Kaşıkçı ve Brunson Senaryoları ve KAHRAMAN FİGÜRANLARI

226
Paylaş:

27 Ekim 2018

Cemal Kaşıkçı cinayetinde MOSSAD parmağı.

2 Ekim Salı gününden bu yana Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra çıkışı görülmeyen Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğü ihtimali öne çıkmıştı. Öldürülme iddialarında Mossad’ın da adı geçmeye başlamıştı. Suudi Arabistanlı muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim tarihinde girdiği 4. Levent’teki Suudi Arabistan Konsolosluğu’ndan bir daha çıkmamıştı. Kendisinden 7 gün haber alınamayınca, Suudi gazeteci hakkındaki öldürülme iddiaları giderek kuvvet kazanmıştı. Kaşıkçı vakasının arkasındaki sır perdesi aralanmaya çalışılırken, öldürülme iddialarına İsrail’in de ismi karışmıştı. İsrailli gazeteci Yossi Melman, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayında MOSSAD’ın parmağının olabileceğini hatırlatmıştı. Suudilerle İsrail’in güçlü ilişkilerine işaret eden Melman, MOSSAD’ın 1965’te Faslı Muhalif Bin Berket’in öldürülmesine de yardım ettiğini vurgulamıştı. Kaşıkçı olayına ilişkin MOSSAD iddiasını ortaya atan İsrailli gazeteci bir süre sonra bu tweeti silerken, bu hamlesinin MOSSAD tarafından yapılan bir baskıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktaydı. Suudi Arabistanlı gazetecinin öldürülmesi olayına ilişkin ortaya atılan bu iddia, hiç de uzak bir ihtimal sayılmazdı. Çünkü Riyad yönetimi geçtiğimiz aylarda İsrail ile yakın diplomatik temaslarda bulunmuş, birbirlerine güzellemeler yaparak iş birliği dileklerini aktarmışlardı.

Zaten daha sonra İsrailli bir güvenlik yetkilisi, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı olayıyla ilgili “Tel Aviv rejiminin, Türkiye’den çıkan haberlere değil, Suudi Arabistan’ın açıklamalarına güvendiğini” söyleyerek bir nevi suç ortaklıklarını açığa vurmuşlardı.

İsrail’den, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra kaybolan Washington Post Gazetesi yazarı Cemal Kaşıkçı ile ilgili ilk kez bir değerlendirme yapılmıştı. Suudi Arabistan’ın Londra merkezli yayın yapan İlaf Gazetesi’ne bilgi veren ve adının açıklanmasını istemeyen İsrailli bir güvenlik yetkilisi, Suudi gazeteci Kaşıkçı olayıyla ilgili “Tel Aviv rejiminin, Türkiye’den çıkan haberlere değil, Suudi Arabistan’ın açıklamalarına güvendiğini” aktarmıştı. İsrail’in, Kaşıkçı olayını yakından takip ettiğini belirten yetkili, “Türkiye’den yayımlanan haberlerin kanıtlara dayanmadığını” ileri sürmüş ve dolaylı olarak Tel Aviv’in, Riyad yönetiminin yanında yer aldığını açığa vurmuşlardı.[1]

Cemal Kaşıkçı bir dönem, Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı’nın resmi danışmanlığını yapmıştı. Filistin Davası’na, İhvanı Müslimin Teşkilatı’na sahip çıkan yazıları vardı. Suud’daki Saray Darbesi sonrası ABD’ye kaçmıştı. Trump aleyhine yazılar hazırlamış ve Suud yönetimini de Trump’tan uzak durması konusunda uyarmıştı. Acaba Trump’la Kral Selman’ın ortak bir operasyonuna mı uğramıştı? Ve Erdoğan’ın alakasız ve aşırı tepkisinin altında ne yatmaktaydı?

Kaşıkçı ABD’de yaşamaktaydı, orada konsolosluğa başvurduğunda, İstanbul’a git diyorlardı. Nitekim Suudi konsolos, medyaya dolapları gösterirken, gözlerinde okunan kaygı, endişe, orada yaşanan karanlık olayın da kanıtıydı. Müslüman Kardeşler sempatizanı Kaşıkçı’dan, Suud yönetimi hoşlanmamaktaydı. Filistin ve Katar yanlısı Türkiye ile de yıldızı barışmayan Suudiler, ülkemizin ne kadar tekinsiz olduğunu, Kaşıkçı olayı ile teyit etmeye mi çalışmışlardı? Rahip Brunson davasını unutturacak ya da gölgede bırakacak kadar korkunç Kaşıkçı katliamı ne amaçlıydı?

