İRAN’A SALDIRI HAZIRLIĞININ TÜRKİYE AYAĞI

195
Paylaş:

13 Ağustos 2018

ABD ve İsrail’in şimdiki hedefi İran’dı! Ama sonraki hedefleri Türkiye olacaktı!

Hatırlayacaksınız; Siyonist İsrail, Temmuz 2018’de Putin ile Trump görüşmesinde İran’ın Suriye’den çıkışı konusuna anlaşmaya varmıştı. İran lideri Ali Hamaney’in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti de, Suriye ve Irak yönetimlerinin “istemesi halinde” bu ülkelerdeki İran askeri güçlerinin çekileceğini açıklamıştı.

İsrail’in ABD Büyükelçisi Ron Dermer, İsrail yönetiminin 16 Temmuz’da Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yapacağı görüşmede İran’ın Suriye’den çıkışı konusunda mutabakat sağladığını vurgulamıştı. Bir toplantıda konuşan Dermer, “Şu anda üzerinde durulan en güncel konunun Suriye’deki durum olduğu aşikâr. Eğer Rusya ve ABD Suriye’deki siyasi süreç hakkında anlaşabilirse, İsrail’in bakış açısına göre, İran’ın Suriye’den çıkışı garanti edilmeli. Bu, bölge için çok iyi ve olumlu bir gelişme olur” diyen Dermer, Putin ve Trump’ın yapacağı görüşmenin başlı başına olumlu bir gelişme olduğunu, zira Rusya-ABD işbirliğinin bölgedeki birçok sorunun çözülmesini sağlayabileceğini hatırlatmıştı.

Netanyahu’nun: “Esad ile sorunumuz yok!” mesajı İran’ı yalnızlaştırma amaçlıydı!

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye’deki rejim lideri Beşar Esad’la sorunlarının olmadığını açıklamıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, resmi ziyaret gerçekleştirdiği Rusya’dan ayrılırken gazetecilere Suriye’deki son gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunurken, ülkesinin Suriye’nin iç işlerine müdahil olmak istemediğini, geçmişte de bu yönde herhangi bir girişimlerinin olmadığını dile getirmiş, sadece İran Hizbullah ve DEAŞ’ın Suriye’deki varlığından rahatsız olduklarını vurgulamıştı.

“Putin de İsrail’e yardımcıydı!”    

Putin ile ortak basın toplantısında iki ülkenin işbirliğinin güya yüzbinlerce insanın hayatını kurtarma potansiyeli bulunduğunu öne süren Trump, “Başkan Putin de İsrail’e yardım ediyor” açıklamasını yapmıştı. ABD Başkanı Donald Trump, Suriye krizinin karmaşık olduğunu belirterek, ülkesi ve Rusya arasındaki işbirliğinin güya yüzbinlerce insanın hayatını kurtarma potansiyeli bulunduğunu aktarmıştı. İki ülke arasındaki ilişkilerin hiç olmadığı kadar kötü durumda olduğunu dile getiren ve “Bunun birkaç saattir değiştiğini düşünüyorum” diyen Trump; Rusya hükümeti ile kendi seçim kampanyası arasında “gizli bir anlaşma” olmadığını hatırlatmıştı. Trump, İsrail ile ilgili olarak da “Başkan Putin de İsrail’e yardım ediyor. Her ikimiz de Binyamin Netanyahu ile konuştuk ve onlar da Suriye konusunda İsrail’in güvenliğini ilgilendiren belli şeyler yapmak istiyor” açıklamasını yapmıştı. Trump, “Ordularımız, uzun zamandır siyasi liderlerden daha iyi anlaşmaktadır. Suriye’de de Rusya ve ABD askerleri çok iyi geçinmeye başlamıştır.” değerlendirmesinde bulunmuşlardı.

Zaten Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov’un ABD’li meslektaşı Joseph Dunford’a Suriye’de işbirliğini öngören bir mektup gönderdiği ortaya çıkmıştı.

Bu mektubun varlığını ilk olarak İngiliz Reuters haber ajansı açıklamıştı. Ardından Rus Pravda gazetesi başta olmak üzere bir dizi yayın organı da bu mektuptan söz etmeye başlamıştı. Buna göre General Gerasimov, Trump-Putin Helsinki zirvesinden üç gün sonra 19 Temmuz tarihinde Amerikalı mevkidaşı General Dunford’a gizli bir Suriye mektubu yollamıştı. Suriye’de, Rusya ve İran’ın yardımıyla, Esad rejiminin geri aldığı güneydeki bölgelerden söz eden Gerasimov, “Suriye’de yönetimin tekrar kontrolü sağladığı bölgelerde gelin birlikte çalışalım. O bölgelerin yaşanılabilir olması için Şam yönetiminin imkânları yetersiz. Rusya ile ABD el ele vererek sivil halkın evlerine dönmesini sağlayacak çalışmalar yapalım” satırlarını yazmıştı.[1]

Bunların ardından Rusya, İran’ın bölgeden çekildiğini açıklamıştı!

