ÇANAKKALE DESTANI NASIL YAZILDI?

144
Paylaş:

31 Ağustos 2018

Ahmet Akgül Üstadımızın Çanakkale Şehitlerini Ziyaret Kampındaki Sohbet Notları:

Bismillahirrahmanirrahim.

Bakara Suresi:

154- Allah yolunda (Yani, Milli savunma; halkın huzurunu, onurunu ve namusunu koruma, Hakk ve adaleti hâkim kılma uğrunda çalışıp: Düşmanlar ve anarşist saldırganlarla çarpışarak) öldürülen (şehit)lere, sakın “ölüler” deyip (gaflete düşmeyin, çünkü) bilakis onlar (gerçek ve yüksek bir hayata geçmiş) diridirler. Velakin siz bunun farkında ve şuurunda değilsinizdir.

155- Andolsun, Biz sizi; biraz korkuyla (doğal ve sosyal afetler ve düşman saldırılarıyla), açlık (ve kıtlıkla) ve bir parça da mallardan, canlardan ve semerat (ürün ve evlatlar)dan noksanlaştırmakla (hastalık ve sakatlıkla) imtihan edeceğiz. Sabır (sükûnet ve teslimiyet) gösterenleri müjdele (ki, sadece onlar sevaba ve başarıya erişecektir.)  

156- (Sabır ehli mü’minlere) Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz Allah’a ait (kullar)ız, (O’na iman ve itaat için varız) ve şüphesiz (öldükten sonra da) O’na dönücüleriz.”

157- (İşte) Rablerinden salâvat (bağışlanma ve fazilet) ve rahmet bunların üzerinedir ve bunlar hidayete erenlerin ta kendileridir.

İnançlı, milli ve insani amaçlı kardeşlerim! Bize bu cennet vatanımızı emanet bırakan şanlı ve imanlı Çanakkale şehitlerimizi ziyaret etmek, yedi düvele karşı kahramanca savaştıkları ve kanlarını akıttıkları yerleri gezip görmek, çocuklarımıza göstermek ve böylece milli ve manevi sorumluluklarımızı idrak etmek üzere; bu tarih kokan bölgemize gelmiş bulunuyoruz. Bu duyarlı tavrınızdan ve gösterdiğiniz fedakârlıklardan dolayı Milli Çözüm Ekibi olarak hepinizi, hanım kardeşlerimizi, şuurlu gençlerimizi ve çocuk mücahitlerimizi tebrik ediyorum. Bu ülkeyi bize vatan bırakmak için hayatlarının ilkbaharında canlarını kurban kılan Aziz Çanakkale şehitlerimizi şükranla yâd ediyor ve bizlere şefaatçi olmalarını diliyorum. Daha sonra Mustafa Kemal’in öncülüğündeki Şanlı Kurtuluş Savaşı’mızda ve yine Erbakan Hocamızın özel gayretleriyle başlatılıp başarılan 1974 Şanlı Kıbrıs Harekatı’mızda, 40 yıldır PKK görünümlü Haçlı ve Siyonist güdümlü teröre karşı yiğit savunmalarımızda “Cennet karşılığı canlarını satan” bütün şehitlerimizi… Ve yine dış güçlerin desteği ile 15 Temmuz hıyanet darbesini tertipleyen FETO eşkıyalarının oyunlarını bozarken, hem dirayetli askerlerimizden hem cesaretli milletimizden şehit düşen kardeşlerimizi de yine rahmetle ve minnetle anıyorum.

1. Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin başını çektiği İtilaf kuvvetleri, (güya Almanya ve Osmanlı’ya karşı ittifak kurup güçlerini birleştiren Avrupa Devletleri); Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’u işgal altına almak, doğudan Türkiye’ye saldıran Rusya’ya yardım sağlamak ve savaşı kısa yoldan ve başarıyla sonuca ulaştırmak amacıyla harekete geçip saldırmışlardı. 18 Mart 1915’teki Deniz Harekâtı’nda hüsrana uğrayan İtilaf Devletleri, bu kez 25 Nisan günü Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmışlar ve böylece Çanakkale Savaşları’nın sekiz buçuk ay sürecek kara muharebelerini başlatmışlardı. Savaşlar, hem denizden hem de karadan aylarca devam etmiş ve birkaç hafta içinde İstanbul’a varacaklarını sanan hunhar Haçlı orduları büyük bir hezimetle geri çekilmek zorunda bırakılmışlardı. İsrail’in kuruluşuna fırsat vermeyen Sultan Abdülhamid’i padişahlıktan uzaklaştıran Siyonist Yahudi odaklar, ekonomik ve siyasi yönden güdümlerine aldıkları Haçlı Batılı Devletleri kışkırtıp Osmanlı’yı yıkmak ve Büyük İsrail’e zemin hazırlamak üzere 1. Dünya Savaşı’nı çıkartmış ve kızıştırmışlardı. Ancak bu arada Nusret Mayın Gemisi’nin gece döktüğü 26 mayın, İtilaf donanmasının bir bölümünün sonunu hazırlamıştı.

İngiltere’nin başını çektiği ve İtilaf Devletleri denilen Haçlı sürüleri, ülke yönetimlerini kullanıp kışkırtan Siyonist Merkezlerin planları istikametinde:

a- Osmanlı Devleti’ni yıkarak, Türkiye’yi kendi güdümünde bir yarı sömürge ülkesi yapmak suretiyle Anadolu’yu Avrupa’nın ve Bizans’ın devamına dönüştürmek…

b- İslamiyet’i yozlaştırıp, Müslüman Türkleri; faizi, fuhşu, kumarı, açıklık ve saçıklığı benimseyen, dini gayret ve hassasiyetleri körletilen ve ahlaken kirletilen kimseler haline getirmek…

c- Ve aziz Milletimizi fakirleştirmek, işsizliğe ve borca esir edip bir nevi köleleştirmek niyetindeydi.

Şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz gerekirdi: “Barbar Batılıların Çanakkale saldırılarıyla amaçladığı bu utanç verici neticeleri; kimler ve hangi zihniyetler eliyle ülkemizde gerçekleştirmişlerdi? Acaba Çanakkale şehitlerimiz dirilip karşımıza çıksalar (ki zaten ruhen aramızdalar) ve bizlere sorsalar; “Haçlı Batılılar vatanımızı işgal ederlerse yapacakları tahribatlara engel olmak için canlarımızı feda ettiğimiz, bütün kötülükleri “çağdaşlık ve demokratik açılım” kılıfıyla ülkemize yerleştiren karanlık güçleri ve işbirlikçilerini, kahraman diye alkışladığınız halde hangi yüzle ziyaretimize geldiniz?” diye sitemde bulunsalar onlara ne cevap verilecekti?

Biz klimalı arabalarla gezip aziz şehitlerimizi ziyaret ediyoruz. Birkaç günlüğüne ve geceliğine, evlerimizdeki konfordan uzak çadırlarda kalıyoruz… Yağlı ballı lüks yiyeceklerimizden biraz kısıntı yapıp peynir karpuzla karın doyuruyoruz diye sızlanmaya başlıyoruz. Allah aşkına düşünün; bu cennet ülkeyi bize vatan bırakmak, bağımsızlık ve bekamızı sağlamak… Namusumuzu, onurumuzu ve huzurumuzu korumak uğruna, 15’inden 65’ine kadar, nice yiğit atalarımız; bir parça kuru ekmek ve birkaç kaşık çorbayla, kendilerinden silah ve sayı bakımından onlarca kat fazla bir düşmanla aylarca savaşmış; hanımlarını, evlatlarını, ana babalarını, evlerini, barklarını feda edip canlarını kurban etmekten sakınmamış bu şehitlerimizi saygıyla ve şükranla hatırlamamız ve onların Milli ve Manevi mirasına sahip çıkmamız bir iman ve insanlık icabıdır. Bugün de aynı kutsal amaçlar uğruna ve aynı Haçlı Siyonist odakların kışkırtmasıyla üzerimize saldırtılan, PKK ve FETÖ ile savaşan Kahraman Ordumuza ve güvenlik kurumlarımıza destek olmamız, Milli birlik ve dirliğimizi mutlaka ve gözümüz gibi korumamız lazımdır.

