Referandumda Neden “Hayır” İçin Çalışmalıyız?

590
Paylaş:

Konuya girmeden önce samimiyetle şu hususu hatırlatalım ki; yazıdaki saptama ve yorumlarımız, hiçbir kesimi veya partiyi suçlamak ve yargılamak amacı taşımamaktadır. Sadece kendi inancımız ve duyarlılıklarımız açısından yanlış ve yararsız bulduğumuz tavırların tenkidini yapmak, ve ülke sorunlarımızı birlikte aşmak için, Milli ve manevi sorumluluklarımızı kuşanmak üzere yapılmış uyarılardır. Peki neden “HAYIR” için çalışmalıyız?

1- Her şeyden önce, bu referandumda Yeni bir Anayasa paketinin oylanacağı iddiaları tam bir palavradır ve aldatıcı bir propagandadır. Çünkü Eski Anayasanın batıl ve bozuk olan bütün temel maddeleri ve genel prensipleri olduğu gibi korunmaktadır; sadece Sn. Erdoğan’a tek adam olma fırsatı sağlayacak ve Erbakan Hoca’nın tabiriyle kendisini“diktatur”luğa taşıyacaktır, ki bu çok büyük felaketlere neden olacaktır.

2- Bu anayasa tuzağına destek çıkmak; Meclisi, Muhalefeti ve Yargı Erkini devre dışı bırakıp, Türkiye’nin “Meşruti diktatur” eliyle ve telefon talimatı ile dışarıdan yönetilmesinin yolunu açacaktır.

3- Bu sinsi ve Siyonist hedefli değişikliği onaylamak, Güneydoğumuzda Özerk Kürdistan’ın kurulmasına kapı aralamak ve fırsat tanımaktır.

Bakınız, Türkiye, Meclis’in yetkilerini daraltan ve ‘Başkan’a aktaran Anayasa değişikliği için referanduma gitmeye hazırlanırken, Suriye için Rusya tarafından önerilen anayasa taslağı basına sızmıştır. Rus Sputnik yayın kuruluşu, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Moskova Yönetimi tarafından Suriye için önerilen taslağa ulaşmış ve yayınlamıştır. Rusya’nın anayasa teklifinde, Suriye’nin adındaki “Arap” ifadesinin çıkarılması teklif edilerek taslakta şu ifadeler yer almıştı:

“Suriye Cumhuriyeti millet, hukukun üstünlüğü ve eşitliği, sosyal birlik ve hiçbir ayrım yapmadan tüm vatandaşlarının hak ve özgürlüklerine saygı prensiplerini temel alan bağımsız, demokratik, egemen bir devlettir. Suriye Cumhuriyeti ve Suriye isimleri eşittir.”

Suriye PYD’sine özerklik ve resmiyet kazandırmak üzere “Sınır değişikliği için referandum” şartı bu anayasaya alınmıştı.

Rus delegasyonuna başkanlık eden Aleksandr Lavrentyev, Rusya’nın anayasa hazırlıklarına müdahale etmediğini belirterek, taslağı sadece süreci hızlandırmak için muhaliflere verdiğini açıklasa da, bu belgede, ülkedeki milletlerin talebi halinde, referandumla sınır değişikliği yapılabileceği kaydı yer almış ve böylece Türkiye’nin Güney sınırı boyunca PYD’ye bir özerk Kürdistan kurma fırsatı sağlanmıştı. Yani Türkiye’nin Suriye’deki en önemli şartı, hem de yeni ortağı Rusya eliyle boşa çıkarılmaktaydı. Rusya’nın teklifinde ayrıca, Suriye’nin resmi dilinin Arapça olması önerilirken, Kürt özerk bölgelerinin Kürtçe ve Arapçayı resmi dil olarak kullanabileceği de vurgulanmıştı.

Ve zaten AKP’nin normalleşme anlaşması imzaladığı Siyonist İsrail, Suriye iç karışıklığından yararlanarak Suriye’nin bölünmüş haritalarını yayınlamaya başlamıştı!

Suriye’de yıllardır yaşanan iç savaşı fırsat bilerek, adeta Filistinlilere kan kusturan Siyonist terör devleti, bu zulümlerine devam ederken öte yandan ise Suriye’ye yönelik kirli planlarını da devreye sokmaktaydı. Kendi çıkarları söz konusu olduğu anda her şeyi yapan terör şebekesi, bu sefer de Suriyeli mülteciler üzerinden kirli bir oyunu sahneye koymaya başlamıştı. Suriye’de yaralanan birkaç kişiyi kendi hastanelerinde tedavi ederek, dünyaya ‘iyimser’ bir algı çizen söz konusu Siyonist şebeke devleti, mültecileri kullanarak, kendi emellerini gerçekleştirme hesabındaydı. 

