MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN HİZMET VE İSTİKAMET ESASLARI

73
Paylaş:

18 Şubat 2019

Sonsuz şükürler olsun ki bizler Müslümanız. Allah-u Teâlâ bizlere “Müslümanlar”diye isim takmıştır. Bu nedenle “Müslümanlık”tan daha üstün bir sıfat ve böyle anılmaktan daha güzel bir iltifat tanımayız. Hacc: 78 (son) ayeti bu konuda en kutlu ve mutlu dayanağımızdır: “Allah yolunda, (O’nun rızasına uygun tarzda) hakkıyla cihad edin! O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur’an’da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi ki; Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a (Kur’an’a) sarılın, sizin Mevla’nız O’dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır. (Ah bilseniz…)”  

Bu yüzden yeryüzündeki bütün Müslümanları kardeş sayarız ve “Bütün mü’minler ancak kardeştir” (Hucurat: 10) hükmüne uyar, buna göre davranırız. “İnsanlar, ya Dinde (İslam’da) kardeşiniz ya da yaratılışta (temel insan hakları konusunda) eşitiniz ve benzerinizdir” hadisinin emrine göre davranırız. Biz sadece Müslümanların değil, farklı din ve düşünceden, ayrı köken ve kültürden bütün insanların onurunu ve huzurunu sağlamak şuuru ve sorumluluğuyla, hayırlı ümmet olma özelliği kazanacağımıza inanırız.

“Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) Ma’rufu (Hak’kı ve hayrı) yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah’a (tam) iman edip (bağlanırsınız). Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden (bazı) iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.”[1]

Sadece Müslümanların değil, farklı köken ve kültürden, ayrı din ve düşünceden bütün insanların can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti kutsaldır ve korunmalıdır. Sadece Milli birlik ve dirliğimize ve ülke bütünlüğümüze aykırı kişi ve girişimlere karşı dikkatli ve titiz davranmalı, sesimiz tiz çıkmalıdır. Çünkü nemelazımcılık, geleceğimizi tehlikeye sokacak ve toplumun başına büyük sıkıntılar açacaktır.

Hiçbir Müslümanı ve Ehli Kıble olan insanları asla küfürle suçlamaz ve dışlamayız!

Evet biz Milli Çözüm Ekibi ve Erbakan’ın Milli Görüş takipçisi olarak:

1- Müsnet İslamiyet ve istikameti esas alırız.

2- Müspet ve münasip milliyetçiliğe sahip çıkarız.

Müsnet İslamiyet; sarih (apaçık) Ayetlere ve sahih (gerçek) Hadislere isnat eden, yani sağlam belgeli ve geçerli istikamet anlamındadır. Üzerinde 1400 yıllık on binlerce ulemanın icma ve ittifak ettikleri Kur’an ve Sünnet çizgisi bizim temel ve değişmez bürhanımızdır. Sarih (apaçık) Ayetler “Mutlak delil”; sahih (gerçek) Hadisler ise “Delil”, yani temel ve genel dayanak konumundadır.

Gerekli ve yeterli ilmi donanıma, itikadi ve İslami duyarlılığa sahip âlimlerin, bu delil ve dayanaklara uygun olarak, gelişen ve değişen şartların ihtiyacına göre, akıl ve kıyas yoluyla çıkardıkları sonuçlar-içtihatlar ise “hüküm” makamındadır. Bu hükümler üzerinde İslam uleması ittifak ederse, o zaman “icma=kesin hüküm” oluşmaktadır. Ancak sarih Ayetlere ve sahih Hadislere dayalı “delil”ler (her zaman gerekli ve geçerli değişmez)Mutlak doğrulardır; ama içtihadi kanaat ve kararlar, mukayyet (zamanın ve şartların ihtiyacına göre) değişebilen kararlardır.

Müspet (olumlu ve yararlı) ve Münasip (intisap ve irtibatlı) Milliyetçilik ise; bağımsız ve güçlü devlet olma, ortak vatan ve kalkınma şuuru ve sorumluluğu kazanma, tarihi ve talihli rabıtaları yani dil, kültür ve akrabalık-soydaşlık gibi bağları diri tutma ve müşterek dinamizm kazanma amaçlı gayret ve hamiyet duygularıdır ki, hayırda yarışma heyecanı kazandırır.

Asırlar boyunca ve hayranlık uyandıran bir fedakârlık ve kahramanlıkla İslam’a ve insanlığa gönüllü hizmetkârlık yapmış; üç kıtada Hak ve adaletin ve hoşgörü medeniyetinin sancaktarlığını yapmış aziz Türk milletinin, asalet ve haysiyetine yakışır bir olgunluk ve sorumluluk bilinciyle yaşamak; imani ve insani bir duyarlılıkla davranmak, bu müspet milliyetçiliğin icabıdır.