                          

                                   ŞİİR

Gafletle yürüme ey can, hürmet şükranla hatırla

Buralar kanla yazılmış, tarihin tam göbeğidir…

Evliya kokar vadiler, tepeler dolu yatırla

Bastığın yer bir şehidin, belki de gözbebeğidir…

      

Unutma Çanakkale’yi, geçilmez kılan imandır

Şimdi imana saldırırlar, bu ne çetin imtihandır

Ye’se düşme ve gevşeme, sahip Hazreti Rahman’dır

Bil ki vesveseler kalpte, şeytanın köstebeğidir…

      

Erbakan Hocam anlatmıştı. Atatürk’ten sonra devrimlerin yozlaştırıldığı, ilericilik bahanesiyle milletimizin inancına saldırıldığı süreçte, büyük âlim Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni İstanbul’dan Çanakkale’ye sürgüne yollamışlardı. Orada göz hapsinde tutulduğu evden haftada bir polisler nezaretinde hava almak için Kordon boyuna çıkarırlardı. Halkın ve esnafın arasında şu şayia yayılmıştı: “Her kim bu zata selam verse, hürmet etse, ilgi gösterse o da fişlenip takibe alınacaktı. Bu baskı ve korkular sonucu, O Zat dışarı çıktığında, insanlar “Aman bize selam vermesin!” diye evlerine kaçar, dükkânlarına kapanırdı. Bunu duyan ve vicdanı sızlayan yiğit bir köy muhtarı, özellikle Çanakkale’ye gelmiş, O Zata yaklaşıp yüksek sesle selam verip elini öpmüş ve şu ricasını aktarmıştı: “Efendi ne olur, Ümmeti Muhammed’e ve bu aziz millete dua buyur. Baksana bir Allah dostuna selam vermekten sakınır oldular. Oysa benim dedelerim ve amcalarım da Çanakkale’de şehit olan medrese âlimleriydi!” Bunun üzerine Abdulhakim Arvasi Hazretleri: “Dua etmek haddimiz değil, siz bana bir ümmeti Muhammed gösterin, ben onun elini ayağını öpeyim. Benim gibi garip ve ihtiyar bir kimsesizden selam alıp vermekten bile korkanlar Ümmeti Muhammed olabilir mi?”

Çanakkale Savaşı’nın Hatırlattıkları

Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Japonya’nın oluşturduğu İtilaf Devletleri’nin Osmanlı’ya saldırısı sonucu açılmıştır. Dünya tarihinin en kanlı savaşlarının yapıldığı Çanakkale Cephesi’nde Türk Ordusu olağanüstü bir direnç göstererek 250 bin şehit vermesine karşın düşmanları püskürtmeyi başarmıştır. İngiliz savaş gemileri, Nusret mayın gemimiz ile bir gece önce gizlice döşenen mayınlara çarparak, Boğazın derinliklerine gömülmüştür (18 Mart 1915). Mustafa Kemal, Anafartalar, Arıburnu, Conkbayırı ve Kilitbahir’de düşmanı yenerek önemli başarılar kazanmıştır. “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum!” sözünü kahraman askerine söyleyerek, savaşın ne pahasına olursa olsun kaybedilmemesi gerektiğine inandırıp, moral ve heyecan sağlamıştır.