Suriye’nin güneyinde İsrail sınırına ulaşan İran milisleri, ağır silahlarıyla birlikte bölgenin 85 kilometre uzağına yerleşmişken, birden Rus haber ajansı TASS, Suriye’nin güneyinde yaşanan önemli bir gelişmeyi dünyaya duyurmuşlardı.

Muhalif unsurların İdlib’e tahliyesiyle Suriye’nin güneyinde kontrolü ele geçiren Esed rejimi ve destekçisi İran güdümlü güçler, İsrail’in işgali altında bulunan Golan Tepeleri’ne kadar ilerlemişken, İsrail’den saldırı sinyalleri gelince Rusya hemen devreye girmiş ve İran unsurlarının geri çekilmesini sağlamıştı. Tel Aviv yönetimi bu teklifi yeterli bulmasa da, Hizbullah milislerinin de bulunduğu İran güçleri sınır hattından çekilmeye başlamıştı. Rusya, İran milislerinin sınırın 85 kilometre uzağına konuşlandığını aktarmıştı. İsrail, sınır hattındaki İran ve Hizbullah güçlerini doğrudan tehdit olarak gördüğünü daha önce birçok kez açıklamıştı. Tel Aviv yönetimi, şimdiye kadar birçok kez iç savaş ülkesi Suriye’deki İran mevzilerine füze saldırıları yapmıştı.

Bu arada İsrail ordusu, Gazze’ye savaş uçakları, tank atışı ve toplarla düzenlediği saldırısını yoğunlaştırmıştı. AA muhabirine açıklamada bulunan İsrail ordu sözcülüğünden bir yetkili, Gazze sınırındaki İsrail askerlerine ateş açıldığını öne sürerek, buna karşılık ordunun Gazze’ye saldırı başlattığını açıklamıştı. Ordu yetkilisi, İsrail savaş jetlerinin Gazze üzerinde uçmaya devam ettiğini belirtirken, operasyonun ne zaman sona ereceğine ilişkin herhangi bir bilgi aktarmamıştı. Öte yandan ordudan yapılan yazılı açıklamada da jetler ve tanklarla Hamas’a ait olduğu öne sürülen askeri noktalara geniş çaplı saldırı başlatıldığı vurgulanmıştı. Ordunun yüksek alarm seviyesinde olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Hamas, gerilimi tırmandırmayı seçti ve bu eylemlerin sonuçlarına katlanacaktır. İsrail ordusu şu anda (Gazze’de) çeşitli yerlere saldırı düzenliyor.” yalanını tekrarlamıştı.

Türkiye’de bulunan “ABD’nin İran’a saldırı Karakolu” Nereye Konuşlanmıştı?

ABD’nin kendi yetkililerinden bile sır gibi sakladığı Türkiye’nin doğusunda İran’a 450 km uzaklıkta bulunan “ileri karakolu” merak uyandırmıştı.

ABD’nin İran’a karşı başlattığı ekonomik ambargonun ardından, bir araya getirdiği İslam ülkeleriyle oluşturduğu yeni ittifaklarda, Türkiye’nin öznel durumu da yavaş yavaş netleşmeye başlamıştı. Türkiye, İran’a karşı ekonomik ambargoya sıcak bakmazken, ABD’nin Türkiye’deki gizli “ileri karakolları” aydınlığa kavuşturulması gereken bir konu olarak gündeme taşınmıştı.

ABD Türkiye’de bulunan askeri üslerini iyileştirmek için 2018 bütçesinden yüklü miktarda para ayırmıştı. Burada dikkat çeken nokta ise Amerikan Hava Kuvvetleri’nin talebi olmaktaydı. Bütçede İncirlik için talep edilen miktar açıkça ifade edilirken, adı açıklanmayan yerler için de finansman talebinde bulunmuşlardı. İşte bu adı açıklanmayan askeri yerlerin neresi olduğu sır gibi saklanmıştı. Yani Türkiye’de ABD’nin “ileri karakolları” “ileri üsleri” bulunmakta, fakat bunların yerleri hem ABD’li yetkililerden hem de Türk kamuoyundan saklanmaktaydı. 2018 bütçesinde fon istenen bu yerler “forwardoperating site” (FOS) ileri operasyon bölgesi olarak tanımlanmıştı. Nerede olduğu bilinmeyen bu yerlere aktarılan para ise 6.4 milyon dolardı. ABD ordusu güvenlik zafiyetine neden olur gerekçesiyle, bu ileri karakolları için istenen 6.4 milyon dolarlık ödeneğin ayrıntılarını tartışmaktan sakınmıştı.