Din kardeşliği, en sağlam ve kopmaz irtibat ve intisap bağımızdır!

Mezhepleri ayrı, hatta bize aykırı da olsa, kavim, köken ve kültürleri çok farklı da olsa bütün Müslümanları kardeş bilmek, kardeşlik hukukunu gözetmek, onları asla kâfirgörmemek ve İslam dışına itmemek bizim şiarımızdır. Her yıl Hac mevsiminde ve yine Umre ziyaretlerimizde Sünni, Şii, Vehhabi ve Selefi gibi onlarca farklı mezhep mensuplarının… Türk, Kürt, Arap, Fars, Zenci, Malezyalı gibi yüzlerce değişik ırktan Müslümanların… Kadiri, Nakşi, Mevlevi, Rufai gibi tarikat ve cemaatlerin, aynı kıbleye (Kâbe’ye) yönelip saf bağlamaları, aynı imama uyup, aynı Fatiha ve Kur’an’ı okumaları ve aynı Peygamberin ümmeti olarak kullukta bulunmaları anında, nasıl bütün farklılık ve aykırılıklarımızı unutup, kardeşlik duygusuyla birbirimizi bağrımıza basıyor ve kusurlarını bağışlıyorsak, Hac’ın dışında kendi ülkelerimizde ve kendi hizmet birimlerimizde de aynı duyarlılık ve tutarlılıkları devam ettirmemiz şarttır.

Bu tavır ve yaklaşım, elbette Kur’an’ın kurallarına ve toplumun milli ve manevi çıkarlarına aykırı davranışlarını gördüğümüz tarikat, cemaat ve siyasi partilerin yönetici kadrolarını uygun bir lisanla; hatta yanlışlık ve haksızlıklarında inat ediyorlarsa, daha etkili ve şiddetli bir ikazla onları tenkit etmemize engel olmamalıdır. Çünkü kendilerini ve takipçilerini dünyevi ve uhrevi zararlara sürükleyenleri uyarmak, İslami ve insani bir sorumluluk kapsamındadır. Ama bu, asla onları Din dışına atmak, haşa kâfir saymak ve düşman tanımak noktasına kesinlikle varmamalıdır. Bu maksatla bizleri uyaran ve aydınlatan herkese de teşekkür borcumuz vardır, onlar bizim boynumuzdaki zehirli akrepleri haber veren dostlarımızdır.

“İyi de Milli Görüş’ün en önemli ve yetkili makamlarına gelmiş bazı şahıslara bu denli ağır sataşmanız, savunduğunuz bu Din kardeşliği ve dava birlikteliği kuralına hiç uymamaktadır!” diyenlere de bir yanıtımız vardır.

Saadet Partisi’ne ve Milli Görüş hareketine çöreklenip konmuş, Milli Nizam Partisi gibi kapatılmasın diye Siyonist odaklarca Erbakan’a şart koşulmuş, mü’min ve mücahit tavırlı ama kötü maksatlı kişilerin, bizim tarafımızdan şiddetli tenkitlere maruz bırakılması, şu sebeplere dayanmaktadır:

1- Bu şahısların; “Bakınız biz davaya sadık ve Hocamıza bağlı insanlarız. Milli Çözüm’ün yazdığının aksine mücahit ve müstakim Müslümanlarız!”iddialarını ispatlama zorunda bırakılmalarını sağlamak…

2- Bunun sonucu, Milli Görüşçü sadık dava kardeşlerimizin son sığınağı ve barınağı olan ve “Nuh’un Gemisi” konumunda bulunan Saadet Partisi’nin asli istikamet ve hedeflerinden şaşmamalarına yardımcı olmak amacıyladır. Çünkü eğer Milli Çözüm’ün uyarıları ve bu art maksatlı şahısların ayarlarını ortaya koyma korkuları olmasaydı, bu karanlık kafalı adamlar Saadet Partisi’ni ve Erbakan Vakfı takipçilerini çoktan AKP’ye kiralayacak ve yüzbinlerce sadık ve sağlam kardeşimizin -Allah korusun- hidayetlerinin kararmasına ve Hak yoldan kaymasına sebep olacaklardı. Ve zaten geçmiş süreçte, gizliden gizliye SP’yi FETÖ yapılanmasının payandası, hatta reklamcısı ve aklayıcısı yapma gafletleri, şimdi de SP’yi Erdoğan’ın ve AKP iktidarının yedek lastiği gibi kullanma yönündeki gizli ve özel girişimleri, bu kanaatlerimizi haklı çıkarmaktadır. Umarım çok yakında ne demek istediklerimiz daha iyi anlaşılacak, çünkü her şey ortaya çıkacaktır.

