TAYYİBİZM; KEMALİZMİN KARŞITI MIYDI, İSLAMCI KILIFI MIYDI?

380
Paylaş:

25 Temmuz 2017

Siyonist merkezler, Türkiye için yeni “izm” arayışlarına başlamıştı. Çünkü gerçek Atatürkçülüğü unutturmak üzere, kendilerinin uydurup uygulattıkları Kemalizm iyice yıpranıp laçkalaşmıştı ve artık yama tutmazdı. Faizci sömürü düzenlerine, yani talan ve tahribat sistemlerine yeni ve daha yerli bir kılıf bulmaları lazımdı. Bu da adı konulmamışTayyibizm olmaktaydı. Kemalizm’e; “Batıcılık ve çağdaşlık” ambalajı sarılmıştı.Tayyibizm’e ise “Demokratlık ve İslamcılık” cilası yakıştırılmıştı.

TSK’daki FETÖ’cüler hakkında açıklamalarıyla tanınan E. Albay Zeki Üçok’un, dolaylı Erdoğan yandaşlığını böyle okumak lazımdı.

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından sıkça gündeme taşınan ve tartışılan“kontrollü darbe” iddialarına Eski Askeri Savcı Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok, Sn. Erdoğan’ı aklayıcı ve haklı çıkarıcı bir çıkış yapmıştı. 15 Temmuz öncesinde orduda en güçlü grubun Fetullahçılar olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seven çok az ordu mensubu olduğunu belirten Üçok; “Kontrollü darbeyi kontrol etmek için ondan daha büyük bir güç olması lazımdır. TSK’da Fetullahçılardan daha büyük bir güç bulunmamaktadır. Bunu Cumhurbaşkanı’nın yaptığı söyleniyor ama, tam aksine Cumhurbaşkanı’nın en zayıf olduğu kurum TSK’dır. Bu söylemler ne yazık ki FETÖ’nün ekmeğine yağ sürüyor” diyerek herkesi şaşırtmıştı. Öyle ya, koyu Kemalist, biraz Sosyalist bilinen, emeklilikten sonra Doğu Perinçek’in partisinde görevlendirilen bir şahsın, Sn. Recep T. Erdoğan’ı rahatlandırma ve temize çıkarma aşkı nereden kaynaklanmaktaydı?

İşte AKP İle CHP’nin 40 “Aynı”sı ve İslamcı Münafıkların Atatürk’le İlgili Çifte Standartları

Sn. Hayrettin Karaman “İslamcı Müslüman ve ahlak”[1] yazısında “Bütün Müslümanlar, İslam dinine mensup fert ve gruplar arasında sıkı bir birlik, dayanışma, yardımlaşma, düşmana karşı birlikte savunma ilişkisinin bulunması gerektiğinde ittifak ederler; çünkü bu dinlerinin emridir” buyurmaktadır. Peki o zaman Haçlı NATO ile bir olup Müslüman Libya’yı bombalayan AKP iktidarı ve Sn. Karaman gibi Hocaları hangi dinin mensuplarıdır?

Sn. Karaman: “Dünyanın farklı coğrafyalarında yurt edinmiş Müslümanların tamamının bir devletin teb’ası olmaları idealdir. Bunun mümkün olmadığı zamanlarda ise aralarında bir şekilde birlik oluşturmaları gerekir, bu da dinin emridir” buyurmaktadır. Peki o zaman Erbakan’ın İslam Birliği Projelerini askıya alan, İslam düşmanı ve ahlaksızlık kaynağı Haçlı AB’ye girmek için nice milli ve manevi değerlerimizi rüşvet sunan bu AKP iktidarı ve Sn. Karaman gibi Hocaları, hangi Dinin emirlerini uygulamaktadır?

