BU KAFALARLA BU KUŞATMA KIRILAMAZDI

186
Paylaş:

23 Temmuz 2018

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’de başarıyla gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarının ardından Kuzey Irak’taki PKK varlığını sona erdirmeye yönelik, 10 Mart’ta başlattığı operasyon sürüyordu. Kara birliklerinin İHA ve SİHA destekli harekâtı hız kesmeden devam ederken, 4 aydan beri süren operasyonlarda 700’e yakın terörist etkisiz hale getirildiği belirtiliyordu. Kandil’de zaman zaman İHA’larla tespit edilen teröristler ciddi zayiatlar veriyordu. Hakkari’nin Çukurca ve Şemdinli ilçelerinden iki ayrı noktada açılan cepheden Kuzey Irak’a giriş yapan kara birlikleri, bazı noktalarda 40 kilometre kadar içeri giriyordu. Bölgedeki terör unsurlarını etkisizleştirip ilerleyen Mehmetçik, yaklaşık 400 kilometrekarelik alanı da temizliyordu. Daha önce Kandil’de PKK’lı teröristlerin kalmadığı iddia ediliyor, hatta büyük bir talihsizlikle, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Kandil’de PKK’lı kalmadı, Mehmetçik boş dağları bombalıyor” iddiasında bulunuyordu. Ancak TSK’nın baskısıyla köşeye sıkışan teröristler Kandil’de köylere inerek sivil halktan destek istemeye mecbur kalıyor, o anlar da İhlas Haber Ajansı tarafından görüntülenerek, PKK’nın Kandil’deki varlığı tescillenmiş oluyordu. Irak yönetiminden de beklediği desteği alamayan terör örgütü PKK ise, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonları karşısında adeta köşeye sıkışıyordu. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre bazı örgüt üyelerinin henüz TSK’nın vurmadığı Ranya ve Sengeser gibi Kandil’in güney bölgelerine indiği, bir kısmının ise sivil kıyafetler giyerek, halkın arasına karıştığı öğreniliyordu. Öte yandan Türk Silahlı Kuvvetleri’nden yapılan açıklamalarda, “Irak kuzeyi Sinat, Haftanin, Metina ve Gara bölgelerine 27 Haziran 2018 tarihinde düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütü mensupları tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedeflerin imha edildiği” vurgulanıyordu.

İşte tam bu süreçte Terör örgütü PKK’nın, devam eden Kandil operasyonlarını önlemek için, Suriye’de ABD’li askeri danışmanlardan DEAŞ ile mücadele kapsamında eğitim alan teröristleri bölgeye gönderdiği bilgisi geliyordu. TSK; Kandil harekâtının ikinci aşamasında Bermize, Hakurk ve Lolan bölgelerindeki üslenmelerini ve lojistik geçişlerini tamamlarken, her geçen gün 5 kilometrelik bir hareketli alan daha sağlanıyordu. Suriye’den özel eğitimli bir terör grubunun, Kandil’in kuzey ve batı hattına bomba yerleştirdiği öğreniliyordu. Gazete Habertürk’ten Çetiner Çetin’in, bölgedeki yerel kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre; PKK’nın, Sincar-Kerkük-Ranya hattını kullanarak, Suriye’den 19 kişilik özel bir bomba uzmanı grubu Kandil’in çevresini tuzaklamak üzere bölgeye sevk ettiği belirtiliyordu. Bombacı teröristlerin Kandil’e geçiş noktaları olarak görülen Haji Omran, Halgurt Dağı bölgesinde tuzaklama yapacağı bilgisi alınıyordu.

ABD açıkça ve küstahça PKK’ya destek sağlamaktaydı

Sincar Kaymakamı Mehma Halil, yaptığı açıklamada, ABD’li askerlerin Musul’un kuzeybatısında yer alan, stratejik konuma sahip Sincar Dağı’na zırhlı araçlar ve ağır silahlarla konuşlandığını ifade ediyordu. Halil, ABD’nin çok önceden Sincar’da konuşlanmak için hazırlık yaptığını ve Sincar Dağı’nda bir askeri üs kurmayı hedeflediğini belirtiyordu. Bunun yanı sıra Irak medyasında, ABD askerlerinin, 15 adet zırhlı personel taşıyıcı araçla Sincar Dağı’na geldiği yönünde haberler yer alıyordu. Irak ve ABD’li askerlerin, terör örgütü DEAŞ’ın varlık gösterdiği Musul’un batısındaki Irak-Suriye sınır şeridine ulaşarak kontrolü sağladığı bildiriliyordu. Terör örgütü PKK, ABD desteği altında, DEAŞ’ın 3 Ağustos 2014’te Sincar’daki Ezidilere saldırısını bahane ederek ilçede yerleşmeye başlıyordu.

