ÖNCE FETÖ’YÜ ALKIŞLAYANLARIN ŞİMDİ SAHTE “KARGIŞ”LARI

122
Paylaş:

22 Nisan 2019

18 Haziran 1990 akşamı, Dinç Bilgin’in televizyonu ATV’nin akşam ana haber bülteninde, spiker Ali Kırca tarafından; “Bir vatandaşın bana verdiği kaset” dediği “Fetullah Gülen kaseti” yayınlanıyordu. Yine Dinç Bilgin’in gazetesi Sabah bunu, 19 Haziran günü;“Maske düştü… F. Gülen devleti ele geçirmek için takiye yapılacağını anlattığı kaset ortaya çıktı?” süper manşeti ile veriyordu. Gazete, kaseti tam metin olarak yayınlıyordu. “Devleti ele geçirmeye yönelik ifadeler” kısmında Fetullah Gülen şunları söylüyordu: “Adliye ve mülkiyede ve bir başka hayati müessesedeki bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, gelecek adına bizim o ünitelerdeki garantimizdir. Bunlar bizim varlığımızın teminatı gibidir… Mevcut durum muhafaza edilmelidir. Daha bir takviye edilmelidir. Fakat mevcuttan bir ölçüde taviz verilmemeli derken, katiyen zayiata gidilmemeli, zayiata meydan verilmemelidir… Müslümanların belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır. “Erken vuruş” diyeceğim çıkışlar yapılırsa, dün Cezayir’deki gibi başlarını ezer… Bir yanlışlık falso yaratır. Ve bu falsoyla verdiğimiz mağlubiyeti telafi edemeyiz. Bu defa da onlar bizi derdest ederler, daha da belinizi doğrultmanıza fırsat vermezler. Hafazanallah… Hem o kanun ve kuralları kullanma, hem de bir kanun ve kural adamı olma imajı verilmelidir. ‘Harfiyen riayet ediyor bunlar’ denmelidir. İleride daha önemli yerlere gelmemiz için de bu yaklaşım sergilenmelidir.” Aslında bu sözler Fetullah Gülen haininin devlet kurumlarına ve Ordu’ya sızdığının itirafıydı. Ama nice İslamcı yandaşlar ve sonra Erdoğancı kesilen solcu-sağcı yazarlar o süreçte FETÖ’ye sahip çıkmışlardı.

Sabah: “F. Hoca’ya idam talebi” manşeti altında şunları yazıyordu: “DGM Savcısı Yüksel, F. Gülen hakkında idam istemiyle 146. maddeden dava açmaya hazırlanıyor. TCK’nın 146. maddesinde ‘Anayasal düzeni yıkarak yerine dine dayalı devlet düzeni kurmaya teşebbüs’ ifadeleri yer alıyor. Okulları da gözaltında. Gülen imparatorluğu. 600 trilyonluk adım. Hoşgörü abidesi nasıl doğdu ve nasıl çatladı?”

Cumhuriyet: “Fetullahçılar Panikte” manşeti altında: “Kimleri kandırmadı ki, aydın ve siyaset çevrelerinden F. Gülen’in icraatlarına kananların sayısı neredeyse Titanic gemisini doldurabilir” diyordu.

Posta: “Ecevit Şaşırttı” manşetiyle: “DGM savcısı harekete geçti. Kasetler televizyonlardan istendi. Gülen hakkında idam istemli dava açılması gündemde. Ama Ecevit, ‘Gülen’in yanıtını bekleyelim’ diyordu”.

Yandaş Yeni Şafak: “Engizisyon” manşeti altında Fetullah Gülen’e sahip çıkıyordu:“Perinçek’in adamları yeni bir linç için düğmeye bastı. Gülen aleyhine yeni bir kampanya başlatıldı. Kampanya’nın Doğu Perinçek ve ekibinin ihbarlarından sonra başlatılması dikkat çekiyor. Aynı isimler (Ali Kırca, Doğu Perinçek, Türkan Saylan, Kemal Yavuz, Faik Bulut, Haşmet Atahan) yine sahnede… 28 Şubat yöntemi… Yeni irtica dalgası.” diyerek Fetullah Gülen’i masum göstermeye çalışıyordu. İşte o süreçte de Fetullah Gülen’in hıyanetlerini açığa vuran tek ve gerçek tenkitleri sadece Milli Çözüm Dergisi yapıyordu.

Fetullah Gülen’in ilk tepkisi tam bir şarlatanlıktı!