Kaşıkçı hadisesinin ardında MOSSAD mı vardı?

Adalet ve Kalkınma Örgütü’nün Orta Doğu ve Kuzey Afrika Çalışmaları resmi sözcüsü Zidan El-Kenai, Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardında, Siyonist İsrail’in istihbarat teşkilatı MOSSAD ‘ın olduğunu açıklamıştı. Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğu’na girdikten sonra kaybolan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardında, Riyad-Tel Aviv iş birliğinin olduğunu söyleyen ,Zidan El-Kenai, bu hadisenin tamamen Suudi Arabistan-İsrail ortaklığıyla yapıldığını yazmıştı. Zaten İsrailli gazeteci Yossi Melman, Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayında Mossad’ın parmağının olabileceğini yazmıştı. Suudi Arabistan-İsrail’in güçlü ilişkilerine işaret eden Melman, MOSSAD ‘ın 1965’te Faslı Muhalif Mehdi Bin Bereket’in öldürülmesine de yardım ettiğini hatırlatmıştı.

Bu arada Kaşıkçı, olaydan 3 gün önce verdiği röportajda, “ülkesinde tutuklananların muhalif bile olmadığını” yani yeni Suud yönetiminin insan avına başladığını vurgulamıştı. BBC’de yer alan haberde, Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın, kaybolduğu 2 Ekim tarihinden 3 gün önce İngiltere’nin başkenti Londra’da bir konferansa katıldığı anlaşılmıştı. Kaşıkçı, konferans sonrası BBC’ye verdiği röportajda da, “Suudi Arabistan’da büyük bir değişim yaşanıyor. Bu daha önce hiç görmediğimiz bir şey. Eleştiri yapan gazeteciler tutuklanıyor. Tutuklananlar muhalif bile değil. Bu olaylar insanları korkutuyor.” görüşünü aktarmıştı.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın amcası uluslararası silah kaçakçısıydı. Kuzeni de bir suikast kurbanıydı!

İstanbul’da Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden haber alınamayan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın amcası Adnan Kaşıkçı uluslararası silah kaçakçısıydı. Öte yandan Kaşıkçı’nın kuzeni El Fayed de, Lady Diane ile beraber bir suikasta uğramıştı. Nitekim, kendisini tanıyanlar ve çevresindekiler sürekli olarak Cemal Kaşıkçı’nın kaçırılma korkusuyla yaşadığını aktarmışlardı. Bundan dolayı kaldığı otel odasına yabancıları kabul etmediğini ve yalnız başına seyahat etmekten kaçındığını söylüyorlardı. Bu tanıklardan birisi de Al Misruyyun Gazetesi’nin sahibi ve Mısırlı muhalif Cemal Sultan’dı. Sultan da ikili elektronik temasları sonucu Kaşıkçı’nın tedirgin olduğunu ve kaçırılmaktan korktuğunu söyleyenler arasında yer almıştı.