İstanbul’da mülteci olarak yaşamını sürdüren Suriyeli Aboud Dandachi İsrail’in sözde Suriyeli mültecilere yardım ettiğini gerekçe göstererek bir internet sitesi kurmuşlardı. İngilizce açılan bu internet sitesi başta İsrail’in Türkiye’deki lobileri tarafından yaygınlaştırılmıştı. “İsrail’e teşekkür ediyorum” adlı internet sitesinde dikkat çeken bir detay ise gözlerden kaçmamıştı. Sitede görsel olarak kullanılan Suriye haritasında, ülkenin bölünmüş bir şekilde yer alması ise kafaları karıştırmıştı. 1967 yılından beri İsrail’in işgal ettiği Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’nin paylaşılan haritada yer almadığı anlaşılmıştı. Söz konusu haritayı ve siteyi kendi sosyal medya hesaplarından paylaşan İsrail lobileri, böylelikle bölünmüş bir Suriye haritasını da zihinlere işleme çabasındaydı. Suriyeli bir vatandaşın kendi ülkesini bölen bir haritayı teşekkür niyetine paylaşmasına bir anlam verilemezken, bu işin de yine İsrail’in kirli bir oyunu olduğu sırıtmaktaydı. 

İşte bütün bu acı gerçekler ve gelişmeler ışığında diyoruz ki, bu referandumdakiBaşkanlık Sistemine EVET mührünü basmak, önce Suriye’de, sonra Türkiye’de Özerk Kürdistanların kurulmasına, Suriye’nin ve ülkemizin fiilen parçalanmasına ve Büyük İsrail’in kurulmasına fırsat ve ruhsat tanımaktır ki, hiç kimse bu vebalin altından kalkamayacaktır!

4- Bu İçeride kontrolsüz, dışarıdan güdümlü” BAŞKANLIĞA razı olmak, şu anda AB’ye alınma hatırına Cenevre’de gizli ve kirli taviz pazarlıkları yapılan Kıbrıs’ın parça parça elimizden çıkarılmasını ve siyasi rüşvet olarak Haçlı gavurlara sunulmasını kolaylaştıracaktır.

5- Bu referanduma “EVET” mührü basmak, yıllardır altı oyulan ilk kıblemiz ve kutsal bölgemiz Mescid-i Aksa’nın yıkılmasını onaylamaktır.

6- Bu iktidara ve bunların pervasız ve Kur’an’sız icraatlarına arka çıkmak; Bakara Suresi 279. Ayetinin ifadesiyle: “(15 yıldır, her türlü imkân ve iktidar sahibi olmalarına rağmen) Halâ faizci (ve halkın kanını emici sömürü) düzeni yürütmek suretiyle Allah ve Peygamberle savaşanların” safında yer alıp Rabbine başkaldırmaktır!..

7- Bu anayasayı doğru ve uygun saymak, zina ve livatayı meşrulaştırmaya çalışarak yaygınlaştırılan ahlak ve aile tahribatıyla geleceğimizi karartanların… Ve yine Maide Suresi 90. Ayeti kerimesine göre: “İçki, kumar ve şans oyunları gibi şeytani pislikleri” haşa mübah ve normal hale sokanların korkunç boyuttaki günahlarına ortak olmaktır.

8- Her ne hikmetse, ABD, AB ve İsrail’in de, asla karşı çıkmayarak dolaylı destek sağladıkları bu BAŞKANLIK inadı ve sonrasındaki başı boş icraatları, Türkiye’mizi çok derin ve tehlikeli kamplaşma, kutuplaşma ve hatta “iç kapışma” ortamına sürükleme riskini özünde taşımaktadır. Bu nedenle referanduma “EVET” demek, alevlenmeye müsait bu yangına benzin taşımaktır!

9- Bu referandumda “EVET” mührü basmak; her şeyden ve herkesten önce Sn. Recep Tayyip Bey’in manevi ve siyasi intiharına yardımcı olmak; Onun dünyevi ve uhrevi felaketlerine ve ülkemiz için çok feci akıbetlerine katkı sunmaktır!..