Kudüs TV’de Erbakan’ı anma programına çıkan Temel Karamollaoğlu bir ara:

“Bugün iktidardaki arkadaşlarımızın tek çıkar yolları, tekrar Milli Görüş’e dönmeleridir. Tabi bu, öyle ani bir kararla ve keskin bir virajla olmaz, çünkü araba devrilebilir. Bunun yerine yanlış gidişatı adım adım değiştirmeleri gerekir” ifadelerini kullanmışlardı. Zaten bu bahaneleri AKP’liler de, halkımızı aldatıp oyalamak için konuşup durmaktalardı.

Sn. Karamollaoğlu: “Aslında bu iktidarın; düşünen, fikir üreten ve adaleti gözeten insanlardan yararlanmaları icap etmektedir!” sözleriyle, acaba kendilerini mi Erdoğan’a hatırlatmakta ve “Bizden birkaç kişiyi meclise taşıyın, size yedek lastik olalım!” imasında mı bulunmaktaydı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Şevket Kazan’a sürpriz ziyaretin amacı!

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun anayasa değişikliği teklifi için “hayır” oyu kullanacaklarını açıklamasından sonra sürpriz bir görüşme yaşanmış, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, eski Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın evine bir ziyaret yapmıştı. Bu ziyarette Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da bulunmuşlardı. Nezaket ziyareti olarak tanımlanan görüşmeye, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun özel kalem müdürü İbrahim Titiz de katılmıştı.

Şevket Kazan, 2016 yılında Saadet Partisi Genel Başkanlığına Temel Karamollaoğlu’nun seçilmesinden sonra, partinin Yüksek İstişare Kurulu üyeleri arasında yer alan tehlikeli takımın bir elemanıydı. Her nedense ziyaretle ilgili Saray’dan herhangi bir görüntü ve açıklama paylaşılmamıştı. Sürpriz programın “nezaket ziyareti” kapsamında kaldığı, Erdoğan ile Kazan’ın bir süre sohbet yaptıkları fısıldanmıştı.[2] Yoksa, Temel Karamollaoğlu teşkilat ve tabanı avutmak için, bu anayasa değişikliğine HAYIR diyeceklerini açıklarken, Şevket Kazan “Siz bunlara bakmayın, biz her zaman ve her konuda yanınızdayız, canınızı sıkmayın!” garantisinde mi bulunmuşlardı? Bu gizli buluşmalar, hangi kirli uzlaşmaların kılıfıydı? Bu arada “Erdoğan’ı; Erbakan’ın icraatçı kahramanı ve ustası, Şevket Kazan takımını ise; Gizli Yahudi kumpası” sayan şarlatanlara hatırlatmak lazımdı: Yahu kahraman Erdoğan’ınızın da akıl hocaları Oğuzhan takımıydı!

Evet AKP iktidarları döneminde bir takım yararlı ve başarılı icraatlar da yapılmıştı. Ama geleceğimizi karartacak, kendilerini de milletimizi de felaketlerin kucağına atacak derin tahribatları da vardı. Bunlara alet olmanın vebali çok ağırdı. Devletin kefil olduğu özel sermayenin borçları dâhil, dış borç toplamı 700 Milyar Doları aşmış, sadece 2016 bütçesinde 51 milyar Dolar bu borçların ödenecek faizleri yer almıştır. Ayrıca BAŞKANLIK inadıyla Anayasa ve yasalar üzerinde oynanmakta, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ilkesi rafa kaldırılmakta ve sadece lafta kalmaktadır. Bütün bunlara karşı susmak, çıkacak sorunların ve sarsıntıların sorumluluğuna ortak olmaktır. Bunlardan daha beteri, AB dayatması ve sözde uyum yasaları çerçevesinde, azgın diziler ve porno siteleri sayesinde korkunç bir ahlaki ve ailevi yozlaşma yaşanmakta, fuhşun her türlüsü yayılmakta ve toplumun temel yapısı çatırdamaktadır. Üstelik Türkiye’mizin terör örgütleri üzerinden kuşatıldığı kritik ve kaotik bir dönemde, ordumuzun moral ve motivasyonunu bozacak, hatta TSK’nın genleriyle oynayıp onuruna dokunacak kırıcı ve kışkırtıcı kararlar, hem de KHK yoluyla alınmakta, bu keyfiliğin nereye varacağı hesaba katılmamaktadır. İşte bütün bu konulardaki endişelerimizi ve önerilerimizi ilgili ve yetkili makamlara hatta gerekirse dikkat çeksin diye yüksek perdeden hatırlatmamız, duyarlı ve sorumlu aydın olmamızın icabıdır.

Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Bu makaleyi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.