabrikaya hammadde – şeker pancarı üretip verecek çiftçiler ve onların temsilcisikooperatifler ise üçüncü ortak kabul edilir.

4- Bu fabrikayı yönetecek, ürünleri pazarlayıp muhasebe işlerini görecek idareci ve memur kısmı ise dördüncü ortak olarak görevlendirilir.

5- Devlet ise; hazine arazisinden uygun arsa temin etmek, elektrik, su, telefon ve kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerini götürmek suretiyle beşinci ortak olarak girecektir. Ve bu fabrikadan ortaklık payı dışında ayrıca vergi istenmeyecektir.

Böylesine faizsiz, vergisiz bir fabrika, bugünkü fiyatının tam beşte birine gerçekleşecektir. Hatta bu fabrikanın işçileri, yetkililere gidip: “Biz 100 kişi değil, 75 kişi olarak da bu üretimi yapabiliriz. 25 arkadaşımızı başka yatırımlara kaydırın ki, bizlerin üretimden hissemiz ve gelirimiz artsın!” diyecektir. Ama bugünkü sistemde, fabrikanın çarkları ve motorları arasına demir parçaları atıyorlar ki, fabrika bakıma alınsın, kendileri de 15 gün yatsın. Çünkü nasıl olsa asgari ücret değişmeyecektir.

Hatta bugünkü bozuk ve bâtıl sistemde, hastalıklar ve hastalar arttıkça, doktorlar ve ilaç firmaları seviniyor ve palazlanıyor. Ama Adil Düzen’de, doktorlar kendi sorumluluk sahasında hastalıkları ve hastaları azalttıkları kadar gelirleri ve yetkili görevleri yükselecektir.

Bugünkü küresel Siyonist sömürü çarkı, şeytanlaşmış Yahudilerin en büyük zulüm saltanatıdır. 13 Siyonist Yahudi ailesi 7 milyar insanın neyi yiyip içeceğine, hangi modayı takip edeceğine, hangi hastalığa yakalanıp hangi ilaç ve aşıyı kullanıvereceğine, hangi savaş ve anarşilerin hangi ülkelerde patlayıvereceğine karar alıyor durumdadır. Saddam Hüseyin, Erbakan Hocama şu itirafta bulunmuşlardı: “CIA ajanlarının kışkırtması ile Kuveyt’i işgal ettiğimde, petrol şirketlerinin ve banka şubelerinin başında Arap şeyhlerini bulacağımı sanırken hep Amerikan Yahudi iş adamlarına rastlayınca şaşırmıştım!”

Bu küresel kapitalist ve Siyonist sistem Firavunlar düzeninin devamıdır

Almanlarla Japonların ortak yapımı, ama asıl patronları Yahudi olan Toshiba firması, ürettiği kompüter ve televizyon reklamını yaparken “Solonis Ainerhoeng Culture” sloganını kullanmışlardı. Bunun anlamı ve açılımı “Biz, derin ve tarihi bir büyük kültürün, yani Firavun döneminin ürünü ve devamıyız!”

Ama şimdi artık Muhammedi inkılâbın, İslami Adil Düzen bayramının yaşanacağı günler yaklaşmaktadır. Bunun, fikri ve fiili öncü komutanları içinde, Milli Çözüm ekibi de vardır.

Erbakan’ı karalama kampanyalarını Milli Çözüm Dergisi boşa çıkarmaktaydı.

Erbakan, Almanların milyonlarca Marklık teklifine yanaşmayıp, hizmeti ibadet bildiği Türkiye’ye dönüyordu.

Bu büyük bilim adamının ve yüksek teknoloji uzmanının Türkiye’ye döneceğini anlayan Alman yetkililer, Erbakan’ın önüne boş bir çek uzatıp: “Buraya istediğin rakamı yazabilirsin… Yeter ki Almanya’dan ayrılma, bizleri yüksek bilgi donanımından ve dehandan mahrum bırakma!” teklifini yapıyordu. Ama O, şahsi servet ve şöhretini değil, ülkesini ve milletini tercih ediyor, bin türlü sıkıntı ve saldırılara uğrayacağını bile bile, İstanbul’a dönüyordu. Buna rağmen, 10 bin Mark’a yakın bir patent ücreti her ay Hoca’nın hesabına yatırılıyordu. Ama daha sonraları birtakım sütü bozuklar “Bosna’ya yardım paralarına” ve “Partiye yapılan hazine yardımına el uzattı” ithamında bulunacak kadar azıtıyordu. Daha da acısı ve alçakçası; Hoca’nın en yakınlarından ve kurmaylarından sanılan bazı soysuzlar; “Erbakan davaya harcanmak üzere toplanan paralarla (güya bir müdahale durumunda el konulmasın diye) çeşitli taşınmazlar alıp üzerine tapuladı, ama kendisi vefat edince bunlar çocuklarına kaldı, onlar da bu malların üstüne yattı…” iftirasını atıyordu. Bu asılsız iddiaların hedefi, Erbakan’ın çocuklarından ziyade bizzat Hoca’nın şahsı olduğu sırıtıyordu. Yani Hoca; “Beytü’l-mâl konusunda tedbirsiz davranmak, haftalar süren ağır hastalık döneminde bile bu durumunun düzeltilmesine yönelik hiçbir adım atmamakla” suçlanıyordu. Ve daha da düşündürücü olanı, hem bu iftirayı atanlar hem de bizzat evlatları, her nedense, Erbakan’ın vasiyetini gizliyor ve yıllarca açıklamıyorlardı.

“İçinizden (insanları Hak’ka ve) hayra davet edecek, (ve bunun sonunda elde edecekleri devlet ve hükümet imkânlarıyla ma’rufu) iyilikleri yürütecek ve (münkeri) kötülükleri önleyecek bir ümmet bulunsun. (Hizmet için bir liderin çevresinde organizeli bir teşkilat kurulsun.) İşte asıl kurtuluşa erecek olan bunlardır.” (Al-i İmran: 104)

Bu ekip, toplumu kuşatacak belaların kalkanıdır:

Cenab-ı Peygamberimiz: “İsyana dalan bir kavimin içinde, o kötülükleri uyarıp önleyecek kimseler var da, buna rağmen engel olmuyorlarsa, Allah katından gelecek azabın hepsini kuşatması yakındır” buyurmuşlardır.

Hak’kı haykırmak, bâtılı tanıtmak, iyilikleri yürütecek ve kötülükleri önleyecek bir Adil Düzen için çalışmak, amel ve ibadetlerin en üstün olanıdır.

Bir Hadis’te şöyle buyrulmaktadır:

Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.