Medya Operasyonlarının Amacı: FETÖ ÇETESİNİ SAPTAMA MI, TÜM MUHALİFLERİ SUSTURMA MI?

406
Paylaş:

“Başkalarına haksızlık ve ahlaksızlık içermeyen fikirleri üretme ve düşüncelerini serbestçe dile getirme hürriyeti, İslam’ın esası ve amacıdır!”

Cumhuriyete baskını duyunca ilk akla gelen “Acaba iktidarı ve Cumhurbaşkanını sıkıntıya sokmak ve muhalefet cephesinde safları sıklaştırıp yeni hücumlara hazırlamak isteyen gizli FETÖ’cüler mi bu işi tezgâhladı?”sorularıydı. Yetkililerin sahip çıkmalarına, atıp tutmalarına bakmayın. TSK’ya karşı Ergenekon süreci başlatıldığında, Suriye sınırında Rus uçağının düşürülmesi olayında da aynı tavırlar takınılmış, ucuz kahramanlık damarları kabarmıştı. Acaba FETÖ soruşturmaları sulandırılmaya mı çalışılmaktaydı?Güya FETÖ ile mücadele kapsamında Cumhuriyet Gazetesine baskın yapılmış, yönetici kadrolarından ve yazarlarından pek çok kişi gözaltına alınmıştı. Bununla gerçekten, Milli birlik ve dirliğimize, ülke bütünlüğümüze ve devlet disiplinimize kast eden dış destekli terör unsurları tespit edilip tahribatları önlenmeye mi çalışılmaktaydı; yoksa AKP’nin sinsi hedeflerine ve nefsi heveslerine muhalif olan bütün sesler kesilmeye mi uğraşılmaktaydı? Elbette bu operasyonların hukuki gerekçeleri ve bir hazırlık süreci vardı. Ama toplumun en azından bir kesiminde bunların siyasi bir intikam hırsıyla yapıldığı algısını da hesaba katmak ve kamu vicdanını rahatlatıcı tedbirleri almak lazımdı. Yoksa yargı sürecine müdahaleye kalkışmak veya terörle mücadeleye çomak sokmak hiç kimsenin hakkı ve haddi olamazdı. Ve hele her türlü teröre destek verenlerin soruşturulması, saptanması ve yargı önüne çıkarılmasına da itiraz edecek bir gafil çıkmazdı.

Cumhuriyet Gazetesinin, farklı gerekçe ve görüntülerle İslami düşünce ve değerlere nasıl şaşı baktığını, halkın hür iradesinden ve demokratik tercihlerinden nasıl gıcık aldığını bilen ve bunu defalarca ve açıkça yazıp gündeme getiren ve tenkit eden birisi olarak, şimdi FETÖ ile mücadele bahanesiyle farklı ve aykırı basın-yayın organlarına, bunların yazar ve yorumcularına yönelik sindirilip pusturma ve susturma operasyonlarının, öyle kangrenleşmiş ve kanserleşmiş hücrelerin kesilip atılarak vücudun sağlığına kavuşması için yapılan temizlik ameliyatı değil, bizzat vücudu tahribe yönelik bir bıçaklı saldırı icraatı olduğu kuşkusunu taşımaktayım. Evet, Cumhuriyet Gazetesi, yozlaştırılmış ve yobazlaştırılmış bir Kemalizm kılıfı altında, Türkiye’de bir masonik dönmeler diktatörlüğü kurma ve bu bozuk düzeni koruma hesabındadır. Katı ve kötü bir merkeziyetçilik ve devletçilik anlayışıyla barbar ve baskıcı bir sistemi ayakta tutma amacındadır. Dini dışlamaya ve din düşmanlığına dayalı laiklik anlayışıyla Müslümanları kısıtlama ve kısırlaştırma amacındadır. Bürokratik ve yargısal vesayet sayesinde maalesef siyaset ve her türlü sivilleşme budanmıştır. Devletin istediği gibi düşünen, söyleyen ve hareket eden bir ‘vatandaş’ yaratma zorbalıkları, halkımızı bunaltmış ve işte sonunda AKP’nin tuzağına atılmıştır. Bunların yüzünden ülkeyi düşmandan kurtaran ve Cumhuriyeti kuran kadrolara bile kin ve nefret duyguları kabarmıştır.