ABD’den PKK/YPG ile iş birliği itirafı

ABD öncülüğündeki işgal koalisyonu, Amerikan komutasındaki Fransız özel kuvvetlerinin, Suriye’nin Daşişa kasabasında terör örgütü PKK/YPG’nin ana omurgasının oluşturduğu SDG ile iş birliği içinde olduğunu kabul ettiği açıklanmıştı. DEAŞ Karşıtı Koalisyonun resmi Twitter hesabı, Fransız askerlerinin Suriye’de DEAŞ’a karşı obüsle saldırı yaptıkları bir anın fotoğrafını paylaşmıştı. Fotoğrafın altında, 3 Haziran’da Suriye-Irak sınırındaki bazı bölgelerde DEAŞ’a karşı başlatılan “Toparlama Operasyonu”nun ikinci aşamasının icra edildiği ve Fransız askerlerinin de destek verdiği operasyonda Daşişa beldesi içinde ve civarındaki (DEAŞ’a ait) hedeflerin vurulduğu bilgisi yer almıştı. Böylelikle Koalisyon, Fransız özel kuvvetlerinin, Suriye’de PKK/YPG’nın ana omurgasını oluşturduğu SDG ile yan yana savaştığını itiraf etmiş olmaktaydı. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın DEAŞ’la Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk de Twitter hesabından yaptığı açıklamada Daşişa’nın ilk kez DEAŞ’ın kontrolünden çıktığını vurgulamıştı. McGurk, son 4 yıldır ilk kez bu noktaya gelindiğini ve terör örgütü PKK/YPG unsurlarının ana omurgasını oluşturduğu SDG güçlerinin bu ilerlemeyi sağladığını açıklamıştı. AA’nın 30 Mart’ta verdiği ve güvenilir yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, Fransız özel kuvvetlerine mensup 70’den fazla askerin DEAŞ Karşıtı Koalisyon çatısı altında Suriye’de PKK/YPG unsurları ile yan yana faaliyet gösterdiği saptanmıştı. Terör örgütüyle iş birliği yapan Fransa özel kuvvetlerinin sahada 2 yıldır bulunan personeli dışında, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı 1. Deniz Piyade, Paraşütçü Piyade Alayı ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı 10. Paraşüt Komando birliklerinin mevcut olduğu yazılmıştı. Fransız inşaat şirketi Lafarge da 2010 yılında Suriye’nin kuzeyine bir çimento fabrikası açmıştı. Şirketin; iç savaşın ikinci yılından itibaren, faaliyetlerini devam ettirebilmek amacıyla, 1,5 yıl süreyle terör örgütü DEAŞ’a rüşvet verdiği ortaya çıkmıştı. Daha sonra DEAŞ’ın ele geçirerek işlettiği fabrikayı, ABD destekli YPG/PKK ele geçirmiş ve üs olarak kullanmaya başlamıştı.

Bütün bunlara rağmen o sırada Başbakan olan Binali Yıldırım hala; “Bu işi ABD ile yürütmemiz lazım” demekten sıkılmamıştı.

Binali Yıldırım İzmir’de yaptığı konuşmada, Menbiç’te takvimin işlediğini belirterek, “Hakkari-Şırnak başta olmak üzere bu bölgenin güneyi, Kuzey Irak sahasını emniyete almazsak terörle mücadelede sürdürülebilir çözüm ve bir sonuç alamayız. Çünkü orada zor bir arazi yapısı var. Ayakta duracak haliniz yok. Hedef asıl oradaki karargâhlarını ortadan kaldırmak, terörü sınırlarımıza gelmeden kontrol altına almak. Kamışlı’dan başlayıp Menbiç’e kadar alan kalıyor. Bu işi ABD ile yürütmemiz lazım. Onlarla bu görüşmeleri yapıyoruz. Güvenlik kuşağı oluşturuyoruz. Böyle bir mecburiyet var” diyerek ayarını ortaya koymuşlardı.