3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası’nda 25 Nisan 1915 – 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır. Şanlı Kurtuluş Mücadelemizdeki bağımsızlık savaşımızın temelleri de, Çanakkale’nin sularında, Conkbayırı ve Anafartalar sırtlarında atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır. Atatürk; Kocaçimen’in kan deryasındaki can pazarında, inançlı ve kararlı Mehmetçiklerin, Kur’an okuyarak ve Kelime-i Şahadeti haykırarak, bir gül bahçesine girercesine ölüme koştuklarını görüp, kahraman askerimizin asıl cevherini yakından tanıyarak; daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatine daha o zamandan varmıştır. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915’in Mart ayında İstanbul’a girerek Osmanlı İmparatorluğu’nu çökertecek ve belimizi kırmış olacaktı.

Çanakkale Boğazı’nı denizden aşıp İstanbul’a giremeyen Haçlı İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915’ten başlayarak 8-9 Ocak 1916’ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı; Birinci Dünya Savaşı’nda Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de yaşanmayacaktı. Bu durumda Almanya’nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915’te son bulacaktı. Ayrıca Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine yol açmıştı. Gelibolu Yarımadası’nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal’in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır.

Çanakkale destanıyla ilgili şu önemli notları da unutmamalıdır:

• İngilizlerin para ile kiralayıp Osmanlı’ya karşı savaşmak üzere Çanakkale’ye taşıdığı bazı ANZAK Müslümanları gibi birçok gaflet ve hıyanet ehli, bilerek veya bilmeyerek beş vakit dua ettikleri Hilafet ordularına maalesef kurşun sıkmışlardır.

• 270 kiloluk top mermisini mucizevi şekilde sırtlayıp namluya süren ve en büyük düşman gemisinin batmasına ve saldırganların şaşkınlığa uğramasına sebebiyet veren SEYYİT ÇAVUŞ, çok fakir olmasına ve çocuklarını sünnet ettirecek parayı bile bulamamasına rağmen, Atatürk’ün teklif ettiği madalya ve maaşı “İman ve vatan borcumuzu para ile satamam!” diyerek geri çevirmesi bir ibret levhasıdır.

• Bu savaşlar sırasında Mason ve Dönme Enver Paşa’nın bütün ordularımızı bir Alman Generalin komutasına vermiş olması ve çok yanlış, belki de kasıtlı kararlarla binlerce Mehmetçiğin ölümüne yol açması ise; gafletten öte bir hıyanet kokusu taşımaktadır. Ve bu akıl almaz tavrını Mustafa Kemal şiddetle uyarmış ve kınamıştır. Aynı şahısın, Ruslara karşı Sarıkamış’ta 90 bin askerimizin donarak şehit olmasına sebebiyet verdiği de unutulmamalıdır. Ve zaten Çanakkale saldırılarının bir amacı da, doğudan Türkiye’ye saldıran Rusya’nın işini kolaylaştırmak ve onlara yardım ulaştırmaktır. Maalesef Çanakkale Savaşı’nda ordularımıza başkomutan yapılan Amiral Liman von Sanders adındaki Alman Deniz Generali, 17 Şubat 1855’te Pomeranya’da, Stolp şehrinde doğmuşlardı. 1913 yılında Kasel’deki 22. Piyade Alayı’nda Orgeneral iken güya Balkan Savaşları’nda yıpranan Osmanlı ordularını ıslah etmek için Türkiye’ye yollanmıştır. 1915 yılında 5. Ordu’nun başında, Çanakkale ve Gelibolu’yu İngiliz ve Avustralya donanmalarına karşı savunmakla yetkili kılınmıştır. İngilizlerin casuslukları sonucu, Ordumuza verdikleri büyük zayiata bu Alman generalin, istihbarat zafiyetleri yol açmıştır. Otto Liman, daha sonra 1 Mart 1918’de Suriye ve Filistin’deki 4. 7. ve 8. ordulardan meydana gelen Yıldırım orduları grubunun başına atanmış, ancak İngiliz generali Edmund Allenby’in karşısında yine hezimete uğramıştır. (Eylül 1918). Liman paşa, Birinci Dünya Savaşı sona erip Mondros Mütarekesi imzalandığında Almanya’ya dönmüş ve 22 Ağustos 1929 yılında bu dünyadan ayrılmıştır. Güya Çanakkale’yi savunan Osmanlı 5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders Osmanlı Devleti’ndeki Alman Danışma Kurulu Başkanıydı. Yani cephe içindeki Bakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan sonra en yetkili komutandı. Alay komutanı, Albay Mustafa Kemal bile onun emrine bağlı kurmaylardan olup 19. yedek Tümen komutanıydı. Ancak Mustafa Kemal Ordularımızın bir Alman generalin emrine sokulmasına şiddetle ve cesaretle karşı çıkmış, ve bu konudaki kanaatlerini raporlar halinde ilgili makamlara sunmuşlardı. Almanlarla bu kadar içli dışlı olunması ve 1. Dünya Savaşı’nda yanlış bir karar alıp Almanların safında savaşa katılınması ve tamamen onların menfaatine uygun olarak savaşılması, Talat, Enver ve Cemal Paşa üçlüsünün hırsları ve karanlık hesapları olarak başımıza büyük belalar açmıştı.

