KIYMETİMİZ, GAYRETİMİZ KADARDIR

96
Paylaş:

21 Ocak 2019

İnsanın kıymeti, gayreti nispetindedir: Gayreti ve hizmeti ise, niyetiyle değerlendirilir. Çünkü, “ameller, niyetlere göredir”.

Gayesiz ve gayretsiz insan, seviyesiz ve nasipsiz bir kimsedir. İnsanın himmeti, hedef aldığı şeylerin değeri ve derecesi ile ölçülecektir. Basit heveslerin ve küçük hesapların sahipleri, yüksek düşünemezler ve büyük işlere girişemezler. Büyük faydalar, büyük fedakârlıklar ister. Büyük amaçlar, büyük atılımlar gerektirir.

Şeytani duyguların ve nefsani arzuların kölesi olanlar, onurlu bir özgürlüğe ve insana yakışır bir karakter düzeyine erişemeyecektir. Bir insanın hedefi ve himmeti ne kadar küçükse, onun gayreti ve cesareti de o kadar düşecektir. Çünkü ucuz kahramanlıklarla uzun vadeli ve kıymetli kazançlar elde edilemeyecektir.

“Hiç kimse bir başkasının yükünü yüklenemez (ve hiç kimse başkasının gayreti ve hizmetiyle sevaba ve şerefe erişemez)… Gerçekten, insanın kendi çalışıp çabalamasından başka (hakkı ve hasılatı) yoktur. Ve bütün yaptıkları (ve kazandıkları da) ileride görülecek (ve değerlendirilecek)tir. Sonra da karşılığı tastamam verilecektir. Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir…”[1]

İlim de, ibadet de, gayrete bağlıdır. Dünya ticareti de, ahiret sermayesi de, ancak çalışmakla kazanılacaktır. Hizmet de, zafer de sabredenlerin olacaktır. Ve herkesin niyeti, ciddiyeti, gayreti, cesareti ve metaneti kadar, rütbesi ve şerefi bulunacaktır.

Zira “Herkesin, yaptıkları işlere göre birtakım dereceleri vardır. Ve Rabbin onların yaptıklarından asla gâfil olmayandır.”[2]

İnsanların yaptıkları iyi veya kötü işler, onların karakterlerinin oluşmasında ve kabiliyetlerinin olgunlaşmasında önemli rol oynayacaktır. Ve arkasından bu karakterlerine uygun davranışlara başlayacaktır.

“De ki: “Herkes kendi mizaç ve meşrebine göre bir iş yapar… Bu durumda, kimin haklı ve hayırlı bir yol tuttuğunu en iyi bilen Rabbinizdir.”[3]

“Herkesin sevabı ve seviyesi amellerine göredir. Allah herkese yaptıklarının karşılığını verecektir ve hiç kimseye asla zulmedilmeyecektir.”[4]

İnsanların kabiliyetine, karakterine, gayretine ve samimiyetine göre işleri ve gidişleri farklılık göstermektedir. Kimisi küfürde ve kötülükte ileri giderken, kimileri imanda ve iyilikte ileri geçmektedir. Kimisi günahta ve tembellikte yarışırken, kimileri ibadet ve hizmette önde gitmektedir. Kimileri, kahpece zalimleri alkışlarken, kimileri erkekçe mazlumları desteklemektedir.

“Ve yemin olsun ki, sizin işiniz pek çeşitlidir. İçinizden her kim cömertlik gösterir ve kötülükten sakınırsa ve (her hususta en güzeli tercih ve tasdik ederse Biz de ona (ibadet ve hizmet yollarını) kolaylaştırır ve başarılı kılarız. Her kim de cimrilik eder, kendini herkesten müstağni görürse (servetine ve şöhretine güvenip, ilmine ve ibadetine aldanıp, cemaat ve teşkilattan yüz çevirirse ve de (her hususta ihtirasından, en güzel ve en mükemmel olanı yalanlar da Hakka boyun eğmezse, onu da zora ve zahmete yöneltiriz. (Kötülükleri ve çirkinlikleri yapmaya terk ederiz.)”[5]

“Kim Rahman’ın zikrinden (ve Kur’an’ın izinden) yüz çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık onun yakını ve yardımcısı Şeytan’dır. O şeytanlar bunları Hakk yoldan saptırdıkları halde, onlar kendilerini hâlâ hidayet ve istikamet üzerinde zannederler.”[6]

Basit arzular insanı basitleştirip alçaltır. Pasif duygular insanı köleleştirip kısırlaştırır.