Sn. Hayrettin Karaman’ın: “Her Müslümanın aynı zamanda İslamcı olduğunu yazdım ve ısrar ediyorum. Tartışılan husus bu terimle ilgilidir. Ahmed Naîm Bey gibi bazı İslamcı mütefekkirler bu terimi beğenmemişlerdir, ancak “sahih İslam’ı bütünüyle hayata geçirme, yaşatma ve yayma davası” manasında bir harekete karşı çıkan Müslüman olmamıştır, olamaz. İşte ben ve daha pek çok İslamcı bu davaya “İslamcılık” diyoruz, bu manada her İslamcı aynı zamanda Müslümandır” yorumları da sakattır. Çünkü “İslamcı” uydurması “Din İstismarcısı” anlamında kullanılmaktadır ve bu tanım AKP’ye tıpa tıp uymaktadır. 14 yıllık AKP iktidarında istismar amaçlı bazı yüzeysel kolaylıklar sağlama dışında, Kur’an ve Sünnete dayalı İslam’ın temel hükümlerini hayata geçirme konusunda hiçbir ciddi ve gerçekçi adımlar atılmamıştır. Hatta defalarca çağrımıza rağmen Sn. Karaman İslami esaslara ve çağdaş ihtiyaçlara uygun bir anayasa taslağı hazırlayamamıştır.

Sn. Karaman kendisini haklı çıkarmak için; “Bu bakımdan partileri karşılaştırmak isteyenler şu hususlara bakmalıdır: -Zorunlu ahlak derslerini kim koydu, kim karşı çıktı ve kaldırdı? -Zorunlu din derslerine kim karşı çıkıyor? -Zinayı, içkiyi, kumarı, eşcinselliği hangi parti ve zihniyet serbest bırakıyor?” diye sormakta ve gerçekleri göz göre göre çarpıtmaktadır. Çünkü:

a) “Din ve Ahlak Kültürü” derslerini zorunlu kılan, hatta kolay kaldırılmasın diye Anayasa maddesi olarak sağlama alan Kenan Evren ve 12 Eylül Anayasasıydı. Ama maalesef malum ve mel’un odakların ısrarları sonucu bu anayasal mecburiyeti kaldırıp, Din derslerini seçmeli hale sokma gafleti AKP iktidarınındır.

b) Evli kadınların zina yapmasının suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarılmasını, kumarın her çeşidine kolaylık sağlanıp yaygınlaştırılmasını ve Eşcinsellik ahlaksızlığına resmi meşruiyet kazandırılma adımlarını, hem de Haçlı AB’nin dayatmaları sonucu işte bu İslamcı AKP iktidarı atmıştır. Hepsinden beteri, her türlü zulmün ve kötülüğün kaynağı FAİZ sisteminin en sadık takipçisi ve tatbikçisi de AKP iktidarıdır.

25 Mart 2016 tarihindeki Gölcük konferansımızı izleyen eski Milli Görüşçü şimdi AKP’li bir ilahiyatçı dostumuz bizi arayıp: “Çok güzel ve önemli konuları gündeme taşımışsınız. Ama Atatürk’ü bu kadar övmeni ve öne çıkarmanı doğrusu yadırgadım” şeklinde sitemde bulunmuşlardı. Oysa, Türkiye’de hem kemiyyet (nüfus oranı) hem keyfiyet (etkinlik alanı) bakımından önemli bir kesimin haklı olarak saygı duyduğu ve sahip çıktığı Mustafa Kemal’in; din düşmanlarınca istismar aracı yapılmaktan kurtarılması, böylesi tarihi şahsiyetlerin gençliğimize ve gelecek nesillerimize doğru ve olumlu şekilde tanıtılması lazımdı; bizim çabamız da bu amaçlıydı. Kendilerine bu ilgilerinden ve samimi tenkitlerinden dolayı teşekkür ettikten sonra sormuştum:

— Mustafa Kemal’e soğuk bakmanızın, hatta bazılarının küfürle suçlamasının altında ne yatmaktadır? Ondan şu yanıtı almıştım:

— İslam’a dayalı Osmanlı hukuk nizamını kaldırıp yerine Batılı kanunları koymadı mı?