O sırada kaçtığı Amerika’da bulunan Gülen, Cihan Haber Ajansı aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, kaset ile ilgili olarak şunları söylüyordu:“Bu kaset gizli bir çekim olmayıp, ziyaretime gelen vatandaşlara hitaben yapılmış ve tarafımdan kayda alınmıştır. Sohbet kasetlerinin tamamı gösterilmemiş, belli bölümleri bir araya getirilmiştir. Kasetlerin tamamı incelendiğinde de görüleceği gibi benim devletin karşısında değil yanında olduğum açıkça belirtilmiştir. Bundan çok seneler önce yapılan bu sohbetlerin bu ülkeyi seven insanların devlete ve millete sahip çıkması gerektiğini, aksi halde devletin çete ve mafyaların eline geçeceğini belirten konuşmalar olduğu anlaşılacaktır. Eski komünist düşüncelerin, ateistlerin, devleti ele geçirmek isteyen komünist fikir sahiplerinin inanan insanları sıkıştırmaları karşısında, soru soranların kendi bulundukları yerde bu türlü muamelelerle karşılaşmaları itibariyle, soru soranlara verilen irticalen (gazetede bu, ‘irticai’ olarak, geçerek garabet sergilenmiştir) cevaplardır.

Benim devleti ele geçirmek gibi bir niyetim olsaydı, yurt dışındaki okullarda farklı millet ve dinlere hizmet eden müteşebbis iş adamları ve kuruluşları teşvik etmezdim. Bu etkinlikleri ülke içinde yönlendirmeye çalışırdım. Yine devleti ele geçirmek gibi bir niyetim olsa, siyasi bir yapılanmanın yanında ve içerisinde bulunurdum. Devleti ele geçirme iddiası çirkin bir iftira ve komplodur. Benim hukuka aykırı hiçbir fiilin veya oluşumun içinde olmayacağım apaçık bir gerçektir. Hiçbir illegal yapılanma, örgütlenme içinde olmadığım pek çok mahkeme kararı ve DGM kararıyla sabittir… Özellikle belirtmek gerekir ki, bana yönelik çirkin iftira somut bir hadiseye veya gerekçeye değil, devlet içindeki bölücü, yıkıcı ve yasa dışı bir yapılanma içinde olan kişilerin bir tezgâhına dayalıdır. Medyaya yansımadaki zamanlama da bunu göstermektedir. Muhtelif zaman ve zeminlerde özel sohbetlerimin belli kısımlarının bir araya getirilerek, kendi fikirleri doğrultusundaki bir mana verilmeye çalışılmış ve böylece kişilerin zihninde hakkımda bir şüphe doğurulmaya çalışılmaktadır.

Hâlbuki bütün ömrümü dünyevi hiçbir makam ve menfaat beklentisi içinde olmadan ve sadece Allah rızası için Türk milletine ve bütün insanlığa İslam’ın dini, milli, kültürel değerlerini başkalarına anlatmaya ve yüce mesajını ilmi yoldan anlatmaya vakfetmiş biri olarak, bu asılsız iddialarla ilgili en küçük bir şüpheyi davet edebilecek herhangi bir davranışım yoktur.” (Sabah,20.06.1999)

Siyasilerin ilk tepkileri şaşırtıcıydı!

Başbakan Ecevit 19 Haziran’da, “Kaset hakkında ne dersiniz?” sorusu üzerine şunları söylüyordu: “Bu konuya girmek istemiyorum. İtham edilen tarafın ne söyleyeceği belli olmadan bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum. Türkiye’de önemli şeyler oluyor. Türkiye’nin gündeminde DGM’lerle ilgili Anayasa değişikliği (DGM’lerden askeri yargıçların çıkarılması), Bankalar Tasarısı’nın çıkarılması gibi önemli şeyler oluyor. Bu arada gündemin başka bir yerlere kaydırılmasını içime sindiremiyorum.” Böylece açıkça FETÖ’ye sahip çıkıyordu.

MHP lideri Devlet Bahçeli, “yorum yok” diyor ve teşkilatına “susun” talimatını veriyordu.

FP’li Abdullah Gül ve Yasin Hatipoğlu, Erbakan Hoca’ya rağmen; mahkemelerin suç unsuru olarak kabul etmediği kaset etrafında koparılan “suçluluk propagandalarının” havada kalmaya mahkûm olduğunu açıklıyorlardı. Ayrıca, Abdullah Öcalan’ın “idam edilmemesine içte ve dışta bin bir türlü kılıf aranırken”, Gülen hakkında “idam”ın hararetle istenmesini garipsediklerini söylüyorlardı.