BBC’nin diplomatik kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’nda kaybolması üzerine, İngiltere ve ABD, Suudi Arabistan’da düzenlenecek uluslararası yatırım konferansını boykot etmeye hazırlanıyorlardı. Riyad’da 23-25 Ekim’de düzenlenen yatırım konferansı “Çöl’deki Davos” olarak tanımlanmıştı. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, ev sahipliği yaptığı bu konferansla, kendi öncülüğünde başlattığı “reform sürecinin” ve ülkesinin petrole bağımlılığının zayıflatılmasını amaçlayan “2030 Vizyonu’nu” tanıtmayı amaçlamıştı. Kaşıkçı’nın akıbetine ilişkin kaygılar nedeniyle bir grup sponsor şirket ve medya kuruluşu da konferanstan çekilme kararı almıştı. BBC Türkçe’de yer alan habere göre; BBC muhabiri James Landale’ye konuşan diplomatik kaynaklar, ABD Hazine Bakanı Steve Munchin ve İngiltere Uluslararası Ticaret Bakanı Liam Fox’un etkinliğe katılmayacağını açıklamıştı.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğüne yönelik iddialar ağırlık kazanırken, ABD ve Suudi Arabistan’ın hamleleri kafaları karıştırmıştı. Suudi Arabistan Konsolosluğu İstanbul polisinin detaylı olay yeri incelemesine önce yanaşmamıştı. Oysa Türkiye soruşturmaya yardımcı olacaksa yapacağı iş ABD üzerinden bizzat Suudi Arabistan Kralı’nın imzasıyla bir izin çıkarmasıydı. Her ne hikmetse Türkiye dışında kimse bu topa koşan da çıkmamıştı. ABD Başkanı Trump, mikrofonların karşısına geçip “Suudi Arabistan bizden 110 milyar dolarlık askeri malzeme alıyor. Bu da iş sahası yaratıyor. Gazeteci öldürdü diye onları cezalandırmayız.” açıklamasını yapmıştı. Amerika’nın bu dosyanın kapatılması karşılığında Suudi Kral’a ne kadar fatura keseceği ise gizli tutulmaktaydı. Ama öyle anlaşılıyor ki, Cemal Kaşıkçı dosyası Amerikan-Suudi iş birliğiyle kitabına uydurulup kapatılacaktı.

“Kaşıkçı”lar aslen Türk (Kayseri) kökenli bir Suudi ailesi olmaktaydı. Kaşıkçı deyince ilk akla gelen isim Adnan Kaşıkçı’ydı. Cemal Kaşıkçı’nın amcası Adnan Kaşıkçı 1935 yılında Mekke’de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Mısır’da iyi bir eğitim almıştı. 17 yaşında ABD’ye gitmiş, orada ekonomi okumaya başlamıştı. 20 yaşında, ülkesinin ordusuna Amerikan kamyonları sağlayan bir sözleşmeye imza atmıştı. Bu onun iş dünyasında yeni kişilerle tanışmasına zemin hazırlamıştı. Ardından Amerikan otomobil sanayinin Suudi Arabistan ve Mısır gibi Arap ülkelerinde temsilcisi yapılmış, ardından savunma sanayine el atmıştı. Hareketli hayatı ile jet sosyetede de adından söz ettiren iş adamı Adnan Kaşıkçı, yaşadığı Londra’da 6 Haziran 2017’de 81 yaşında bu dünyadan ayrılmıştı.

Kaşıkçı ailesinin, yaşananlardan Suud hükümetini suçlama konusunda isteksiz davrandıkları, “aile fertleri ve onların servetleri konusunda risk oluşturmasından korktukları” anlaşılmaktaydı. Bu olayla ilgili ABD, İngiltere, İsrail, BAE ve Mısır’ın adı geçmeye başlamıştı. Yaşanan olayda asıl hedefin Türkiye olduğunu söyleyenler de vardı. Cinayet iddiası ile ilgili olduğu düşünülen iki özel jet geliyor ve daha sonra bunlar BAE ve Mısır’a gidiyordu. Kaşıkçı ABD’den geliyor, ABD’deki Suud elçiliği Kaşıkçı’yı Türkiye’ye yönlendiriyor. Kaşıkçı ilk müracaatında iyi karşılanıyor ve İngiltere’de iken aranıyordu. Geldikten sonra da konsolosluğa giriyor ve kendisinden bir daha haber alınamıyordu!? Kaşıkçı’nın Suudi rejimine muhalif olduğu biliniyordu. Ama Siyonist sermaye güdümlü Washington Post’ta yazıyordu. ABD bir yandan Suud yönetimiyle iyi ilişkiler içinde iken, aynı zamanda bir muhalife de ABD’nin en tanınmış gazetesinde yazma fırsatı veriyordu. ABD istihbaratı aslında Kaşıkçı’yı izliyor ve dinliyordu. Suudiler bir şekilde Kaşıkçı’yı Suudi Arabistan’a göndermek/götürmek istiyordu.