Ama şimdi yapılan ve muhalefeti susturma ve intikam alma kaygılarını artıran bu operasyonlar, ne İslam’a ne de temel insan haklarına yakışmamaktadır.

Oysa bütün muhalif sesleri susturursanız:

1- Artık hatalarınızın farkına varamaz ve yanlışlarınızı doğru gibi algılamaya başlarsınız.

2- Sadece yağcılara ve yandaşlara bakıp aldanarak uçuruma doğru yuvarlanmaktan kurtulamazsınız.

3- Düzeyli hatta incitici tenkitlerden mahrum kaldığınızdan değerli ve gerekli tedbirleri alamaz, hayırlı ve yararlı sonuçlara ulaşamazsınız.

4- Sesleri kısılan muhalifleri artık kontrol altında tutamaz, yer altı yapılanmalara ve tehlikeli kumpaslara zemin hazırlarsınız.

İşte bu nedenle Eski CHP Genel Başkanı ve CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın, Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyonla ilgili uyarıları dikkate alınmalıydı: Deniz Baykal’ın; Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyona ilişkin olarak, ”Bu hukuki ve adli değil, siyasi ve idari bir karardır” dedikten sonra, bu davanın darbe sonrasında başlatılan FETÖ soruşturmasını sarsacağını ve sulandıracağını hatırlatmıştı!

MHP’den sert Cumhuriyet Gazetesine operasyon tepkisi! Utanmasalar Meclisi Kapatacaklar! MHP Balıkesir Milletvekili İsmail Ok, Cumhuriyet Gazetesinin bazı yazar ve yöneticilerine yönelik operasyona karşı çıkmıştı. İsmail Ok “FETÖ yapılanması ile uzun yıllardır mücadele ettiğini bildiğimiz isimlerin, FETÖ operasyonu adı altında gözaltına alınması, olsa olsa soruşturmaları sulandırmak olur” açıklamasını yapmıştı. TBMM’de basın toplantısı düzenleyen İsmail Ok, son Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin olarak, Yüksek Öğretim Kurulu tarafından belirlenen üç adaydan birinin Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği yönündeki kararı uygun bulmamışlardı.

Yandaş Gazeteci Cem Küçük ise TGRT ekranlarında başladığı yeni programında Cumhuriyet Gazetesine yönelik operasyonunu farklı yorumlamıştı. Cem Küçük’ün iddiasına göre Cumhuriyete bir ‘kurtarma’ operasyonu yapılmıştı. FETÖ’cü ve PKK yandaşları tarafından ele geçirildiğini iddia ettiği gazetenin bu operasyonla asıl sahipleri olan Kemalist Atatürkçülere teslim edileceğini hatırlatmıştı. Cem Küçük “FETÖ tetikçisi Akın Atalay zaten vakfı hukuksuz gasp etmiş durumdadır. Bu Vakıf Alev Coşkun ve arkadaşlarının hakkıdır. Hukuk bunu emrediyor” iddiasında bulunmuşlardı.“Akın Atalay denilen bir tarafıyla PKK’lı bir tarafıyla FETÖ’cü bir tarafıyla ABD’li bu tip vakfın yönetimini ele geçirmeyi başarmıştı. Sonrasında da Can Dündar’ı yayın yönetmeni yaptı. O gün bugündür de gazete FETÖ’cülerin ve PKK’lıların gazetesi olup çıkmıştı… Şimdi burada Kemalist Atatürkçü olanların rahat olması lazım. Çünkü Akın Atalay’ın yönettiği vakfın ondan alınıp Alev Coşkun ve Kemalist Atatürkçülere verilmesi gerekiyor. Bence Can Dündar da Akın Atalay da terörist konumundadır. Bunlar bu devlete ihanet ettiler. Kemalist Atatürkçüler rahat olsun. Bu gazete onların olmalıdır” diyen Cem Küçük farkında olmadan bu operasyonların hukuki değil siyasi maksatlı yapıldığını açığa vurmuşlardı.