“Forward Operating Site” FOS’un görev tanımı

ABD’nin gizli ileri karakolu olarak görev yapan “forward operating site” olarak adlandırılan bu yerler, 2004 yılından sonra kurulmaya başlanmıştı. Dikkat çekmemesi için dar, ama operasyon kabiliyeti yüksek bu yerler aynı zamanda istihbarat ve lojistik destek amaçlı olarak da kullanılmaktaydı. Fakat kimse bu operasyonel yerler hakkında geniş bir bilgiye sahip olamamıştı. Şimdi soruyoruz:

• Bu yerlerde ne tür askeri teçhizatlar bulunmaktaydı?

• Bunların denetimini kimler yapmaktaydı?

• Bu yerler kime karşı ve ne amaçlı kullanılacaktı?

• Bu hayalet üsler olası bir İran saldırısında ne tür görevler için hazırdı?

Bunları duymazdan gelen Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan: “NATO’da en güzel dayanışmayı sergiledik” buyurmuşlardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Papaz Brunson konusundaki tehditlerine dair “Biz NATO’da ABD ile en güzel dayanışmayı ortaya koyduk. Kore’de onlarla beraber olduk. Hala NATO’da en üst düzeyde dayanışmayı koyan Türkiye’ye karşı böyle bir tehdit dili kullanmak asla yakışmaz. Ve bu tür tehdit dili kullanmaya biz, kusura bakmasınlar, prim vermeyiz” açıklamasında bulunmuşlardı.

Türkiye’ye karşı ikinci İncirlik hazırlanmıştı!

ABD, Kaos üssü olan İncirlik Hava Üssü’nün bir benzerini Suriye’nin kuzeyine kurmuşlardı. YPG terör örgütünün işgal ettiği alanda kurulan üsse, askeri yüklü uçaklar inmeye başlamıştı. Medyaya ulaşan görüntülerde askeri mühimmatların yanı sıra terör örgütünün elinde tuttuğu alanlara hava savunma sistemi kurmak için uydu ekipmanlarının getirildiği de anlaşılmıştı. Suriye’nin kuzeyinde YPG terör örgütünün işgal ettiği alanlarda kurulan hava üslerinden ilk faaliyete geçeni ise Haseke kentinde bulunan Tel-Baydar hava üssü olmuştu. ABD Hava Kuvvetleri 816 Seferi Havayolu Filosu’na tahsis edilen üsse ilk inen uçaklar ise ABD’nin kullandığı C-17 askeri kargo uçaklarıydı. Yani artık havadan da silah yardımı yapılacaktı. Bu hava üssü sayesinde ABD, artık ABD’nin terör örgütüne karadan yaptığı silah sevkiyatını havayolu ile de yapacaktı. C-17 askeri kargo uçakları ile taşınan silahları başta İncirlik olmak üzere Ortadoğu’daki diğer üslerine bırakan ABD, daha sonra bu silahları TIR’lara yükleyerek YPG’ye ulaştırmaktaydı. Suriye’de bu tip uçakların inebileceği üslerin olmaması nedeni ile TIR konvoylarını tercih eden ABD, artık örgüte silah yardımlarını direkt kargo uçakları ile sağlayacaktı.

Zaten daha önce ABD’nin İncirlik Üssü’ndeki faaliyetleri kısıtladığı ve İncirlik’i zamanla boşaltacağı iddiaları gündeme taşınmıştı.

Oysa Wall Street Journal Gazetesi, adları belirtilmeyen Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD’nin İncirlik Üssü’ndeki muharip operasyonlarını ani bir şekilde askıya aldığını ve Ankara ile Washington arasındaki gergin ilişkilerden dolayı kalıcı olarak Adana’da bulunan üsteki askeri varlığında azalma yapılacağını yazmıştı. İncirlik Üssü’nün DEAŞ ile mücadelede önemli rol oynadığı belirtilen haberde, Ocak ayında bir filo A-10 savaş uçağının üsten ayrılıp Afganistan’a yollandığı, üste sadece yakıt ikmal tanker uçakları kaldığı vurgulanmıştı. Haberde ayrıca Amerikan ordusunun üs’te bulunan aile üyelerinin sayılarını da tedrici bir şekilde düşürdüğü aktarılmıştı. Diğer taraftan, DEAŞ ile mücadelenin hava saldırıları ayağı neredeyse bitme noktasına gelmesinden dolayı ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren savaş uçaklarının büyük bir kısmını son dönemde operasyonlara hız verilmiş olan Afganistan’a göndereceği konuşulmaktaydı. Türkiye uzun bir zamandır ABD’nin terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye destek vermesine karşı çıkmaktaydı. ABD’nin YPG/PKK konusunda Türkiye’ye verdiği birçok sözü tutmaması, Ankara ile Washington arasındaki ipleri daha da germeye başlamıştı. Türkiye ile ABD arasında, FETÖ ile mücadele, Irak ve Suriye başta olmak üzere bir dizi konuda çözüm geliştirilmesi amacıyla kurulan üç teknik komiteden Suriye komitesinin ilk toplantısı 2018 Şubat’ı son haftasında yapılmıştı.

