Temel Karamollaoğlu’nun Karanlık Damadı ve SİYONİST VATİKAN’IN İSLAMCI KANADI

131
Paylaş:

7 Ağustos 2018

Milli Gazete’de 15 Haziran 2016 tarihinde ve “Gündem” bölümünde “Haçlı sofrasında Kur’an!” başlıklı bir haber-yorum yayınlanmıştı.

Papa’nın 12 Nisan 2015’te “Yüzyılın ilk soykırımı Ermenilere yapıldı” demesinin ardından Büyükelçi Mehmet Paçacı geri çağrılmış ve Vatikan-Ankara ilişkileri sözüm ona gerilmişti. Vatikan hâlâ iftirasından dönmemişti, ama 1977’de öldürülen Büyükelçi Taha Carım’ı anma bahanesiyle Rönesans’tan kalma Haçlı sarayında Kur’an-ı Kerim ve Ezan-ı Muhammedi okunmuş, fitne sofrasında iftar yapılmıştı! Akıllara zarar törende Kur’an-ı Kerim’den ayetler ile ezan okunmasının ardından ‘karışık’ konuklara(!) iftar yemeği de ikram edilmişti.

Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Prof. Mehmet Paçacı’nın ev sahipliğinde yapılan bu anma törenine, Vatikan nezdinde görev yapan bazı misyon şefleri, Vatikan ve Ortodoks Kilisesi’nden ‘dini’ yetkililer ile çok sayıda Türk ve İtalyan konuk davetliydi.

Milli Gazete bu haberinde kınadığı Vatikan Büyükelçisi Mehmet Paçacı’nın Sn. Temel Karamollaoğlu’nun damadı olduğunu ise, ya bilmiyorlardı veya gizliyorlardı!

Temel Karamollaoğlu’nun bu karanlık damadı Mehmet Paçacı’nın T.C. Vatikan Büyükelçiliği sırasında Papalık; Yahudilere yönelik teolojik kırılma ve teslim olma anlamına gelecek yeni bir karar almıştı. 2. Vatikan Konseyi’nin 50’nci yılında Yahudileri “dine davet edilecekler” kapsamından çıkarmış, böylece Papalık, Yahudileri resmen “mü’min” saymaya başlamıştı. İlahiyatçı Prof. Dr. Şinasi Gündüz ise, bu kararın siyasi olduğunu ve Siyonistlerin baskısı ile alındığını hatırlatmıştı. Alınan bu kararla “Yahudilerin din değiştirip Hristiyan olma” şartını koşan Vatikan kuralı; “İsa’ya inanmasalar da kurtuluşa erebilirler” hükmüyle, tümüyle ortadan kaldırılmıştı.

14 Aralık 2015’te ‘Jubile Yılı’ kutlamalarını başlatan Vatikan’da Yahudilere yönelik dini tebliğden vazgeçilmesi kararı alınmış, Papalık, “Yahudilerin Hristiyan dinine dönmesine çaba sarf etmekten vazgeçilmesi ve anti-semitizm ile mücadelede beraber çalışılması gerektiğini” açıklamıştı. Açıklamada “Hristiyanların kökleri Yahudi olduğu için antisemitist olamazlar” vurgusu da vardı. Zaten daha önce de “Yahudilerin körlüğü” ve “kalplerindeki perde” duaları, “Tanrı, kalplerini aydınlatsın” şeklinde yazılmıştı. Son alınan bu kararda; Yahudilerin Hz. İsa’ya inanmaması halinde de kurtuluşa erecekleri savunulmaktaydı.

Yahudi asıllı ve mason bağlantılı Papalar çoğalmıştı!

Giderek Siyonizm’in bir karargâhına dönüşen Vatikan’da bizzat mason ve Yahudi olan Papalar da çoğalmıştır. Papa XI. Pio, Papa XII. Pio, Papa XXIII. Jean (1958-1963) Yahudi olarak bilinen Papalar’dır. Bununla birlikte çok sayıda Kardinalin Mason veya Yahudi olduğu da ortaya çıkmıştır. Bunlar Papalık ile kirli finans işleri, MOSSAD ve İsrail ile bağlantıları kuran aktörler konumundadır. Kasım 1964’te (Yahudi asıllı kilise yöneticilerinin telkini ile) Roma Katolik Kilisesi dünyadaki kendi kiliselerine bağlı kardinal, papaz ve piskoposlarla bir toplantı yapmıştır. Toplantıda Papalığın geçmişten günümüze kadar Yahudilere karşı tutumunun hatalı olup olmadığı tartışılmıştır. Böyle bir çalışma Papalık tarihinde ilk olması hasebiyle oldukça önemli bir adımdır.