İslam hür ve serbest düşünceyi sağlamak ve bu düşünce sonucu üretilen fikirleri özgürce ortaya koymak temeline dayanır. Kur’an’da ilk inen ayetin “Oku!” emriyle başlaması ve onun devamındaki hatırlatmaları üzerinde dikkatle durulmalıdır.

“(Her şeyi ve sürekli yoktan) Yaratan (ve her an varlıkta tutan) Rabbinin adıyla oku! (Tüm helâl ve hayırlı işlere besmele ile başlanmalıdır.) (Ki) O (Rabbin) insanı (ana rahmine yapışıp asılı duran hücre topluluğundan, embriyodan) alak’tan yaratandır. (Kâinat kitabını, kendi nefsindeki hakikati ve Kur’an’ın kelâmını ve hitabını devamlı ve dikkatle) Oku! (Anla ve anlat ki) Rabbin en büyük kerem sahibi olandır. Ki O, kalemle (yazmayı ve ilmi kayıt altına almayı ve yazılan kitapları okuyup anlamayı) öğretip (talim buyurandır). (Böylece) İnsana bilmediğini talim (ve terbiye) edip (öğrenme ve eğitilme imkânı sağlayandır.)” (Alak Suresi- 1/5 ayetler)

Kur’an’ın “Oku!” emriyle başlaması; her konuda yazılan ve konuşulan ilmi ve ahlaki gerçekleri ve hür düşünce eseri fikirleri dikkatle ve ciddiyetle dinleyip anlamaya, ama bütün bunları “Rabbin ismiyle” yani Kur’an terazisiyle, akıl ve vicdan süzgeciyle değerlendirip ayıklamaya yönelik bir uyarıdır. Ve zaten Zümer Suresi 17. ve 18. ayetleri olgun ve şuurlu mü’minleri şöyle tanıtmaktadır: “Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlar ise, onlar için bir müjde vardır; bu nedenle (Tağuti otoritelere tabi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir). Ki onlar (her konuda yazılan ve konuşulan) sözü (dikkatle) dinleyip duyar, (ama bunlardan Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduğuna) en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.”

Hür düşünceyi ve bunları edep ve erdem çerçevesinde özgürce ifade etmeyi yasaklamak; hem haksızlık ve ahlaksızlıklarının ortaya çıkmasından gocunan bir suçluluk psikolojisini yansıtmakta, hem de kendi fikirlerine ve faaliyetlerine güvenmeyenlerin muhalif sesleri ve mantıklı önerileri susturma gayretini açığa vurmaktadır. Kur’an’ı Kerim çok daha ileri giderek, Kur’an’ı ve Resulullah’ı yalanlayanlara, Kur’an’ın tamamının değil, sadece ve en küçük bir suresinin dahi, eğer yapabilirlerse bir benzerini hazırlayıp getirmeleri çağrısında bulunmaktadır. “Yoksa: “Bunu kendisi yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki: “(Madem Kur’an uydurulabilir, haydi öyleyse) Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın (da görelim, ama bunu başarmanız imkânsızdır.)”(Yunus Suresi 38. ayet)