Bunun üzerine kendisine hatırlatmıştım:

— Eğer en büyük hatası bu oluyor ve Onun küfrüne sebep sayılıyorsa; tek başına 14 yıldır iktidar olduğu halde faiz, fuhuş, kumar, idam (kısas) ve vergi gibi konularda bir tane olsun İslam’a uyan ve Kur’an’ı esas alan hiçbir kanun çıkarmayan, tam aksine Haçlı AB’nin dayatmasıyla yüzlerce Batılı yasa paketlerini hem de CHP ile birlikte takır takır Meclisten geçirip yürürlüğe koyan ve kendi anayasamızı Kopenhag Kriterlerine ve AB ölçütlerine uydurmak üzere Mecliste özel komisyonlar oluşturan şu AKP, Dinen hangi konumdadır? Batılı Kanunları getirdiği için Atatürk kâfir sayılırken, aynı kanun ve kriterleri ülkeye taşıyan, hatta Türkiye’mizin bölünmesine meşruiyet kazandıracak yasaları meclise onaylatan bu AKP’nin ve kurmaylarının dindar kahraman sayılması, hem Kur’an’a hem vicdana, hem de akla ve insafa uygun bir yaklaşım mıdır?

Üstelik Atatürk yurdumuzu işgal eden Haçlı Avrupalıları kovmak ve bağımsızlığımızı kazanmak üzere onlarla şanlı kurtuluş savaşımızı yaparken, şimdi AKP Türkiye’yi aynı Haçlı AB’ye kuyruk olarak sokmak ve AB’nin eyaleti olmak için çırpınmaktadır. Atatürk vefa borcuyla ve vatan savunması uğruna, en zor şartlarda arkadaşlarıyla Libya’ya gidip Haçlı İtalyanlara karşı çarpışıp gözünden yaralanırken, AKP’li sahte kahramanlar Haçlı NATO’yla bir olup Libya’yı bombalamaktan sakınmamışlardır. Atatürk Filistin’de İsrail kurulmasın ve Suriye işgale uğramasın diye o bölgede yıllarca savaşırken, bunlar Suriye’nin dağıtılmasına ve Irak’ın parçalanmasına taşeronluk yapmışlardır, hatta Barzani Kürdistan’ına resmen Devlet statüsü tanımışlardır!?. Arap Baharı safsatasıyla Libya ve Suriye’de başlatılan iç savaş ve saldırılar sonucu tam 700 bin masum Müslümanın katledilmesinin günahına ortak olmuşlardır. Şimdi lütfen söyleyin; Atatürk’e o kötü sıfatlar yapıştırılırsa şu AKP’ye hangi sıfatlar layıktır?

Bu sorular karşısında şaşırıp kalan, hatta şoka uğrayan dostumuz, işi şakaya vurup:

— “Yapma Ahmet Hoca, bunlar bizim eski arkadaşlarımız… Üstelik hanımı tesettürlü bir Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız olduğu için gurur duymalıyız…” deyince, kendisine:

— Doğru, ama unutma, Atatürk’ün eşi Latife Hanım da başörtüsü takardı!?.Hatırlatmasını yapmıştık.

Bu yanıtlardan ve sorulardan iyice bunalan, tutarsızlıklarının ve çifte standartlarının farkına varan dostumuz, güya en büyük kozunu ortaya koyar gibi;

 “Canım her şey bir tarafa, şu CHP ile AKP’yi de herhalde bir tutmayacaksınız!..” diyerek kendi mantığıyla üste çıkmaya çalışmıştı. Biz de kendisine:

— Bak dostum, biz AKP ile CHP’nin temel zihniyet ve istikamet olarak tam 40 (kırk) konuda aynı olduklarını ortaya koyup yazacağız. Tek farklarının, AKP’nin Din istismarcısı CHP’nin ise Devrim simsarcısı olduğunu, hiç kimsenin karşı çıkmayacağı kanıtlarla ispatlayacağız…