Aslında Otto Liman von Sanders, Yahudi asıllı ve kirli hesaplı bir insandı!

Bu Alman general, o dönemler, “Prusya” olarak adlandırılan Alman devletinde önemli askeri görevlerde bulunmuş ve “I. Dünya Savaşı’nda, “Almanya” ile “Osmanlı İmparatorluğu”nun müttefik olması sebebiyle, savaş boyunca imparatorluğun 5. Ordusuna kumandan yapılmıştır. Aslında Otto Liman von Sanders’ın babası Prusyalı Yahudi bir asilzade ve mülk zengini bir aristokrattı. Sanders, o zamanlar aristokrat ailelere mensup çocukların pek çoğu gibi orduya yazıldı ve “1874” yılında, “Essen” Muhafız Birliği’nde subay olarak orduya (daha doğrusu sinsi Siyonist amaçlarına) hizmet etmeye başlamış ve “1911” yılında generalliğe kadar çıkmıştı. Peki, bu Otto Liman Paşa’nın Yahudiliği niye özenle saklanmaktaydı?

Haçlı barbarlar karaya çıkarma başlattıklarında Esat Paşa, Bolayır sırtlarında kelebek kovalayan Sanders’e mesaj üzerine mesaj yollamış, takviye birlik göndermesi için adeta yalvarmış ama, bu Alman Yahudi’si adam, kılını bile kıpırdatmamıştı!

İşte bu yüzden Çanakkale’de İstiklal Savaşı’nın tam 30 misli askerimiz şehadete uğurlanmıştı ki bunların çoğu okumuş yazmış insanlardı. Abdülhamid Han’ın yetiştirmek için yıllarını verdiği ve milyonlarca altın sarf ettiği mümtaz nesil Herr Liman Paşa’nın keyfi için bir nevi harcanmıştı. Hekimler, muallimler, mühendisler toprağa bırakılmış, Rüştiyeler, Sultaniler talebesiz kalmışlardı. İstanbul Tıp Fakültesi o sene mezun verememiş, İstanbul Erkek Lisesi, formasını hüzün renklerine (Sarı-Siyaha) boyamıştı. ‘Çanakkale içinde vurdular beni’ türküsü sanıldığı gibi bir Çanakkale değil Kastamonu türküsüydü. Ve o yıllarda Kastamonu’da erkek kalmamış, cenazeleri bile kadınlar kaldırmıştı. Bu korkunç kayıplar yüzünden Türkiye Çanakkale’de kaybettiği kadronun yerini uzun süre dolduramamıştı. Okumuş adam eksikliği taaa 1950’li yıllara kadar uzanacaktı. Öyle ki okuma yazma bilenleri amir, orta mektep mezunlarını kaymakam yapmak zorunda kalınacaktı. Bu Liman von Sanders’in ısrarlı ve kasıtlı yanlışları yüzünden yüz binlerce evladımız şehit olacak, yüz binlerce evi feryat figan saracaktı. Peki, savaş sanatını çok iyi bildiğinden şüphemiz olmayan bir General, nasıl olur da kıtaya yeni çıkmış bir Teğmenin bile yapmayacağı hataları yapardı? Bir insan karizmasını niye çizdirir, kariyerini neden tehlikeye atardı? Komutanın iyisi az kayıpla çok iş başarandır. Bu ölçüye vurursanız, mitralyözlü siperlere, süngü hücumu başlatan bir adam, bırakın ordu komutanı, manga başı olamazdı. Peki, bu Liman Paşa saf mıdır, salak mıdır? Hayır hayır, o sadece zahirde Ulu Kayzer’inin (gerçekte Siyonist merkezlerinin) emirlerini uygulamıştı. Deniz üzerinde kabak gibi hedef olan İngiliz filikalarına ateş açtırmayarak, çıkarma şansı tanımış ve müttefiklerin sahilde tutunmalarını sağlamıştı. Sonra gelsin başıbozuk hücumlar, kanlı kanlı savaşlar ve kaybedilen canlar! Elbette ve kesinlikle onlar yüce şehitlik makamına ulaşmış ve Çanakkale’yi geçilmez kılmışlardı. Ama her halde hainleri de tanımak ve tanıtmak lazımdı.