Oysa sözde müttefik, ABD Senatosu’ndan Türkiye’ye F-35 satışına veto çıkmıştı!

Amerikan Senatosu, Türkiye’ye 100 adet F-35 savaş uçağı satışını bloke eden maddelerin de yer aldığı Savunma Bakanlığı bütçe yasa tasarısını onaylamıştı. Buna gerekçe olarak, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasından duyulan endişe ile bazı Amerikan vatandaşlarının Türkiye’de tutuklanması bahane yapılmıştı. ABD Senatosu, Savunma Bakanlığı’na 2019 yılında 716 milyar dolarlık bütçe ayrılmasını öngören yasa tasarısını onaylamıştı. Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) olarak da bilinen, Savunma Bakanlığı bütçesine ilişkin tasarının Türkiye bölümünde, Türkiye’ye 100 adet F-35 savaş uçağı satılmasının bloke edilmesi gerektiğini öngören bir bölüm de yer almıştı. Tasarıda buna gerekçe olarak, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma hava savunma sistemleri almasından duyulan endişe ile bazı Amerikan vatandaşlarının Türkiye’de tutuklanması bahane yapılmıştı.

Suriye’nin kuzeyinde, terör örgütü YPG/PKK işgalindeki Ayn İsa beldesinde, ABD ve Fransız askerlerinin bulunduğu üs’te büyük bir patlama yaşanmıştı.

Rakka’daki yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre; Rakka’nın kuzeyindeki Ayn İsa’da, YPG/PKK’nın işgalindeki askeri üs’te patlama olmuştu. Büyük kayıp veren YPG/PKK’ya ait sosyal medya hesapları ve yerel kaynaklar, patlamanın mühimmatların infilak etmesinden kaynaklandığını savunmuşlardı. Üs içinde yaklaşık 200 kişilik ABD kuvveti ile 75 kadar Fransız özel kuvveti askerlerinin konuşlandığı biliniyordu. Bu durum PKK ile ABD ve AB’nin iç içe olduğunun bir kanıtıydı.

Kürt sitesi Rudaw’ın aktardığı habere göre; YPG Genel Komutanlığı, Menbiç’deki askeri danışmanlarının kentten çekilme kararı aldığını duyurmaktaydı. Aynı haberi ünlü haber ajansı Reuters de geçmeye başlamıştı. Oysa bunlar bir aldatmacaydı. Çünkü Anadolu Ajansı ise konuyla ilgili geçtiği haberinde; YPG’nin Menbiç’ten çekilme propagandası yaptığını, ancak teröristlerin hala Münbiç ilçe merkezi ve kırsalında konuşlu bulunduğunu vurgulamıştı. AA’ya göre; merkezde varlığını gizleyen örgüt, ilçenin kuzeyinde Fırat Nehri kıyısından batıya doğru Ayn Dadat beldesinden, Bab ilçesinin doğusuna uzanan bölgeye yayılmış durumdaydı. YPG/PKK’ya bağlı sözde Münbiç askeri konseyinin de içinde bulunduğu silahlı unsurlar da hala kentin merkezi ve çevresinde yer almaktaydı. AA’nın 30 Mayıs’taki haberinde; örgütün bazı elebaşlarının ilçeden ayrılmaya başladığı ancak geri kalan kadrosunun Münbiç’te kaldığı bilgisi paylaşılmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise yaptığı açıklamada; ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile Menbiç konusunda yaptığı görüşmeye ilişkin, “Menbiç için yol haritası üç aşamadan oluşuyor. Yol haritasının ilk aşamasında iki taraf ön hazırlık toplantısı yapacak. İkinci aşamada YPG bölgeden çekilecek. Üçüncü aşamada ise bölgeyi kimin yöneteceğine ve güvenlik birimlerinde kimlerin yer alacağına karar verilecek” diyerek halâ halkımızı oyalama ve avutma çabasındaydı.

Oysa Menbiç’te halâ Fransız ve ABD’li askerlerle PYD, yan yana devriye dolaşmaktaydı!