Siyonist merkezlerin Türkiye’yi gütme değneğinin iki ucu olan AKP ve CHP’yi farklı ve birbirine aykırı zannedenlere, bu iki partinin temelde ayrı değil aynı olduğunugösteren tam 40 (kırk) maddelik tespitlerimizi açıklıyoruz. Her iki parti kurmaylarının ve yandaş kurnazlarının da, görünüş ve şekil dışında, yani CHP’nin güya çağdaş ve devrimci, AKP’nin de muhafazakâr ve dinci geçinmeleri ve haliyle farklı yaşam tarzı ve tavrı sergilemeleri dışında, temel zihniyet ve sistem olarak bu partilerin sadece “10” farkını bulup söylemesini bekliyoruz…

CHP-AKP (Kemalizm ve Tayyibizm) Aynı Saatin Yelkovan ve Akrebi Gibidir!

1- Her ikisi de AB’cidir. Bunlar egemenliğimizin AB’ye devrine rıza göstermektedir… Her ikisi de bağımsızlık haklarımızın AB’ye terkini istemekte, bunu gaye edindiklerini söylemektedir. Bu noktada, örneğin “Subaylar Sivil Mahkemede mi, Askeri Mahkemede mi Yargılansın” tartışmaları ve taraf gibi davranmaları, rol gereğidir. Çünkü AB’ye alındıktan sonra zaten askerimizi de polisimizi de, sivilimizi ve siyasetimizi de haliyle AB kurumları yargılayıp yönetecektir…

2- Her ikisi de ABD’cidir. Amerika bunların “Tağutu-Tanrısı” yerindedir.

3- Her ikisi de İsrailcidir. Bunlar İsrail’in bölgemiz ve ülkemizdeki yüksek çıkarlarını gözetmektedir ve zaten İsmet İnönü hükümeti 1948’de İsrail’i ilk tanıma şerefine ermiştir. Sn. Recep Erdoğan ise normalleşme anlaşmasını imza etmiştir.

4- Her ikisi de Yahudi Lobicidir. Hem AKP hem CHP onların himmet ve himayesine taliptir.

5- Her ikisinin de önemli yönetici ve milletvekillerinin bir kısmı Mason Locası üyesidir.

6- Mason Locasının tahribatlarına ve gizli diktatoryasına her iki parti de tepkisizdir. AKP Dinimizi, CHP devrimi istismar edicidir…

7- Her iki partide de Sabataist ve Karaim Yahudileri üst görevlerdedir. Yan kuruluşları ve yandaş sivil oluşumları da Soros’un beslemeleridir.

8- Her ikisi de Batı taklitçisidir. E. Milli Eğitim Bakanı ve AKP kurucularından Hüseyin Çelik Erdoğan’ın kendisini yeni partiye davet ettiğinde;

“Ben, kurulacak partinin Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet partilerinin devamı veya başka bir versiyonu olması halinde böyle bir partinin içinde yer almayacağımı; ancak merkezde, ayakları geniş basan, dini değerler üzerinden değil, demokratik değerler platformunda siyaset yapan bir partinin kurulması halinde severek böyle bir oluşumun içerisinde yer alacağımı söyledim. Kurulması gereken partinin olması gereken ve olmaması gereken özellikleri ile ilgili bazı detaylar dile getirdim. Sayın Erdoğan bana “Kurmak istediğimiz parti, tam da sizin bu çerçevesini çizdiğiniz partidir” dediğini kişisel internet sitesinde açıklamıştır. (Bak: 23 Mart 2016) Bu itiraflar; Erdoğan’ın, Erbakan’ın Milli Görüş ve Adil Düzen projelerini askıya alma ve Siyonizm’in hedeflerini kolaylaştırma karşılığı iktidara hazırlandığının da kanıtı yerindedir.

9- Her ikisi de NATO taraftarı ve sadık müttefikidir.

10- Her ikisinin de fikir babaları ve danışmanları Rotary ve Lions müdavimleridir.

11- Her İkisi de İttihat ve Terakki’nin, Siyonist Yahudi Lobilerinin takipçisidir.