ABD’nin Casus Rahip Brunson baskısı, bir İran müdahalesinde Türkiye’yi yanına almak amaçlı mıydı?

ABD’nin; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yaptırım uygulama kararına uluslararası basında geniş yer ayrılmıştı.

Washington Post

ABD’nin saygın gazetelerinden Washington Post gelişmeye geniş yer ayırmıştı. Haberi ajanslardan ve kendi muhabir ve kaynaklarından derleyen Washington Post, “ABD, tutuklu rahip için yaptırım kararı aldı” başlığını kullanmış, Trump’ın, Brunson’ı sık sık savunduğu ve Ankara’nın tutumu hatırlatılmıştı.

New York Times

New York Times, ABD ve Türkiye’den tepkilere geniş yer ayırdığı haberde, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün tweetlerine ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD’ye tepkisine yoğunlaşmıştı.

Fox News

ABD Başkanı Trump’a yakın duruşuyla bilinen TV kanalı Fox News, “Trump yönetimi ABD’li rahip için Türk yetkililere yaptırım kararı aldı” başlığını kullanmıştı. Trump’ın yardımcısı Mike Pence’in, ev hapsine gönderilmesinin ardından, “Yeterli değil” dediği hatırlatılmıştı.

Daily Express

Yaklaşık 500.000 tirajı olan İngiliz tabloid gazetesi Daily Express, iki ülke arasında yaşanan gerilimi tırmandıracak bir başlık atmıştı. Gazete, “Üçüncü Dünya Savaşı: Türkiye ABD’yi tehdit ediyor ve Trump’ın yaptırımlarını ‘Düşmanca’ olarak tanımlıyor” başlığını yazmıştı. Gazete daha önce de Kuzey Kore ile ABD arasındaki gerilimde benzer bir başlık atmış, fakat iki ülke bu olaydan kısa bir süre sonra ilişkilerini normalleştirmeye başlamıştı.

Süddeutsche Zeitung & Die Welt

Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung yaşanan gelişmeyi, “ABD ile Türkiye arasındaki gerilim tırmanıyor” başlığıyla paylaşmıştı. Almanya’nın sol tandanslı gazetelerinden Die Welt de gelişmeye geniş yer ayırmıştı.

Le Figaro

Fransa’nın çok okunan gazetelerinden Le Figaro, “Türkiye’de tutuklu bulunan ABD’li rahip için Washington iki Türk Bakana yaptırım kararı aldı” başlığını atmıştı.

Haaretz

İsrail’in çok okunan gazetelerinden Haaretz gelişmeyi, “ABD, Türk Bakanlara, tutuklu ABD’li rahip için yaptırım uygulama kararı aldı” başlığıyla duyurmuşlardı.

ABD ile “Papaz krizinde” Türkiye’den geri adım da işe yaramamıştı.

Terör örgütleri FETÖ/PDY ve PKK adına suç işlediği iddiasıyla tutuklu bulunan ve 35 yıl hapsi istenen ABD’li rahip Andrew Craig Brunson hakkında adli kontrolle “ev hapsi” kararı verilmesi bir geri adım olarak yorumlanmıştı. İzmir’de, terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği iddiasıyla tutuklu bulunan ve 35 yıl hapis cezası istenen ABD’li rahip Andrew Craig Brunson hakkında dikkat çeken bir gelişme yaşanmış; İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi, ABD’li rahip Andrew Craig Brunson hakkında, adli kontrolle “ev hapsi”ne alınması kararına varmıştı. Rahip Brunson hakkında yurtdışına çıkış yasağı da alınmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın bir araya geldiği zirvede serbest bırakılma talebiyle görüşülen Rahip Andrew Craig Brunson’un, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği” gerekçesiyle 15 yıla kadar, “devletin güvenliği bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek” suçlamasıyla İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılanmaktaydı…