Türkiye’nin “PYD geri çekilsin ya da müdahale ederiz” dediği Menbiç’te, ABD ve Fransa askerleri yan yana devriye atarken yakalanmışlardı… Menbiç’e giden 50 Fransız askerinin kuzeyde bir askeri üs kurduğu konuşulmaktaydı. Türkiye’nin, ABD ile son temaslarında; “YPG çekilmezse biz gerekeni yaparız” diyerek operasyon sinyali verdiği Menbiç’ten gelen skandal görüntüler herkesi şaşırtmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un PKK/PYD elebaşları ile yaptığı toplantıda verdiği yardım sözünün gereği olarak, “Menbiç’e giden Fransa askerlerinin bölgede devriye gezdiği” haberlerine her gün bir yenisi katılmaktaydı. Son gelen fotoğraflarda, ABD askerleri ile Fransa askerlerinin yan yana devriye gezip nöbet tuttukları anlaşılmaktaydı. Her iki ülke askerlerinin zırhlı araçlarına kendi ülkelerinin bayraklarını çektikleri fotoğraflanmıştı… Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) bağlı Menbiç Askeri Meclisi’nden üst düzey bir yetkili ise: “Fransa askerleri kısa bir süre önce Menbiç’e geldi. Şimdi Menbiç’in kuzeyinde askeri bir üs kuruyorlar. TSK ile ÖSO operasyon yapmasın diye Menbiç’in kuzeyinde varlıklarını artırıyorlar. Sacur Çayı bölgesinde sürekli devriyeye çıkıyorlar. Askeri araçlarıyla bölgede nöbet tutuyorlar. Askeri araçların üzerinde Fransa bayrağı bulunuyor. Fransa askerleri Menbiç’in değişik bölgelerinde boy gösteriyor. Genelde Menbiç’in sınırlarında bulunuyorlar. 50 civarında Fransa askeri var” itirafında bulunmuşlardı. Yani Türkiye adım adım kuşatılmaktaydı.

Menbiç muamması: AKP iktidarı bu palavralarla halkımızı uyuturken, Türkiye’ye yönelik hazırlıklar hızla artmaktaydı

Nasıl ki 102 yıl önce meşhur Sykes-Picot Anlaşması’yla Ortadoğu’nun bugünkü sınırları çizildiyse, bugünlerde de sınırlar yeniden zorlanmaktaydı. Irak ve Suriye hayatta kalma mücadelesi verirken, yeni bir düzenin alarm zilleri çalmaktaydı. Dahası, sınırlarımız boyunca oluşturulan terör koridoru, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana Türkiye’nin en büyük beka sorununu oluşturmaktaydı. İşte tam da bu tehdit nedeniyle, Türkiye son iki yıldır askeri olarak “sorunu kaynağında yok etme” mantığıyla davranmaktaydı. Yani PKK varlığını artık sadece Kuzey Irak’ta değil, Kuzey Suriye’de de hedef almıştı. Zaten Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarının hedefi de sınır boyunca uzanan bir terör koridorunu ortadan kaldırmaktı. Bilindiği gibi, PKK bağlantılı YPG’nin Kuzey Suriye’de amacı, Fırat’ın doğusundaki Cezire ve Kobani kantonlarıyla, batısındaki Afrin kantonunu birleştirmek, böylelikle Doğu Akdeniz’e ulaşmaktı. Ama Türkiye bu iki harekâtla Fırat’ın batısından YPG’yi atarak bu iki hattın birleşmesini engellemiş olmaktaydı. Bir istisna hariç! Batıda temizlenmesi gereken sadece Menbiç kalmıştı!

Dolayısıyla, YPG’nin 2016’dan beri elinde tuttuğu Menbiç, bu taktiğin tam amacına ulaşması için son derece kritik bir alandı. ABD de zaten bu yüzden -Türkiye ile pazarlıklarda elini güçlendirmek için- Menbiç kartını elinde tutmaktaydı. Başkan Obama’nın “Menbiç’i boşaltacağız” sözünden bu yana yıllardır Türkiye oyalanmaktaydı. Şimdi ABD ile sözde bir anlaşmaya varılmış olması, kuşkularımızı arttırmaktaydı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD’de mevkidaşıyla görüştükten sonra yaptığı açıklamaya göre YPG buradan çekilmesi lazımdı. 90 gün içinde buradaki 5.000 civarı YPG’linin Fırat’ın doğusuna geçmesi kararı alınmıştı. Oysa bölgede ise 70 bin civarında YPG’li olduğu saptanmıştı. Zaten Suriye petrol kaynaklarının yüzde 70’i burada olduğu için, ABD’nin bu bölgede YPG’ye verdiği desteği kesmesi tam bir aldatmacaydı. Bu durumda izlenebilecek en akıllıca yol ise, herhalde Şam rejimiyle YPG’ye karşı iş birliği yapmak olacaktır. Ve zaten katil ve hain ABD ile stratejik iş birliği yapanların, ülkemizin ve bölgemizin selameti için Esat’la iş birliği yapması akıl dışıydı.