12- Milli ve yerli bağımsız proje üretemezler, bunlar taşeron tatbikçilerdir.

13- Her ikisi de faizcidir. Faizsiz bir düzen için hiçbir girişimleri görülmemiştir.

14- Her ikisi de IMF kefalet kurumu aracılığı ile Siyonist bankerlerden borç dilenmektedir.

15- Yandaş zenginleri farklı, ama ikisi de rantiyecidir.

16- Her ikisi de manevi-ahlaki tahripçidir. Hele AKP döneminde ailevi ve ahlaki çöküşe hız verilmiştir.

17- İkisi de Bilderberg’cidir ve Millici değil küreselcidir.

18- AKP ve CHP, ikisi de Davos müşterisidir.

19- İkisi de KKTC’yi AB önünde bir engel görmektedir ve taviz için takiyye yürütmektedir.

20- İkisinin de politikası; Türk tarımının öldürülmesi ve insanımızın gâvura muhtaç hale getirilmesi yönündedir.

21- Her ikisi de çiftçimizi İsrail’in geni bozuk tohumlarına mahkûm etmiştir. Halk sağlığımız İsrail firmalarına feda edilmiştir. İsrail ise AKP’nin bu kıyağına karşı Miraç Gecesi TRT’ye Mescidi Aksa’dan (daha ziyade Kubbet-us Sahra görüntülü ve tartışma yaratan)yayın yapma izni vermiştir. Ve böylece dindar halkımız uyutuluvermiştir.

22- İkisi de vergiyi fakirden; işçi, köylü ve esnaf kesiminden alıveren zihniyettedir.

23- İkisi de krediyi kendi zenginlerine vermektedir. Rahmetli Mustafa Koç ve kardeşi ailesiyle birlikte vefatından bir gün önce Aksaray’da Sn. Cumhurbaşkanının özel misafirleri olacak kadar samimilerdi. Yani “gündüzleri hacılarla hocalarla, geceleri ise Koç’larla Localarla beraberlerdi”.

24- Her ikisi de “Ruhban okulunun açılması” gibi azınlıkları azdıracak taleplerin hizmetçisidir.

25- AKP dindar-muhafazakâr kesimleri, CHP ile; CHP ise çağdaş geçinenleri AKP ile ürkütüp korkutarak oy devşirmektedir. Yani tahterevallinin denge partileridir.

26- Zaten Recep T. Erdoğan’a Başbakanlık yolunu CHP, Sn. Abdullah Gül’e Cumhurbaşkanlığı koltuğunu birlikte açıvermişlerdir.

27- Her ikisi de ülke yararını değil, parti ve yandaş çıkarını düşünmektedir.

28- CHP ve AKP’nin görünüşleri ve yaşam biçimleri sizi aldatmasın. Çünkü“görüş”leri ve gayeleri birdir.

29- Her ikisi de, Milli ve yerli bir hukuk ve ahlak düzenini değil, Batı’nın dayattığı haksız ve ahlaksız sistemleri ve demokratik cilalı despotik yönetim biçimlerini tercih etmektedir. Bu nedenle AB’den talimatla gelen uyum yasalarını AKP ile CHP hemen el ele vererek birlikte Meclisten geçirmektedir.

30- AKP bir zamanlar doğrudan şimdi perde arkasından BOP’un Eşbaşkanlığını yürütürken, CHP İsrail’e dolaylı yandaşlığını sürdürmektedir.

31- İkisi de yargıyı siyasallaştırma hevesindedir. Birisi Ergenekon davasının avukatı, diğeri savcısı gibi hareket etmişlerdir. Aynı tavır HSYK’nın tayin ve terfi yetkisine müdahalede de görülmektedir.

32- AKP-CHP her ikisi de aynı Siyonist odakların Türkiye değneğinin sağ ve sol uçları gibidir ve zulüm sisteminin temel çıbanlarına dokunmayan pansuman tedbircilerdir.