Himmeti ve hedefi sadece yedikleri ve karnına doldurdukları şeyler kadar olan kimsenin, kıymeti de karnından çıkardıkları şeyler kadardır. Dünyalık makam ve menfaatler uğrunda, siyasi ikbal ve ihtiraslar yolunda, dostlarını bile tepeleyenlerin, mukaddeslerini terk edenlerin, maneviyatını rüşvet verenlerin, belki etiketleri yükselir, ama tıynetleri alçalır…

Evet, kimisi servet, kimisi cennet için çalışır. Kimisi şöhret, kimisi hizmet için uğraşır. Kimisi ganimet ve para, kimisi Allah’ın rızası ve insanların duası için çırpınır… Kimisi makam ve menfaat, kimisi Ma’buduna vuslat için yanar tutuşur… Kimisi zalim ve adi sistemler yürüsün, kimisi de Adil bir Düzen kurulsun diye koşuşur… Ve sonunda herkes niyetine ve hak ettiğine kavuşur.

Kalitesizlik, Kaliteye Düşmandır!

Kalitesizlik, kaliteye düşmandır. Seviyesizlik, seviyeye karşıdır. Çirkinlik güzelliğe, aşağılık yüceliğe zıttır. Çünkü gerçeğinin yanında sahteleri sırıtacak, orijinalinin yanında taklitleri belli olacaktır.

Bunun içindir ki “Ay, yıldızlardan hoşlanır, ama Güneş’e tahammül edemez. Zira yıldızlar içerisinde Merih, Güneş’in yanında ise sönük ve siliktir.”

Aşağılık kompleksi içinde kıvranan insanlar ve bayağılığının farkında olan şahıslar kaliteli ve karakterli kimselerden hoşlanmazlar, haset ederler. Bunlardan bazıları daha farklı ve faziletli görünmek, başkalarından seçilmek ve sivrilmek için, hep seviyesiz ve beceriksiz insanlar arasında bulunmak isterler. Hatta bu tipler, hasbelkader şayet tayin ve tercih etme makamında bulunurlarsa, kendilerini gölgede bırakacaklarından korktukları çaplı ve başarılı kimselere asla fırsat vermezler…

Bu yüzden: Korkak ve metanetsiz kimseler, ciddiyet ve cesaret ehlini, çekemezler. Akılsız ve anlayışsız tipler, marifet ve feraset ehlini istemezler.

Sabırsız ve samimiyetsiz kimseler, teslimiyet ve sadakat ehlini beğenmezler. Laçka ve laubali tipler, ibadet ve istikamet ehlini sindiremezler. Tembel ve beleşçi tipler ise gayret ve hizmet erlerini asla sevmezler. Üstelik bunlara “gösteriş meraklısı, şöhret budalası” diye saldırmaktan ve karalamaktan da çekinmezler.

“Uyuşuk ve pısırık merkepler, küheylan atları hep şımarıklıkla suçlarmış.” sözünü, elbette boşuna söylememişler.

Yüksek gayeler ve örnek gayretler içinde olanlara: “Bunlar makam ve menfaat peşinde koşuyorlar. Onun için bu kadar çırpınıyorlar.” diyenlerin cevabını ise Hz. Mevlâna veriyor:

“Gonca güller aşkına ve yüce değerler hatırına, bağlara ve bahçelere uçuşan bülbülleri gören öküzler, şayet “bunlar otlamak için oralara gidiyor” derlerse buna şaşmayınız. Zira öküzler, güllerin sadece otlanmak için yaratıldıklarını zannederler… Gül koklamayı ve ondaki güzelliğe hayran kalmayı bilmezler ve hele bülbülün aşk davasına hiç akıl erdiremezler!..”