• Şanlı Çanakkale Savaşımızda en önemli şansımız ve sığınağımız; daha önce, böyle bir saldırıyı öngörüp çok uygun ve sağlam siperler kazdıran Sultan Abdülhamid Han’ın hazırlıklarıdır.

• Hayatları ve rahatları pahasına bu cennet yurdu bize vatan bırakan aziz şehitlerimizi saygıyla anmalı ve onlara layık olmaya çalışmalıyız.

Özetle şanlı Çanakkale savunması: • İmanın imkâna, • Hakk’ın Batıl’a, • Hilal’in Haç’a, • Müslüman Türk’ün, Batılı barbarlara karşı mucizevi zafer ve başarısının destanıdır. Bugün hala, Haçlı ve Siyonist ittifakı olan Avrupa Birliği’ne kuyruk olma gafletinde bulunan kafalar ve iktidarlar, Çanakkale şuuruna ve aziz şehitlerimizin mübarek ruhlarına hıyanette bulunmaktadır.

Çanakkale Savaşı, başlangıcı ve sonucuyla dünya tarihinde asla unutulmayacak bir zaferin ve şanlı kurtuluş mücadelesinin aralanan kapısıdır. İtilaf devletlerinin yeni bir Haçlı hıncıyla Çanakkale Boğazı’nı geçerek hem Osmanlı İmparatorluğu’nu 1. Dünya Savaşı’ndan saf dışı bırakmak, hem de müttefikleri Rusya’ya yardım ulaştırmak amacıyla o zamanın, üzerinde güneş batmayan imparatorluğu İngiltere’nin hiç yenilmemiş donanmasıyla birlikte topraklarımıza saldırmışlardı. Ama Allah’ın inayeti ve kahraman askerimizin ve aziz milletimizin dirayetiyle, İtilaf devletlerinin bütün planları boşa çıkarılmış, müttefikler tarafından yardım alamayan Rusya’da da Bolşevik İhtilali yapılmış, 1. Dünya Savaşı’nın süresi uzamış ve İstanbul’a açılan yol kapanmıştır.

On beşinden altmış beşine tüm Anadolu’nun seferber edildiği, liselerin savaşta hayatını kaybeden öğrencileri yüzünden mezun veremediği, annelerin evlatlarını alnına kına yakarak gönderdiği Çanakkale Zaferi, Müslüman Türk Milleti’nin bağımsızlık yolundaki fedakârlık damarını ve yüksek vatan aşkını bütün dünyaya bir kez daha ilan ve ispat etmiştir.