Vatikan-Yahudi Antlaşmaları

1965’te Nostra Aetate Deklarasyonu yayınlanarak Hristiyan-Yahudi ilişkilerini derinleştirmek için birçok ülkede enstitüler ve buna benzer kurumlar kurulmaya başlanmıştır. Hz. İsa’nın ölümünden Yahudilerin sorumlu tutulamayacağı açıklanmıştır. 1974’te Vatikan Talimatnamesi’nde Antisemitizm’in her türlüsünü kınadıkları vurgulanmıştır. Yahudi tarihinin Kudüs’ün yakılmasıyla sona ermediği, hatta dini bir gelenek geliştirmeye devam ettiği yorumu yapılmıştır. 1985’te Vatikan, İsrail’i Devlet olarak tanımıştır. Aynı yıl Vatikan, Yahudilerin Eski Ahit’te olduğu gibi bugün de Tanrı’nın seçilmiş en üstün insanları olduğunu açıklamıştır. Aralık 1970’te Hristiyan Birliği Uyandırma Sekreteryası’nda Roma Katolik Kilisesi ile Dünya Yahudi Cemaati arasındaki ilişkileri koordine edecek komitenin kurulması için bir memorandum kararı almıştır. Bu toplantılarda Yahudiler birçok talepte bulunmuşlardır. Bu talepler arasında oldukça düşündürücü ve önemli olanı, Yahudilerin Vatikan’dan, İncil’de Yahudiler ve Yahudilik aleyhinde geçen ifadelerin mutlaka çıkartılması gibi İncil’in değiştirilmesine kadar varan isteklerde bulunmaları ve bunda ısrarcı olmalarıdır.

Vatikan’ın içindeki Siyonist yapılanmanın kırmızı çizgilerini, Papaların bile geçemeyeceği anlaşılmıştır. Vatikan’ın sadece bir dini merkez olmadığını, aynı zamanda bir devletin bütün imkânlarına sahip, uluslararası alanda tanınan, diplomatik imkânları olan bir devlet olduğu unutulmamalıdır. Papaları bile öldürecek bir yapılanmanın, düşman olarak gördüğü her türlü güç merkezlerinin aleyhinde çalışacak birçok Siyonist ve Masonik şer merkezlerine dokunulmaz bir merkez oldukları açıktır. Papa II. Jean Paul suikastının tetikçisi olan Mehmet Ali Ağca bahanesiyle suikasttan sonra özellikle Siyonistlerin güdümündeki basın yayın kuruluşları birkaç yıl bu olay nedeniyle Müslümanlara Avrupa’yı dar etmeye çalışmışlardır. Ardından zamanın CIA Başkan adayı Robert Gates’in düzmece raporlarıyla bu suikast KGB’nin üzerine yıkılmıştı. Daha sonra anlaşıldı ki; tetikçisi Ağca, yaptıranları; I. Paul’u ortadan kaldıran aynı merkez yani MOSSAD’dı.

Oysa Masonluk, Katolik Kilisesi tarafından yüzyıllar önce “dinsizlik” olarak tanımlanmış ve herhangi bir Hristiyan’ın mason olması yasaklanmıştı. “1738’de masonluğa karşı bir Papa Emirnamesi yayınlanmıştı. Buna göre, Papa, hiçbir ayırım yapmadan tüm masonların açıkça Kilise’ye zarar vermeye ve bu şekilde Hristiyanları İsa’nın getirdiği doğrulardan mahrum etmeye çalıştıklarını açıklamıştı.” (Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, Cyril M. Batham, sf.2)

Fakat, yasak olan masonluk, zamanla Vatikan’a sızmaya başlamıştı. Bunu anlamak için Vatikan tarihine bakmak lazımdı:

“Vatikan Dışişleri Bakanı Agostino Casaroli, masonluğa kayıtlıydı.” (La Trilaterale et Les Secrets du Mondialisme, Yann Moncomble, sf.138)

“İtalyan masonluğu açıkça Vatikan politikalarıyla ve dini yapılarla bağlantılıdır.” (The Brotherhood, Stephen Knight, sf.270)

“Masonluğun Roma Katolik Kilisesi’nde sempatizanları, hatta üyeleri vardı.” (The Brotherhood, Stephen Knight, sf.247)

“1973’te Kiliseye bağlı olan ‘Kurtuluş Ordusu’ isimli kuruluş ile masonlar bağlantılıydı. Aynı yıl 19 Haziran’da Dini İşler Sorumlusu Baden Hickman, Kurtuluş Ordusu görevlilerinin herhangi bir mason locasına girmelerini yasakladığını açıkladı. Daha sonra yapılan araştırmalar sırasında İngiltere’de kilise mensupları için üç adet özel loca olduğu anlaşıldı. Bu localar, Standora Locası 6820, The Lodge of Constant Trust 7347 ve Lubilate Locası 8561. Avustralya Melbourne’da da bir diğeri vardı: Haçlılar Locası…” (Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, sf.5)