33- Her ikisinin yöneticileri de, evrensel boyutları ve yeni medeniyet programları olan Milli, ilmi ve insani projeler üretmekten aciz ve bilgisizdir. Ulusal ve uluslararası çapta misyon ve vizyon fakirleridir.

34- CHP Askerin ve Alevi kardeşlerimizin, AKP ise Masonik merkezlerin ve din sömürücülerinin sözcüleri rolüyle siyasi rant devşirmektedir, hiçbiri kucaklayıcı, kurtarıcı ve bağımsız teoriler ileri sürememektedir.

35- CHP Mason ve Moon tarikatının; AKP ise uzun yıllar zalim gâvurlarla diyalog ve dayanışmacı cemaatin hizmetine girmiştir ve milli birliğimizi tahribatcı takımının temsilcisidir.

36- Her ikisinin de en büyük endişesi, Milli Görüş zihniyetidir ve en ciddi tepkileri hâlâ Erbakan çizgisinedir. CHP Milli Görüş karşıtlığıyla, AKP ise Milli Görüş kaçkınlığıyla, ABD ve AB ağabeylerinin gözüne girmişlerdir.

37- Bunların kavgaları millete hizmet yarışı düşüncesi değil, Siyonistlerin sömürü arabasına “onun yerine, bizi yemleyip koş…” hevesi ve çekişmesidir.

38- AKP ile CHP’nin kalıpları ve kılıkları farklı da görülse, kafa yapıları ve kankaları (Mason kardaşları) aynı olan partilerdir. Bunlar çağdaş Firavunların; birisi smokin yakalı ve fötr şapkalı; ötekisi külahlı ve çarşaflı kâhyaları ve köleleri yerindedir…

39- Bu iki partiyi farklı zannedenlere, öncelikle, “Zındık” ve “Münafık” kavramlarını çok iyi öğrenmeleri tavsiye edilir.

40- AKP’nin “Muhafazakâr ve Reformist”, CHP’nin “Çağdaş ve Kemalist” geçinmeleri; hanımlarının farklı giysiler içinde görünmeleri ve her ikisinin değişik geçmişten gelmeleri, sadece rollerinin gizlenmesine ve kontrollerinin daha kolay yürütülmesine yöneliktir. Elbiselerinin rengi, modası ve astarı farklı da olsa, kumaşları ve asılları aynı maddedendir.

Demek ki; Ya Adil Düzene geçilecek, veya bugünkü adi ve Siyonist sömürü sistemleri insanlığı ezecektir!… Bu nedenle Milli ve haysiyetli bir mutabakat girişimi mutlaka gereklidir.

Kemalizm ile Tayyibizm (CHP ile AKP), ortak ve mutlak görevleri olan Haçlı Batı’ya ve NATO’ya hizmet gayretiyle, Libya saldırısına katılmış, masum ve mazlum on binlerce insanın katline ve Libya’nın tahribine sebep olmuşlardı!

Libya operasyonuna Türkiye de katılıp, on binlerce masum insanın katline ve ülkenin tahribine destek vermişti

Erdoğan’ın ‘NATO, Libya’ya müdahale edemez’ çıkışı, BM kararına kadar dayanabilmişti. NATO askeri planlamasına Türk savaş uçak ve gemileri dahil edilmişti. Karışıklık içindeki Libya’da halka yaygın şiddet kullanan Muammer Kaddafi’ye karşı NATO askeri gücünün harekete geçmesine en açık direniş Almanya’dan gelmiş, bu konudaki ilk tepkiyi de Almanya temasları sırasında, 28 Şubat’ta Başbakan Tayyip Erdoğan dile getirmişti. “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye soran Erdoğan, Türkiye’nin Libya’ya NATO müdahalesine karşı çıkacağını söylemişti. NATO’da bütün kararların oybirliği ile alınacağı göz önünde bulundurulduğunda, bu önemli bir dirençti. Erdoğan’ın Batı yönetimlerine“Petrol kuyularından ibaret göremezsiniz” dediği Libya’ya aynı Haçlı Batı’nın bastırmasıyla hemen değişmiş, maalesef bu büyük zulme eşlik etmişti. Üstelik Başbakan Erdoğan 14 Mart’ta İstanbul’da bir çıkış daha yapmış: “Libya ya da bir başka ülkeye yapılacak NATO müdahalesini son derece faydasız görüyoruz. Faydasız olmanın ötesinde tehlikeli sonuçlar doğurabileceği kaygısını taşıyoruz.” demişti.