Dünya, olayın Türkiye tarafından aydınlatılmasını isterken, ABD Başkanı Donald Trump, “Türkiye isterse bu meseleyi birlikte çözebiliriz” diyerek kafaları karıştırıyordu. Bununla da kalmıyor, “Şayet ortada bir cinayet var ise, Amerika olarak Suudi Arabistan’a silah satışı dışında ciddi yaptırım uygularız” şeklinde ilginç bir açıklama yapıyordu. Bu açıklamaların hemen akabinde ise, Amerikan medyası, “Suudi Arabistan cinayeti kabul edecek” manşetleri atmaya başlıyor ve haberde, şu ilginç ayrıntılar yer alıyordu:

“Suudi Arabistan, Büyükelçiliğe gelen Kaşıkçı’nın sorgulandığını ve sorgu sırasında öldürüldüğünü kabul ederek, suçu bazı personelinin üzerine atacak.” deniyordu. Bu durum elbette bir takım şüpheler uyandırıyordu. Acaba bu suikast fikri Amerika’dan çıkıyor, MOSSAD bağlantılı Suud istihbaratına mı yaptırılıyordu? “Böyle bir yöntem sayesinde, kelimenin tam anlamıyla Türkiye’nin kucağına oturan Suudi Arabistan yönetimini bizim elimizden kurtarıp, yapacakları yeni yaptırım tehditleri ile kendilerine mahkûm hale getirmek isteyen ABD mi bunları tezgâhlıyordu?” diye soranlara hak vermek gerekiyordu.

Trump her mitinginde, “Hey Kral Selman, para gönder. Çünkü seni biz koruyoruz” dediğine göre, yeni bir koruma bahanesi üzerinden istediklerini yaptırmaları daha kolay olacağı düşünülüyordu. Aslında Amerika’nın Suudi Arabistan’a yaptırım uygulayacağı falan yoktu. Asıl hedeflerinin bu vesileyle Suudi Arabistan ile Türkiye’yi yakınlaştırma olduğu seziliyordu. Zaten Kral Selman’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp çok sıcak mesajlar vermesi de bunu çağrıştırıyordu. “O zaman yapmamız gereken en önemli şey, Amerika’nın bu işten nemalanmasına mani olmaktı” diyen yandaş, mevcut iktidarın bunu yapamayacağını bilmiyor muydu?

Tam da bu sırada, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, Kral Salman ile kayıp gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın durumunu görüşmek için gittiği Suudi Arabistan’dan sonra Türkiye’ye geleceğini duyurmuş ve gelip havaalanında Sn. Erdoğan’la görüşmüştü. Sözcü, “Suudi Arabistan hükümetinin şeffaf ve tam desteğiyle Türk yetkililer, kapsamlı bir soruşturma yürütebilir ve sonrasında elde edilen sonuçları resmi olarak açıklayabilir” diyordu. Anlaşılan ABD (derin devleti Siyonist merkezlerin) şeytani senaryosunda bizimkilere yine figüranlık yaptırılıyordu.

Wall Street Journal Gazetesi, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu Muhammed el-Uteybi’nin gözleri önünde öldürüldüğünü yazmıştı. Haberde, “Kaşıkçı’nın cesedini parçalarken çevredekilerden müzik dinlemelerini istediği” aktarılmıştı.

ABD’de yayın yapan Wall Street Journal Gazetesi, adını açıklamadığı Türk yetkililere dayandırdığı haberde: “Suudi suikast timi Kaşıkçı’yı, el-Uteybi’nin önünde önce dövdü, sonra ilaçla uyuttu, ardından öldürülen Kaşıkçı’nın cesedi parçalandı” ifadelerini kullanmıştı. Haberde, Türk yetkililerin Kaşıkçı’nın nasıl öldürüldüğüyle ilgili olarak, bir ses kaydını da içeren kanıtları, ABD ve Suudi Arabistan’la da paylaştığı, iki ülkenin de verilen bilgilere itiraz etmedikleri vurgulanmıştı.[2]

İşte böyle bir süreçte Suudi Veliaht Prens Selman’dan gelen Rusya ve Çin Kehaneti, ABD borazanlığını yansıtıyordu.