Bu tipler insan kıymetini bilmezler. Fazilet ve fedakârlıkları takdir etmezler. Bir başkasına hürmet ve itaat etmeyi içlerine sindiremezler… Tabii, İblis gibi ilim ve ibadetle nice makamlara çıksalar bile, Adem’e secde etmedikçe yani fazilet ve hizmet ehlini takdir ve takdim etmedikçe, sonunda şeytanın akıbetine uğrayacaklarını düşünmezler!..

“Kitap sahiplerinden çoğu Hakk ve hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra bile, sırf içlerindeki haset ve kıskançlık yüzünden, sizi iman davanızdan ve haklı yolunuzdan küfre ve sapıklığa döndürmek isterler.”[7] ayeti de işaret ediyor ki, maalesef zalim düzenlerin zilleti altında, oturup faydasız ve fantezi tartışmalar yapanlar ve ucuz kahramanlık taslayanlar, onurlu ve şuurlu hizmet ehlini kıskanırlar ve başarısız olmalarına çalışırlar…

“Kendilerine kitap verilmiş olanlar, onlara apaçık deliller geldiği halde, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü onda anlaşmazlığa düştüler.”[8] ayetinin de ifade buyurduğu gibi, maalesef aynı cemaat ve teşkilat mensupları bile, sadece benlik, beleşçilik, çekememezlik yüzünden birbirine girmekte ve ihtilafa düşmektedirler.

Hatta bu kıskançlık yüzünden, hizmet ve hakikat erbabını inkârcılardan daha aşağı gören hainler vardır.

“İşte bunlar, Allah’ın lanetlediği insanlardır. Ve Allah kimi lanetlerse artık onların hiçbir yardımcıları bulunmayacaktır. Yoksa onların, (Allah’ın) mülkünde bir hisseleri mi var (ki Allah’ın kullarına verdiği nimet ve faziletleri kıskanıyorlar)? Demek bunların elinde olsaydı insanlara bir çekirdek tanesi bile vermeyeceklerdi. Yoksa Allah’ın Kendi lütfundan insanlara bahşettiği (nimet ve faziletler) yüzünden onları kıskanıyorlar mı?..”[9] ayetleri haset ve hıyanetin, kin ve nefretin, insanı ne aşağılık hallere sürüklediğini haber vermektedir. İşte bunun içindir ki, “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”[10] özellikle Rabbimize sığınmamız öğütlenmektedir.

Bu yüzden, Cenab-ı Hak’kın bize bahşettiği servet, şöhret, ilim, hikmet gibi şereflerle, başkalarının gıpta ve kıskançlık damarını tahrik edecek şekilde övünmek yanlıştır ve yersizdir. Hâlbuki, özellikle aynı davanın ve aynı teşkilatın mensupları, bir vücudun azaları, bir motorun parçaları gibidirler… Şerefleri ve sevapları ortak olan “manevi bir şirket” hükmündedirler. İçlerinden bazılarının daha başarılı ve daha becerikli olmaları diğerlerini sadece sevindirmesi ve memnun etmesi gerekir. Çünkü, dava arkadaşlarının gayret ve katkıları sonunda, kendi kârları ve kazançları da yükselecektir.

Ama ne yazıktır ki, kıskançlık damarı ağır basmaktadır. Pek çok kişi aşağılık duygusundan bir türlü kurtulamamaktadır. Kendi gayret ve marifetiyle yükseleceğine, başkalarını körelterek ve köstekleyerek sivrilmeyi arzulamaktadır.