Aynı gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Libya’ya “NATO’nun direkt müdahalesi söz konusu olamaz” demişti. Akla ilk gelenler, müdahale konusu NATO’ya gelirse, Türkiye’nin veto edebileceği yönündeydi. Çünkü Türkiye veto etse NATO bu zulmü işleyemezdi. Bu gelişmeler hızlandı ve 17 Mart günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Fransa, İngiltere ve Lübnan’ın isteğini onaylayarak, Kaddafi’ye ateşkes çağrısı yaptı ve aksi halde engellenmesini istedi. Bu, Ankara’daki rüzgârı da değiştirdi. Başbakan Erdoğan, ağız değiştirip 18 Mart’ta “BM kararının derhal uygulamaya konulmasını, ateşkesin sağlanmasını” istedi. Bunun anlamı, BM zemininde Libya’ya askeri harekât ihtimalini Türkiye’nin kabul etmesi demekti. Birkaç saat sonra Obama, birliklerine güç kullanma talimatı verdiğini ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ı ‘Avrupalı ve diğer müttefiklerle görüşmek üzere’ Paris’e gönderdiğini bildirmişti. Türkiye siyaseten sessizliği tercih edince Almanya da böylece itirazında yalnızlığa itildi. Ardından Kara birlikleri değil ama Türk Deniz ve Hava Kuvvetleri, NATO’nun Libya’ya müdahale planına katılıverdi.

Oysa 29 Kasım 2010 tarihinde Libya’da Erdoğan’a insan hakları ödülü verilmişti

Erdoğan Libya’da Kaddafi’nin elinden İnsan Hakları Ödülü’nü aldıktan sonra bir konuşma yapmış ve aynen şunları söylemişti:

“Biz birbirimize sırtımızı dönemeyiz. Birbirimizden habersiz ilgisiz alakasız yaşayamayız. Bizim medeniyetimiz bize şunu emrediyor: Komşusu açken tok yatan bizden değildir. Biz Ankara’da İstanbul’da Konya’da bu emre ne kadar muhatapsak, sizler de burada aynen muhatapsınız. Biz Türkçe olarak ev alma komşu al derken, sizler de bunu Arapça söylüyorsunuz. Bizler bir vücudun parçaları gibiyiz. Bir yerküre gemisinde ortak bir kaderle hareket ediyoruz. Barış kardeşlik dayanışma hepimizin ortak menfaatidir. Biz dünyanın neresinde olursa olsun zulme, haksızlığa karşı çıktığımızda, gerek kendi ülkemizde gerek uluslararası çevrelerce eleştiriliyoruz. Bizim zulüm karşısında haykırışımızı anlamayanlar, bizim tarihimizi okumayanlar, bizim medeniyetimizi kavrayamayanlardır. Biz insanı eşrefi mahlûkat olarak görüyoruz. Bizim için can kutsaldır. Bizim çığlığımız insanlık çığlığıdır. Saraybosna’da nasıl kardeşlik diyorsak, Irak’ta da kardeşlik diyoruz. Biz insanları insan oldukları gerçeğinden hareketle seviyor ve hiçbir ayrım gözetmiyoruz. Açık söylüyorum. Çocuk dünyanın her yerinde çocuktur. Batının kuzeyin çocukları ne kadar masumsa, doğunun güneyin çocukları da o kadar masumdur. Hiç kimse kalkıp da Filistin’in çocuklarının, başka coğrafyanın çocuklarından daha suçlu olduğunu iddia edemez. Tel Aviv’in çocukları bizim için ne kadar kutsalsa Gazze’nin çocukları da o kadar kutsaldır.”