1- Çanakkale Destanı, imanın ve maneviyatın maddi imkânlara galip gelmesidir. İşte Edremitli Seyit Onbaşı, topun ağzına mermi süren vincin arıza yapması sebebiyle 3 adet 270’şer kiloluk mermiyi sırtında taşıyarak topa yerleştirmiştir. Savaştan sonra tekrar yapması istendiğinde bu eylemi gerçekleştirememiştir. Savaş boyunca bir metrekareye ortalama 6000 mermi düşmüştür. Bu oran dünya savaş tarihinin en yüksek oranı kabul edilmektedir. Savaş alanında çok yakın mevzilerde savaşıldığı için, havada çarpışarak birbirine geçmiş birden çok mermiye rast gelinmiştir. Oysa iki merminin havada çarpışma olasılığı 600 milyonda birdir.

2- Şanlı Çanakkale Zaferi’nde askeri dâhisi olan, Mustafa Kemal ve Esat Paşa’lar başarılı yönetimleriyle savaşın gidişatını değiştirmiş, hainler hariç tüm askeri yetkililerce takdir edilmişlerdir. Atatürk’ün Çanakkale Zaferi’nden sonra hızlı bir şekilde orduda yükseldiği görülmektedir.

3- Çanakkale Savaşı’nda erkekler ile birlikte özel eğitilmiş keskin nişancı kadın askerlerimiz ve kadın piyadelerimiz de ön saflarda savaşmış ve ortak mücadele vermişlerdir. Kahraman Türk askerleri soba borularından top bataryaları yaparak siperden çıkmadan isabetli atışlar yapabilmiş, bu şaşırtmaca düşmanı oldukça etkilemiştir. İngilizler ise zaten mühimmatı az olan Türk topçusunu yanıltmak için tahtadan büyük gemiler inşa ederek yüzdürmüşlerdir.

4- İngiliz – Fransız donanması Gelibolu öncesi 200 yıl boyunca hiç yenilmemiştir. İngiliz donanmasının son mayın kontrolünden sonra sabaha karşı elde kalan 26 deniz mayını, Tophaneli Hakkı Binbaşı Nusret Mayın Gemisi ile Ertuğrul Koyu’nda kıyıya paralel olarak döşenmiştir. Nusret’in mayınları, 639 kişilik mürettebatıyla Bouvet, HMS Inflexible, Bolva gibi en güçlü zırhlıları Çanakkale Boğazı’na gömmüşlerdir. Bu nedenle İngilizler, 18 Mart yenilgisinin sebebi olarak mayın taramacıları görmüşler ve hepsini kurşuna dizmişlerdir. Her iki ordunun arşivi açıklanıp, gerçek durum ortaya çıkınca ailelerinden özür dilenip, tazminat ödenmiştir.

5- Mısır’da askerlerin kayıtlarını tutan bir kâtibin sürekli olarak “Australian and New Zealand Army Company/ Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği” yazmaktan sıkıldığı için kelimelerin baş harflerini alarak ANZAC kısaltmasını bulmuş, bu kısaltma da dünya tarihine geçmiştir.

6- Çanakkale Savaşı’nda doktorlarımız askerlerimiz kadar yorulmuş ve büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Ümitsiz vakalar ile hiç ilgilenilmeyip, kurtulma şansı olanlara öncelik verilmiştir. Bir Türk doktorun önüne kendi oğlu getirildiğinde “Kurtulma şansı yok” diyerek diğer hastayı istemiş ve oğlunun mezarına ancak bir sonraki gün gidebilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ile Haçlı İtilaf Devletleri arasında 1915-1916 yıllarında Anadolu’nun Gelibolu Yarımadası’nda yapılan deniz, kara ve hava savaşları, Çanakkale Destanı’nın yaşanmasına yol açmıştır. Tekrar hatırlatalım ki; tarihin en kanlı cephe savaşlarından biri olan Çanakkale saldırılarının sebepleri ise şunlardır:

Devamını okumak için tıklayınız.


[1] (Ian Hamilton, Gelibolu Günlüğü, Çeviri: Osman Öndeş, Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1972, s.237.)

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.