Rusya yönetimi PKK uzantısı PYD’yi Moskova’ya çağırmıştır. Putin yönetiminin Suriye Kürtlerini ‘daveti’ Astana zirvesi sonrasına gelmesi bir tesadüf sanılmamalıdır. Ankara’nın bu görüşmeye tepkisiz kalması ise onun bilinçsizlik ve beceriksizlik psikolojisini yansıtmaktadır. PYD temsilcisi Halit İsa Rusya’ya gidip Moskova yönetimi ile masaya oturmuşlardır. Halit İsa’nın karşısında oturan isim ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov olması anlamlıdır. Lavrov’un masada olması, Rusya’nın PYD’ye “Özerk Devlet” kıymeti göstermesi açısından diplomatik bir skandaldır.

Kürtler Kendi Anayasalarını Yapmışlardı!

PYD üyesi Halit İsa Lavrov’la yaptığı görüşmede Suriye anayasası için kendilerinin hazırladıkları taslağı da sunmuşlardır. Gazetecilere konuşan İsa “PYD olarak kendi anayasa taslağımızı hazırladık” itirafında bulunmuşlardır. Oysa; Türkiye PYD’yi terör örgütü PKK’nın uzantısı saydığını ve Suriye görüşmelerinde kesinlikle masada olmamasını defalarca açıklamıştı. Buna rağmen Astana zirvesinde yer almayan PYD şimdi Moskova’da özel olarak ağırlanmaktaydı. Rusya yönetiminin PYD daveti Türkiye’yle olan sıcak ilişkiler düşünüldüğünde şaşkınlığa yol açmıştı. Hatırlanırsa Türkiye’nin ABD ile ilişkileri PYD’ye yapılan silah yardımları sebebiyle gerilmiş durumdaydı. Şimdi AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın yeni ortağı Rusya da bize kazık atmaktaydı. Şimdi iz’an ve vicdan ehline soruyoruz: Böylesi kafalara Başkanlık kılıflı diktaturluk yetkisi vermek bu ülkenin başına daha ne belalar saracaktı?

Cesur kahramanlık mı, şuursuzluk ve ahmaklık mı?

Elazığ Karakoçan ilçemize bağlı YIĞ Köyünden (Rahmetullah Molla Bahri’nin görev yeri) yaşlı bir derviş şunu anlatmıştı:

Hacı Haydar Baba Hz.leri buralara girmeden önce, ibadet ve istikamet huzurundan habersiz bir gaflet ve cehalet içinde çırpınırdık. Onun samimi gayreti ve irşat hizmetleri sayesinde bölgemizde ve civar yörelerde büyük bir şuurlanma başlamış, zikir ve gönül ehli dervişler çıkmıştı. Ancak köyümüzden biraz varlıklı ve sert tabiatlı bir kişi, aramıza katılmamıştı ve günahlarını halâ bırakmamıştı. Bir gün ben tarlamda çayır biçerken o da koyunlarını otlatmaktaydı. Bir ara bana seslenip öğlen yemeğine çağırdı. Gitmesem kızacak ve bana sataşacaktı. Neyse yanına vardım ve yemek esnasında kendisine “Yahu Sen ne yiğit bir adamsın!” diye takıldım. Bana “Hadi canım ne kahramanlığımı gördün?” diye sorunca şöyle yanıtladım: “Biliyorsun, bizim İslami ahlaktan, namazdan, niyazdan haberimiz yoktu. Haydar Baba’nın sohbetleriyle Hakka ve hayra yöneldik. Ben tam 7 yılda, bütün kaza namazlarımı tamamladım, yarı gecelerden kalkıp Allah’ı zikreder ve yalvarırım, buna rağmen ahiret ve hesap vermeyi hatırlayınca korkuya kapılır, bağrımı dağlarım. Ama Sen ne cesur ve korkusuz bir adamsın ki, ne ölüm, ne ahiret takmazsın!..” Bunları benden duyunca o adam hüngür hüngür ağlamaya başladı ve bana: “Yok be kardeşim, vallahi benimki yiğitlik ve kahramanlık değil, gafillik ve ahmaklıkmış, yeni anladım!” diyerek ellerime sarıldı, tövbekâr olup namaza başladı… 65 yaşındaydı, vefat ettiği 80 yaşına kadar 15 yılda bütün kaza namazlarını bile tamamladı… Ve her sorana “Benim mürşidim filan derviştir” diyerek bizi hatırlatırdı…

Şimdi, Ey AKP’nin geçmişteki günahlarının ve haksız icraatlarının ve gelecekteki tahribatlarının vebalini sırtlayacak kadar cesur ve korkusuz(!) kardeşlerim. Bunca vebali kimin hatırına yüklenip Allah’ın huzuruna çıkacaksınız?