Evet işte bu yüzden kalitesizlik kaliteye düşmandır… Seviyesizlik seviyeye karşıdır. Hâlbuki özel kabiliyet ve marifetlerimizi birleştirip, ortak hedefleri gerçekleştirmek, neticede hâsıl olan şerefi ve sevabı bölüştürmek varken, birbirimizin ayağına çelme atmak, “herkes başarısız olsun ki en başarılı ben görüneyim” havasına kapılmak şeytanlık damarıdır. Ve tabii kıskançlık, herkesten önce kendi sahibini huysuz ve huzursuz yapacak, ama hiç kimse Allah’ın takdirine ve taksimine mani olamayacaktır. Kardeşlerinin kin ve hasedi, Hz. Yusuf’a geçici bir sıkıntı vermiş olsa bile, neticede onun Mısır’a sultan olmasına engel olamamış, hatta bu mutlu sona ulaşmasına zemin hazırlamıştır… Çünkü, Hak zeytinyağı gibidir. Onu altta tutmak ve boğmak için üzerine ne kadar su dökerseniz dökünüz, o yine üste çıkacaktır. Ve tabii çaresi yok, herkes ancak kendi tıynetine yakışanı yapacak ve herkes kendi niyetinin karşılığını bulacaktır…

Külfetsiz Nimet, Zahmetsiz Rahmet Olmaz

Her nimet bir külfet karşılığıdır. Her türlü şeref ve fazilete mutlaka bir gayret ve bir ücret ödenerek sahip olunmaktadır. En büyük nimet ise, bir insanın akılla beraber hidayete ulaştırılmasıdır. Zira İslamsız ve hidayetsiz bütün nimetler yarımdır ve nimetler ancak İslâm’la tamamlanır.[11]

Cenab-ı Allah, Rahman sıfatının gereği, aklı her insana vermiş ama “hidayeti” ise Rahim sıfatının gereği olarak sadece Onu arayana; yani aklını, Hak’kın ve hayrın hizmetinde kullanıp, İslâm’a ulaşana ve “iman – hidayet” nimetinin ücretini karşılayana lütfetmiştir. Özetle İslâm’ın Hak olduğuna aklı yatmak ve bu hususta pek çok alâmet ve ayetlere şahit olmak yetmemekte, “hidayete” ulaşmak için bunun ücretini ödemek, birtakım külfet ve zahmetleri yüklenmek de gerekmektedir. Bunun da ilk şartı, iman etmek ve İslami düzeni seçmek durumunda, zalimlerden gelecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı metin olup göğüs germek, Allah’a tevekkül edip kâfirlerden asla ürkmemektir… Menfaatlerini kaybedeceği ve zalimlerin tecavüzüne uğrayabileceği endişesiyle, şehadetinden vazgeçenler, asla hidayete eremezler ve Allah’ın va’ad ettiği nimet ve saadetin tamamını ve sonsuz devamını elde edemezler.[12]

Bu konuda Firavun’un sihirbazları çarpıcı örnektir:

“Sihirbazlar iplerini ve değneklerini (meydana) attılar ve “Firavun’un şerefine, elbette her türlü hünerimizi göstereceğiz ve biz galip geleceğiz” dediler.”

“(Bunun üzerine) Hz. Musa da asasını bıraktı ve bir anda onların uydurdukları (hayali canavarları)nı yutmaya başladı.”

“(Bu durumu gören ve İlahi bir mucize olduğunu sezen) Sihirbazlar, hemen secdeye kapandılar ve “Biz âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik” dediler.”

“(Bunu duyan Firavun) Bana danışmadan ve benden izin almadan mı ona inandınız? (Hem ona iman edecek ne var?) O büyücülükte sizden biraz ileri bir insan… (Haydi, bu kararınızdan vazgeçin, yoksa) Yakında (başınıza neler geleceğini görecek ve) bileceksiniz! (Şöyle ki:) Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi astırıp (en feci şekilde öldüreceğim)” dedi.

(Sihirbazlar ise bu tehdit ve tehlikelere hiç aldırmadan) “Zararı yok. (Ne yaparsan yap, imanımızdan ve davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Zira nasıl olsa) Biz Rabbimize döneceğiz!” karşılığını verdiler.”[13]Yani imanın ve hidayetin fiyatını verdiler ve ebedi mükâfatına da erdiler…

Kur’an, Firavun’un bu dediklerini yapıp yapmadığını haber vermemiştir. Böylece asıl önemli olanın; mü’min sihirbazların bu kesin kararlılığı ve her türlü tehdidi göze alan sağlam imanları olduğunu öğretmiştir.

Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Bu makaleyi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.