FP lideri Recai Kutan, MGK toplantısının öncesi ve sonrasında cereyan eden olayları“28 Şubat sürecinin devamı” olarak değerlendiriyordu. (Sağduyu, 24.06.1999)

MHP Meclis Grup Başkan Vekili İsmail Köse, “Hocaefendi’yi alıp, ‘diyalog ve uzlaşmadan yana, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli din adamı’ olarak lanse edenler, bugün sırtından hançerlediler” diyordu. (Milliyet, 24.6.1999)

MHP’li Bayındırlık Bakanı Koray Aydın (Şimdi İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı) da “Gülen’e ait 6 yıl önceki kasette geçenlerin bugün için geçerli olmadığını, Hoca’nın ‘Değişim geçirerek Atatürk’e bağlı ve rejimi benimsemiş bir kişilik’ kazandığından bahisle: Böyle organizasyonlarda başka biri var mı? Yok! Ben kendisine saygı duyuyorum. Herkes de saygı duymalı” görüşlerine yer veriyordu. MHP lideri Bahçeli’nin “susun” talimatı vermesine rağmen, MHP’lilerin genelde Hoca lehine konuşmaya devam ettikleri görülüyordu.

MHP İzmir Milletvekili Yusuf Kırpınar, Zaman’a demeç verip. “Gülen’e kurulan çirkin komplo ve iftiraların arkasında 68 Kuşağı’ndan kalma ateist ve komünistler var”diyordu. (Zaman, 21.06.1999)

O süreçte FP Grup Başkan Vekili Bülent Arınç’tan Gülen’e destek geliyordu: “Fetullah Gülen, TC’ni seven, bu ülkenin değerlerini paylaşan pırıl pırıl insan”diyor ve “Atatürk ve Cumhuriyetle aykırı hiçbir söz ve davranışının bulunmadığını”söylüyordu. (Radikal, 21.06.1999)

DYP Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı, DYP’nin devletin temel niteliklerinin değiştirilmesine karşı olduğundan bahisle, “Gülen’in yıllardır yakından tanındığını, devletin düzenini değiştirmeye matuf bir faaliyet içinde ise bugüne kadar niçin beklendi?” şeklinde soruyordu. (Radikal,21.06.1999)

Süleyman Demirel ilk kez konuşmuştu: “Fetullah Gülen olayı, Türkiye’de yeni bir olay değil. Uzunca zamandır tartışılan bir olaydır ve bu olay bir fikir olayı mıdır, bir siyasi olay mıdır, bir din olayı mıdır? Bu zamana kadar kesin hatlarıyla ayırt edilmiş bir olay değildir, tartışanlar tarafından. Şimdi ortaya çıkan kasetler ve iddialar karşısında bu olaya muhatap olanlar ne söyleyecekler onları bilemiyorum ve bir yargısız infaz da yapmak istemiyorum. Netice itibariyle bunların arkasındaki niyet devleti ele geçirmekse o siyasidir. Yani bu hareketin veçhesi belirlenmelidir.” (Y. Şafak, 21.06.1999)

Milli Çözüm Dergisi ise: Gülen hareketiyle ilgili “Amerika-İsrail ekseni”ne dikkat çekiyor, bu girişimin boyutlarının iç konjonktürü aştığını ortaya koyuyordu. Bütün bunlara yönelik olarak doğru yorumlar yapılırken, konjonktür ve dış güçlerin Gülen’i içte güya “RP-FP köktendinciliğine” ve dışta ise, özellikle Orta Asya ve Kafkasya’da “İran köktendinciliğine karşı uzun süre kullanıldığı ve bugün gelinen safhada buna ihtiyaç kalmadığı için düğmeye basıldığı” üzerinde duruyordu. İsrail için, “Orta Asya’daki Türk-İsrail rekabetinde, Fetullahçıların İsrail’in tarafında yer aldığını vurguluyor, hatta Amerika’nın bile aynı rekabet sebebiyle FETO’ya sahip çıktığını belirtiyordu. Burada,“Hoca’nın dış ülkelerde bizim elçimiz, nüfuzumuzu yayma çabası içindeki birisi!?”olduğunu söyleyenler yanılıyordu.

Köşe yazarlarının ilk değerlendirmeleri kendi ayarlarını yansıtmaktaydı!

Fehmi Koru:

Devamı için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Bu makaleyi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.