Yeni Sistem BAŞKAN’a şu yetkileri sağlayacaktır:

a) Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçiminin aynı gün olması cumhurbaşkanı ile parlamento çoğunluğunun aynı partiden olmasını doğuracaktır. Cumhurbaşkanı istediği an Meclis’i feshederek seçime gidebilirken, Meclis bunu ancak beşte üç oyla başaracaktır ve (600 milletvekili içinde 400’ü bulmak pratikte imkânsızdır). Buna cumhurbaşkanının aynı zamanda kendi partisinin başkanı olacağı, KHK çıkarma yetkisinin bulunması ve Meclis’in bütçeyi denetleme imkânından mahrum bırakılması da eklenirse karşımıza tam bir diktaturluk çıkmaktadır. Yani Meclis Cumhurbaşkanının sözünden çıkamayacağı gibi, onun iradesine uygun kanun çıkarmak zorunda kalacaktır. Ayrıca istemediği bir kanun geçerse zaten Cumhurbaşkanının veto yetkisi bulunmaktadır. Böylece Yasama Cumhurbaşkanı karşısında tümüyle çaresiz ve etkisiz kılınmaktadır.

b) Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın doğal üyesi olacağı, Cumhurbaşkanının ya doğrudan ya Meclis yoluyla çoğunluğunu atayacağı ve bu tercihleri denetleyecek hiçbir merciinin bulunmayacağı bir HSYK ve zaman içinde Cumhurbaşkanının seçtiği bir Anayasa Mahkemesi oluşturulmaktadır. Yani yargı Cumhurbaşkanına bağımlı konuma taşınacaktır.

c) Cumhurbaşkanının tüm üst düzey bürokratları atama yetkisine kimse tarafından mani olunamayacak ve bürokrasi Cumhurbaşkanının emrine sokulacaktır.

d) Cumhurbaşkanı tek başına OHAL ilan edip duracak ve Meclis’in onaylama süresi üç ay olacaktır. Eğer partisi Meclis’te çoğunluğu elde tutuyorsa, pratikte süresiz hale gelen bir OHAL düzeni kurulacak ve Cumhurbaşkanı kendi kanaatine dayanarak özgürlükleri ve siyasi faaliyeti kısıtlayan KHK çıkartacaktır. Öte yandan Cumhurbaşkanının kendisinin yanında, seçimle gelmemiş yardımcıları ve bakanlar da Meclis kararı olmadan siyasi tasarruflarından ötürü asla yargılanamayacaktır. Bu da Meclis çoğunluğuna sahip bir Cumhurbaşkanı söz konusu olduğunda, yürütmenin tümüyle ve ömür boyu yargı dışı kalacağı anlamındadır.” tespitleri ve tahlilleri; fikrini ve partisini beğenmediğimiz kişilerden gelse bile dikkate alınmalı ve üzerinde kafa yorulmalıdır.

Asıl yanılgı CHP ile AKP’nin çok farklı ve aykırı partiler zannedilmesidir!

Oysa temel zihniyet ve istikamet (AB) olarak CHP ve AKP aynı çizgidedir. CHP Siyonist dönme ve masonların kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyetinin aynen devamı ve takipçisidir. Mustafa Kemal bunların sinsi tahribatlarını önlemek üzere CHP Genel Başkanlığını da üstlenmiş ve Mason Localarını kapatıvermiş, işte bu yüzden saligran ilacı ile zehirlenip saf dışı edilmiştir. AKP ise aynı Siyonist ve emperyalist güçlerin “İslamcı kılıflı ve Erbakan’ın devamı” jelatiniyle ortaya çıkardıkları bir dış projedir. Aslında Milli Görüşün değil, Menderesin, Demirel’in ve Özal’ın izindedir. Ve zaten bu gerçeği kendileri de gizlememektedir. Erbakan Hocadan bizzat dinlediğimiz, şu tespitler, CHP ile AKP’nin aynı merkezlerin hizmetçileri olduğu gerçeğini beyan etmektedir: “CHP Siyonizm’in kendisi, AKP ise işbirlikçisidir!”Evet, AKP; CHP’nin sırıtan din düşmanlığı ve İslam karşıtlığı sayesinde ürkütülen halkımızın mecburi yönlendirilmesiyle iktidar olacak oyu devşirmektedir. CHP ise, AKP’nin din istismarını ve Milli tahribatını tenkit ederek ve onun alternatifi olduğunu belirterek ayakta kalabilmektedir. Oysa CHP ve AKP birbirlerinin alternatifi değil, danışıklı dövüş rekabetiyle siyasi partnerlerdir.

Yani CHP-AKP Aynı Saatin Yelkovanı ve Akrebi Gibidir! İşte CHP ile AKP’nin 40 ortak noktası:

Şu noktayı özellikle vurgulayalım ki, hem AKP, hem CHP… Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.