“Aynı dönemde kendine ‘Anglo-Katolik’ sıfatını uygun gören biri “Masonluk Üzerine Bazı Yansımalar” adlı bir kitap yayınladı. Bu kitapta masonik faaliyetlerle ilgili geniş bilgi bulunmamakla beraber Fort Newlon, Lawrence, de Castello ve Woodford gibi mason rahiplerin çalışmalarına geniş yer ayrılmıştı. Yazar, şöyle bir iddiada bulunuyordu: ‘Tehlike şudur ki, İsa’nın en büyük düşmanı kiliseyi yönetiyor’.” (Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, sf.5)

“Bir başka din adamı Dr. Cawthorne şöyle yakınıyordu: ‘Masonluk öğretisi açıkça anti-Hristiyandır. Rica ediyorum artık hiçbir kilise mason locası olarak kullanılmasın’.” (Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, sf.17)

Grand Orient (Fransız Büyük Locası) ile Vatikan bağlantısı, masonluğun Hristiyan âlemine ne derece sızdığının kanıtıdır:

“Grand Orient, İngiltere Bankacılık kuruluşları ve uluslararası banker Mayer Amshel Rothschild tarafından finanse edilmiştir. Bugün Grand Orient; Trilateral Komisyonu, Bilderberg Grubu ve tüm dünyadaki sosyalist partilerle yakın ilişki içindedir. Bağlantıları Vatikan’a kadar uzanmıştır ve geçen seneler boyunca önde gelen Katolik Kilise mensuplarının anti-Hristiyan Grand Orient’in gizli üyeleri olduğu söylenmiştir.” (The Spotlight, 4 Ocak 1993)

Vatikan’a Sızan Masonların Kara Para Aklamaları

“Im Namen Gottes’” adlı kitap yayınlandığında tüm Avrupa’da büyük yankı uyandırmıştı. “Vatikan şehrinin çevre duvarının etrafında bir tur yapılsa bir saatten fazla sürmez, ama Vatikan’ın servetini saymaya kalksalar, bu şüphesiz çok daha uzun sürerdi.” (Im Namen Gottes’, David A. Yallop, sf. 130)

Vatikan, İtalya’nın içinde küçük bir şehir-devlet konumundaydı. Papa’nın ülkesidir, ama Papalığın içine sızan masonik bir örgütlenme, burayı dev bir kapitalist Siyonist organizasyona dönüştürmeyi başarmıştır. Vatikan, bütün Hristiyan âleminden asırlardır büyük bağışlar almaktadır. Bu bağışların işletilmesi için Vatikan’da bankaların kurulması, bu küçük toprak parçasını mafya-masonluk ikilisinin önemli bir hedefi yapılmıştır. Vatikan bankalarının elinde biriken dev servet, dünyanın diğer sermayedarlarıyla ortak olmayı sağlamıştır. Sonuçta Vatikan, Rothschild, Morgan gibi uluslararası Yahudi bankerlerle ortak konuma taşınmıştır.

Uluslararası Yahudi şirketleri ile ortak hale gelen Vatikan, öte yandan mafyayla da bağlantılıdır. Vatikan, İtalya’daki ayağını P2 Locası’nın oluşturduğu mafyanın para aklama merkezi yapılmıştır. Vatikan’ın parası ve bankaları “kutsal” olarak kabul edilip dokunulmazlık zırhına sarılmıştır. İtalyan mafyası, P2, dışarı para çıkarmak istediğinde parayı Vatikan bankasına yatırıyor, oradan yurtdışındaki bir başka bankaya yollatıyordu. Vatikan’ın bu bankalarına ise kimse sorgu-sual edemiyordu. Yurtdışından para sokmak için de aynı yöntem kullanılıyordu: “Amerikan mafyasının sınırlarla problemi yoktu. Aklanmış paranın bir kısmını İtalya’ya sokmak istediğinde, bunu Vatikan Bankası üzerinden yapıyordu.” (Im Namen Gottes’, David A. Yallop, sf.181)

Dünya genelinde en aktif durumda olan “Opus Dei Tarikatı, Moon Tarikatı ve Gülen Cemaati” arasındaki şaşırtıcı benzerliklerin olduğunu tespit eden araştırmacılar vardı.