Ayrıca “(Senin için Kur’an’ı) “O uydurdu” diyorlar (değil mi? Onlara) de ki, “Siz sözünüzde samimi iseniz, Allah’tan başka kimi (yardıma) çağırırsanız çağırın da, Onun gibi on sure uydurup meydana getirin (de görelim).” (Hud Suresi 13. ayet) ve “Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden (Kur’an’ı Kerim’den) şüphe ediyorsanız ve (iddianızda) sadık ve sağlamsanız, Allah’tan başka hazır bulunan tüm tanıklarınızı (yardıma) çağırın ve onun surelerine benzeyen bir sure (meydana) getirin (bakalım). (Ama bunu) Yapamazsınız ki (elbette) yapamayacaksınız (öyle ise) kâfirler için hazırlanmış bulunan ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının.” Bakara Suresi – 23/24. ayetlerde de bu çağrı tekrarlanmaktadır. Dikkat buyurun; “Kur’an’ın benzerini yapmaya sakın kalkışmayın, buna kalkışanlar kâfir olacaklarından en ağır cezaya çarptırılacaktır” yerine, “Haydi gücünüz yeterse, en küçük bir surenin olsun, benzerini yapıp getirin de, bu uyduruk düzmecelerle Kur’an’ın hikmet ve adalet ölçüsü ayetlerini karşılaştırıp haklı ve hayırlı olanı ortaya çıkaralım!”çağrısı fikir ve düşünce özgürlüğünün zirve noktasıdır. Ancak din adına, ama cehalet ve bağnazlık damarıyla farklı ve aykırı düşünceleri boğmaya kalkışmak ise maalesef yobazlık zırvasıdır.

Eğer ifade özgürlüğünden maksat, insanların şuurlu, huzurlu ve onurlu bir şekilde yaşamalarına katkı sağlamak ise, en geniş ifade özgürlüğünü on beş asır önce İslam sağlamıştır. Bu hususta Kur’an-ı Azimüşşan’da, Peygamber Efendimizin nübüvvetinin her safhasında ve sahabenin hayatında örnekler vardır. Bakara Suresinin 256. ayetinde ifade edilen “Dinde zorlama yoktur” prensibi İslam tarihi boyunca en güzel şekilde uygulanmıştır. Akıl duyusuyla donatılan insanoğlunu diğer yaratıklardan ayıran en bariz özellik de sorumluluk taşımasıdır. Cenab-ı Allah insanlara bu sorumluluğu yüklediği halde ona iyilik ve kötülüğü göstermiş, kendi hür düşüncesiyle istediği inanca ulaşabilmesine fırsat sağlamıştır. Nitekim İnsan Suresinin 3. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Biz ona (akıl ve kitapla) yolu gösterdik; (artık o) ya şükredici olur ya da nankör (kendi tercihidir).”

Kur’an-ı Kerim’in ısrarla “Düşüncenin hür olmasını, insanın aklını çalıştırmasını” öngördüğü birçok ayet-i kerimesi bu konuya gösterdiği önemi de vurgulamaktadır.  

Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in (SAV) uygulamalarında da ifade özgürlüğüne verilen önem açıkça anlaşılmaktadır. Zira O, Sahabe-i Kiram’ı bu doğrultuda eğitip hazırlamış, herhangi bir meselede onların görüşlerine başvurmuşlar yani istişare buyurmuşlardır. Nitekim Peygamber Efendimiz Bedir Savaşı başlamadan önce sahabenin görüşünü almış, savaş sahasındaki konumlarının iyi olmadığını gören Habbab Ibn-i Munzir’in teklifi üzerine yerlerini değiştirmekten sakınmamıştır. Aynı şekilde Hazret-i Ömer’i birçok konuda haklı görmüş ve ona göre davranmıştır. İşte bütün bu uygulamalardan anlaşılıyor ki, Peygamber Efendimiz dönemindeki sahabeyi ifade özgürlüğü ile eğitmiş, ona göre yetiştirmiş ve Müslümanların özgür düşünce üretmelerine öncülük yapmıştır. İşte bu ifade özgürlüğüne gösterilen önemden dolayı hicretin ilk asırlarında, o güne kadar insanların göremedikleri en büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Nitekim Fıkıhta birçok ameli mezhep ve görüşlerin ortaya çıkmasında, çeşitli ilim dallarının oluşmasında bu özgürlüğe gösterilen önem ve insanların en tabii hakları olarak algılanması yatmaktadır. Asr-ı Saadette gördüğümüz ifade özgürlüğünden amaç; insanlara yararlı olacak maddi ve manevi kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmaksa bunun, hem toplumsal ve hem de bireysel bağlamda bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmasıdır. Ancak meşru amaçların dışında Adil devlet düzenini bozacak, toplumun ahlaki yapısını yozlaştıracak, fitne ve fesada yol açacak yayınlara ve yapılanmalara elbette karşıdır ve gerekli tedbirleri almıştır. Ve tabi ifade özgürlüğünün edep ve erdem hudutları içinde olması hakaret ve haksızlık taşımaması lazımdır. Başkalarının görüş, düşünce veya inancına saygı göstermek İslam ahlakındandır. Düşünce veya inancından dolayı hakaret yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim bu konuyu özellikle açıklamaktadır: Enam Suresinin 108. ayetinde “Allah’tan başka yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah’a söverler…”buyrulmaktadır. Bu ayet-i kerime aynı zamanda İslam dininin başka görüşlere ne denli açık olduğunun da kanıtıdır. “En büyük cihat, zalim bir yöneticinin yüzüne karşı açıklanmış (yazılmış) Hak sözüdür” (Tirmizi 1988, 2.cilt s.234 Mekteb-ut-terbiyetul-arabi li-duvelil-halic)

İşte Kur’an’ın Basın-Yayın kuralları:

A- Milli birlik ve dirliği ve kamu düzenini koruma amaçlı Basın-Yayın disiplini:

“Onlara (İslami cihad ve cemaatle ilgili) güven veya korkuya dair bir haber gelse, (yetkililere danışmadan) onu hemen yayarlar (rastgele konuşur ve yazarlar.) Hâlbuki o (haberin yayılıp yayılmaması ve nasıl yorumlanması gerektiğini) Peygambere veya içlerindeki (yetkili ve bilgili) emir sahiplerine götürüp iletselerdi, aralarında akıl ve anlayış erbabı kimseler, onun ne olduğunu (İslami hareketi ve cemaati ilgilendiren bu tür haber ve söylentilerin ne maksatla çıkarıldığını ve ne anlama geldiğini) bilip öğrenirlerdi. Eğer size Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı (böyle baştan ve irtibattan kopuk rastgele haber ve yorum yazdığınızdan dolayı) pek azınız hariç (birçok işinizde) şeytana uyup gitmiştiniz. (Öyle ise cihat ve hayat ortamında basın-yayın ilkelerine dikkat ediniz.)” (Nisa Suresi: 83. ayet)

B- İsyan kışkırtıcılığının ve ahlaki tahribat reklamcılığının önlenmesi:

“Yemin olsun ki, eğer münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde (ülkede yalan haber ve yanıltıcı yorum yazarak) kışkırtıcılık yapanlar (bu fesatlıklarından) vazgeçmeyecek olurlarsa, mutlaka Seni onların karşısına dikeriz (ve galip getiririz) sonra Seninle (pek az bir süre aynı ülkede) birlikte kalabilir (ve fesatlıklarını sürdürebilirler.) (Ardından mutlaka) Lanete uğratılmış (ve hıyanetlerinin farkına varılmış)lar olarak nerede bulunsalar yakalanır ve (hemen) öldürülüp kahru perişan edilirler.” (Ahzap Suresi: 60/61. ayetler)

C- Basın-Yayın konusunda toplumun dikkati ve mesuliyeti:

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size bir haber getirip (verirse), onu ‘etraflıca araştırın’ (hemen inanıp kanmayın). Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu), bir kavme (ve kesime) kötülükle sataşıp (haklarına tecavüz etmiş duruma düşersiniz) de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz.”(Hucurat Suresi: 6. ayet)

İslam Hukukunda Düşünce Özgürlüğü Esasları

Özgürlük insanoğlunun ilk günden beri… Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.