Görüşmede, Libya lideri Kaddafi, Başbakan Erdoğan’a “Birçok liderle görüşmemiz var ancak ilk sizinle başlamayı uygun gördük. Zira onur konuğumuzsunuz. Katılımınız ve konuşmanız çok güzel. Konuşmanız için çok teşekkür ederiz, bizi mutlu ettiniz” diyerek yakın ilgi göstermişti.

Sn. Recep T. Erdoğan, bir yıl önce böylesine iltifatlar yağdırdığı, insan haklarını ve İslam kardeşliği esaslarını hatırlattığı Libya halkına ve Türkiye dostu Kaddafi iktidarına; bir yıl sonra Siyonist NATO ve Haçlı Batı ile birlikte saldırmaktan ve on binlerce masum Müslümanın katledilmesine ortak olmaktan çekinmemişti. İşte Tayyibizm’in hayat felsefesi, ahlak prensibi ve vicdan psikolojisi böyle bir şeydi.

“Her kim de bir mü’mini kasten ve haksız yere (taammüden) öldürürse (ve öldürülmesine yardım ederse), bunun (ahiretteki) cezası ebedi kalacağı cehennemdir. (Dünyada ise) Allah, (mü’minleri katledenlere ve zalimleri destekleyenlere) gazap etmiştir. Bunları lanetlemiştir ve böylesi hainler için büyük bir azap (ve rüsvaylık) belirlemiştir.”(Nisa: 93)

“İşte bu nedenle; İsrailoğullarına da yazmıştık ki; -öldürdüğü başka birisine karşılık (kısasen), veya bulunduğu yerde çıkardığı fitne ve fesada (anarşi ve isyana binaen) olmaksızın- her kim (haksız yere) bir kişiyi öldürürseDevamını okumak için tıklayınız.


[1] 10.04.2016 / Yeni Şafak

[2] “We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.” By Recep Tayyip Erdogan The Wall Street Journal March 31st, 2003

[3] http://www.milliyet.com/2006/05/16/siyaset/siy03.html

[4] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295) Not: Oysa Vatandaşlarımızın %72’si BOP’u tehlikeli görmekteydi. (25.07.2004 – Yeni Şafak

[5] II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:375

[6] II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:322

[7] Irak işgalinden üç ay önceki Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamadan.

[8] http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/SUBAT/05/tkivanc.html

[9] (You are a great man) Kasım 2004

[10] http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=1&aid=2257

[11] (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek Programı) 18.02.2004. Hürriyet Gazetesi, sayfa: 20.

[12] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=66614

[13] http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html

[14] 21.08.2004 – Vakit

[15] http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/axsiy02.html

[16] 25173 sayılı Resmi Gazete – Yayın tarihi:19 Temmuz 2003 Cumartesi

[17] http://www.istanbul.gov.tr/images/docs/emir.doc

[18] http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html

[19] 14.02.2007 – Zaman

[20] Aralık 2004

[21] Harp Akademileri Komutanlığı Yıllık Değerlendirme Konuşması, 20 Nisan 2005, Hilmi Özkök

[22] http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=248953

[23] 29 Şubat 2004 – Pazar Postası

[24] Vakit Gazetesi, 17.05.2003

[25] 07.12.2004 – Vakit

[26] 14.12.2004 – Vakit

[27] http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6721

[28] 18.052003 – Vakit

[29] http://www.yenisafak.com.tr/politika/?q=1&c=2&i=48782&Ermeni/Cemaati/se%C3%A7imlerde/Ak/Partiyi/destekleyecek

[30] 27.09.2004 –Vakit

[31] 16.03.2007 – Zaman

[32] 31.05.2007 – Posta

[33] http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/471680p.asp

[34] 2004

[35] 2004

[36] 23.11.2005 – Vakit

[37] http://arsiv.sabah.com.tr/2005/01/13/gnd106.html

İçerik buraya yazılacak. Yazıları iki yana yaslamayı unutmayınız.

Kaynak:

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.