OPUS DEI TARİKATI: Yeni Opus Dei’nin kurucusu Madridli bir Katolik papazı Josemaia Escriya de Balagar’dır. Papaz Ecsriya Hristiyan değil Yahudi asıllıdır. İspanya’da Yahudi engizisyonu yapıldığı dönemde Hristiyanlığa geçmiş, aslen gizli Yahudi olan bir aileye bağlıdır. Opus Dei kelime anlamı “Tanrı’nın İşleri” olmaktadır. Diğer bu tür örgütlenmeler Opus Dei örneği ve üzerinden yapılandırılmıştır. 1990’larda Vatikan, Papa 2. John Paul tarafından onaylanan teolojik belgeyle; insanlığın kurtuluşu için tek yolun Katolik Mezhebi olduğunu ve diğer dinlerin Katoliklikle eşit olmadığını açıklamıştır. Dinler Arası Diyalog ise, bütün inançları kiliseye döndürme amacı taşımaktadır.

MOON TARİKATI: Kurucusu önceleri Budist, sonradan papaz olan Sun Myung Moon olmaktadır. Moon, 1954 yılında K. Kore’den kaçarak, G. Kore’ye sığınmış ve tarikatını da buradan yaymıştır. Moon Tarikatı’nın resmi adı “Birleştirme Kilisesi” (Unity of the Church akımı ve Unification Church kurumu) olmaktadır. 1951 ABD müdahalesinin hemen ardından kurulmuş bir Hristiyan tarikatıdır. Kurucusu Sun Myung ve oğlu Heung Jin’e göğe çekilmek ve gökten geri dönmek gibi Hz. İsa nitelikleri yakıştırılmaktadır. Dinlerin birleşmesi yanında ırkların birleşmesinin mümkün olması bu dine geçerek sağlanır. Bugün G. Kore nüfusunun yaklaşık %40’ı Budistlikten Hristiyanlığa devşirilmiş ve toplum parçalanmıştır.

FETULLAH GÜLEN TARİKATI: 1966 yılında İzmir Kestanepazarı’nda kurulmaya başlanmıştır. Bu bölgenin bir diğer özelliği Sebatayistlerin merkezi olmasıdır. FETÖ’cülerin, Moon ve Opus Dei gibi bir Haçlı-Siyonist tezgâhı olduğunu ilk yazan Milli Çözüm Dergisi ve Ahmet Akgül, büyük saldırılar ve komplolarla karşılaşmıştır.

Her üç Siyonist tarikatın ortak Masonik özellikleri bulunmaktadır

Opus Dei, 20. yüzyılda Franko ile su yüzüne çıkmış, 35 yıl onunla çalışmıştır. 2. Dünya Savaşı sırasında ABD Siyonistleri ve yeni kurulan CIA bunlara el atmış, Amerika’ya geçip tarikatı kurmuşlardır. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra öncelikle Almanya’yı hedef almıştır ve çalışma bölgesi Hristiyan dünyası ve Papalıktır.

Moon Tarikatı kurucusu Sun Myung Moon’un da aslı Budist bir insandır. Buradan Yahudi, Protestan, Katolik karışımı Unity Church’e devşirilmiş durumdadır. Fakir bir köylü çocuğu olan Sun Myung Moon bugün müthiş bir servete sahip bulunmaktadır. Çalışma alanı, Budist inancının yaygın olduğu Asya ve Pasifik bölgesinde örtük Hristiyanlığı yaymaktır.

Fetullah Gülen’in de ana tarafının İspanya’dan gelen Safarad Yahudilerine dayandığı konuşulmaktadır. Bir yanında da ihtida eden bir Ermeni olduğu yazılmıştır. Türkçe olduğu için Risale-i Nûr tefsirlerini esas alarak çalışmaya başlamış, 1978’de, “Ben kendi tefsirlerimle irşad yapacağım” diyerek farklı bir yola kaymıştır. 1970’lerden itibaren yabancılardan destek almıştır. İslam’ın yozlaştırılması ve “Ilımlı İslam” safsatasını yaygınlaştırmıştır. Çalışma alanı İslam coğrafyasıdır. Fakir bir vaiz olduğunu söyleyerek 1992’de Amerika’ya gittikten sonraki süreçlerde cemaatin serveti 250 milyar Dolar’a ulaşmıştır. Vergisi ödenmemiş himmet, bağış, haraç ve işe yerleştirilen üyelerinin maaş ve ücretlerinin %40’ı ile bütün bu gelirler Türkiye’den toplanıp alınmıştır.

O süreçte Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi olan Temel Karamollaoğlu’nun sevgili ve değerli damadı Prof. Mehmet Paçacı, Habertürk’ten Kübra Par’a verdiği röportajında övünerek: Devamını okumak için tıklayınız.


[1] Metin Özer – Habervitrini – Bay Temel’in Vatikanlı Damadı – 21 Temmuz 2018

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.