Rusya ve Çin de dahil olmak üzere birçok petrol üreticisinin gelecekte dünya petrol pazarından yok olacağını belirten Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman, “Suudi Arabistan ise gelecekte daha çok petrol satacak” açıklamasını yapıyordu. Ekonomisi hâlâ tümüyle petrole dayanan ve gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabasına giren Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Bloomberg’e verdiği röportajda “Petrol talebi 2030 yılına kadar yılda yüzde 1’den yüzde 1.5’a kadar, hatta daha da fazla artabilir. Ama bazıları petrole olan talebin 2030’dan sonra azalacağına inanıyor. Ama bizim hesaplamamıza göre, birçok petrol üreticisi ortadan kalkacak. Biz örneğin, Çin’in petrol üreticisi olarak 5 yıla kadar tamamen ortadan kalkmazsa bile, üretimini büyük ölçüde azaltacağını düşünüyoruz. Aynı zamanda daha pek çok petrol üreticisi ülke bir bir ortadan kalkacak. Rusya’daki petrol üretimi 19 yıl sonra hızla azalacak, eğer 10 milyon varillik üretimiyle tamamen ortadan kalkmazsa.” iddiasında bulunuyordu.

Veliaht Prens, Suudi Arabistan’ın bu alanda tehlikede olmadığını ve bu nedenle gelecekte şimdikinden bile fazla petrol satacağını savunuyordu. Ve tabi dünya pazarlarında petrol fiyatları yükselmeye devam ediyordu. Brent varil fiyatı 2014 yılından bu yana ilk defa 85 doları aşıyordu. Uzmanlar, petrol fiyatının 100 dolara kadar ulaşabileceğini söylüyordu. ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilip, İran’a karşı çok ağır yaptırımları devreye sokmasından sonra, OPEC petrol üretimini arttırmama kararı alıyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rusya Enerji Haftası dolayısıyla yaptığı konuşmada, 65-75 dolar varil fiyatının Rusya’ya uyacağını belirtiyordu. Rusya’da petrol üretimi Eylül ayında yüzde 1.3 oranında artarak aylık 11.36 milyon varile ulaşıyordu. Enerji Bakanı Aleksandr Novak, Rusya’da petrol üretiminin henüz maksimum seviyeye ulaşmadığını söylüyordu.

Rahip Brunson’u Türkiye’de tutan telefonu kim açıyordu?

7 Ekim 2016 tarihinde eşi Norine ile birlikte İzmir Alsancak Karakolu’na davet edilen rahip Brunson’ın sınır dışı edilmek üzere Pınarbaşı semtinde valiliğe bağlı Göç İdaresi Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildiği ortaya çıkmıştı. Sedat Ergin, İçişleri Bakanlığı’nın yazışmalarında Brunson’ın “2010-2013 arasında Kürt orijinli vatandaşlara yönelik ayinler düzenlediği, Suriye’den gelen sığınmacılara yardım sağlama görüntüsü altında misyonerlik faaliyeti yürüttüğü” bilgisinin yer aldığını aktarmıştı.

Brunson sınır dışı edilmesini önlemek için arkadaşlarından dua etmelerini istiyordu. Ama “Gelgelelim o gün akşam saatlerine doğru durum birden değişiyordu. Avukatı İsmail Cem Halavurt’un, Brunson ve eşinin anlatımlarına dayanarak aktardığına göre, durumu değiştiren merkezdeki görevliye gelen bir telefondu. İlginçtir ki, bu telefonun ardından herhangi bir işlem yapılmıyor ve uzun bir bekleyiş başlıyordu. Yaklaşık bir hafta sonra eşi Norine serbest bırakılıyor, evine gidebileceği söyleniyordu… O gün Brunson merkezden içeri girdikten sonra frene basılmasa ve sınır dışı edilmesine ilişkin işlemler sonuçlandırılıp kendisi ABD’ye gönderilmiş olsaydı, kuvvetle muhtemeldir ki, Türkiye-ABD ilişkilerinde içinden geçilen büyük sarsıntı yaşanmamış olacak, bunun sonucu Türk ekonomisinin göstergeleri de geride bıraktığımız aylarda çok farklı bir düzlemde seyretmiş olacaktı. Geri Gönderme Merkezi’ne etkili ve yetkili bir makamdan gelen esrarengiz bir telefon Türkiye’ye nelere mal oluyordu!?” …Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Bu makaleyi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.