İzmir’de FETÖ’ye destek suçlamasıyla yargılanan Amerikalı rahip Andrew Craig Brunson için mahkemenin tutukluluğunun devamına karar vermesi ABD’de şaşkınlığa yol açmış, karar sonrası iki ülke ilişkileri yeniden gerilmeye başlamıştı. Habertürk’ten Nalan Koçak, bu konuyla ilgili soruları Brookings Enstitüsü’nün Türkiye uzmanı Amanda Sloat’a sormuş ve çarpıcı yanıtlar almışlardı. Sloat, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı yapmıştı. Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan’dan sorumlu bürokrattı. Bir diğer görevi de Beyaz Saray’ın Ortadoğu koordinatörüne danışmanlıktı.

ABD Kongresi için S400 ve Rahip Brunson en büyük iki sorun sayılmaktaydı!

Amanda Sloat’a göre: Sorunların iki tanesi çok önemliydi; Brunson ve S400. En azından Kongre’nin perspektifinden böyleydi. Brunson’ın terör suçlaması nedeniyle hapiste tutulması Kongre açısından çok büyük meseleydi. Başkan Trump konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmüşlerdi, Başkan Yardımcısı Pence ve bazı senatörler meseleyi gündeme getirmişlerdi. S400’e gelince… Kongre’de Türkiye’nin yüzünü Rusya’ya dönüp dönmediği ya da Türkiye’yi artık güvenilir bir savunma partneri olarak görüp göremeyeceğimiz konusunda hararetli tartışmalar yapılmaktaydı. Bence bu iki meselenin kombinasyonu Kongre’deki tasarıların ortaya çıkmasına yol açmıştı. Yönetim Türkiye’yle ilişkilerdeki sorunları biliyordu ama stratejik öneminin ve hükümetle iletişimi sürdürmeleri gerektiğinin de farkındaydı.

Yaptırım sonrası ABD’nin 2 numarasından skandal tweet kafaları karıştırmıştı

Bu yüzden Beyaz Saray’ın ABD’li Rahip Andrew Brunson’un tutukluluğu nedeniyle Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında yaptırım kararı aldıklarını duyurmasının ardından açıklama yapan ABD Başkan Yardımcısı Pence, “Yaptırımlar Brunson serbest kalana kadar sürecek” diye çıkışmıştı.

ABD Türkiye’ye resmen savaş açmıştı!

ABD ve Türkiye arasında Papaz Andrew Craig Brunson’ın serbest bırakılmamasıyla başlayan büyük kriz giderek derinleşmeye başlamıştı. ABD skandal bir gelişmeye imza atıp İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül hakkında yaptırım kararı almıştı.

Peki ABD’nin bu kararı nasıl okunmalıydı? Başka yaptırımlar da olacak mıydı? Bazı yazarlara göre “ABD Türkiye’ye resmen savaş açmıştı!” ABD’nin aldığı Türkiye’yi zor duruma düşürmeyi amaçlayan ‘yaptırım’ kararına ülkemizden yükselen tepkiler elbette haklıydı. Dışişleri bakanlığına ek olarak AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin Meclis grupları da ortak açıklama yaparak Washington’un kararını kınamışlardı. Partililer tek ses halinde “ABD’nin tehditlerine halkımızın ortak dayanışması ve kararlılığı ile ‘hayır’ diyoruz. Türkiye hükümetinin iki bakanına yönelik ABD’nin yaptırım kararını şiddetle protesto ediyoruz” derken, Dışişleri Bakanlığı da “Hiçbir amaca hizmet etmeyecek söz konusu saldırgan tutumun karşılığı gecikmeksizin aynıyla verilecektir.” uyarısını yapmıştı. ABD, daha doğrusu Beyaz Saray, FETÖ ile PKK irtibatı ve ‘casusluk’ iddiası ile ev hapsinde tutulan ve yurtdışı yasağı kaldırılması talebi mahkeme tarafından dikkate alınmayan papaz Andrew Craig Brunson serbest bırakılmadığı için Türkiye’ye yaptırım uygulama kararı almış ve ilk olarak İçişleri ve Adalet Bakanlarına yönelik yaptırımlarını açıklamışlardı. Listeye başka isimlerin de ekleneceği de uluslararası medyaya yansımıştı.

Esad’la PKK’yı, Türkiye’ye karşı kim uzlaştırmıştı?

Devamını okumak için tıklayınız.


[1] www.hurriyetcom.tr / 05.08.2018

[2] abdulkadirozkan@milligazete.com.tr

[3] zekiceyhan@milligazete.com.tr

[4] abdulkadirozkan@milligazete.com.tr

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.