Zaten Türkiye ve ABD’nin birlikte yönetmeyi planladığı Suriye’nin kuzeyindeki Menbiç kentinden, güya YPG’nin danışmanlarını çekmesi için hazırlıklar yapılırken, kenti koruyan Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) bağlı Menbiç Askeri Meclisi’nin kentten çıkmayacağı ve kenti korumakla görevli olacağı açıklanmıştı. Bu konuda ABD askerleri ile Menbiç Askeri Meclisi arasında bölgedeki ABD üssünde önemli bir görüşme yapılmıştı.

Toplantıda ABD’nin Menbiç Askeri Meclisi’ne “kentte kalmaları ve kenti korumaları yönünde söz verdiği” duyumları alınmıştı. Ayrıca ABD’nin askeri meclise, “kentin sivil meclis tarafından yönetileceğini, mevcut yönetimin kenti idare edeceğini, ancak yönetime Türkiye’nin önerdiği bazı isimlerin de ekleneceğini” söylediği konuşulmaktaydı. Ardından Sputnik’e konuşan Menbiç Askeri Meclisi Komutanı Xelil Bozi, Menbiç Askeri Meclisi’nin kentten çıkmayacağını belirterek, kentin korumasının kendilerinde olacağını vurgulamıştı. Sadece YPG’ye bağlı bazı askeri danışmanların Menbiç’ten çekileceğini aktaran Bozi, DSG güçlerinin ise Menbiç’te bulunmadığı yalanını tekrarlamıştı. Menbiç, 2016’da DSG tarafından ve ABD onayıyla IŞİD’in elinden alınmıştı. Güneyde Halep’e 85 kilometre, kuzeyde Cerablus’a 40 kilometre, doğuda Kobani’ye 65, batıda ise El Bab’a 45 kilometre uzaklıkta bulunan kent stratejik öneme sahip bulunmaktaydı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Türkiye ile ABD arasındaki Menbic konusundaki anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı. Bu bile AKP yönetiminin oyalandığının bir kanıtıydı.

Suriye’de PKK/YPG’ye açık açık destek veren ABD, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Amerikalı mevkidaşı Mike Pompeo arasında yapılan görüşmeye rağmen ihanetini sürdürmekte kararlıydı. Bu görüşmede taraflar, -PKK’nın işgal altında tuttuğu Suriye’nin Münbiç kentinden Fırat Nehri’nin doğusuna çekilmesi üzerinde- güya uzlaşma sağlamıştı. Ancak bölgeden gelen haberler, ABD ile Türkiye arasındaki işbirliğinin sadece sınırlı bir alanda uygulandığını ve Türkiye’nin resmen oyalandığını ortaya koymaktaydı.

Rus haber ajansı Sputnik’in iddiasına göre, ABD bir hafta içinde Suriye’deki PKK’lı teröristlere 250 TIR dolusu ağır silahlar, zırhlı araçlar ve pikaplar yollamıştı. Bu silahların, Suriye’nin doğusunda, Irak sınırı bölgesindeki IŞİD ile yürütülen çatışmalarda kullanılmak üzere verildiği yalanı tekrarlanmıştı. Bu sevkiyatla birlikte ABD’nin bölücü terör örgütüne sağladığı silahların sayısı 5 bin TIR’ı aşmıştı. Sputnik’e konuşan terör örgütünün bir elebaşı, “ABD silahları sürekli geliyor. Silahlar ve zırhlı araçlar, Kuzey Irak’tan kara yoluyla Semelka Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye sokuluyor. ABD, Deyrizor bölgesinde kendi askeri varlığını da artırıyor. ABD’nin bu bölgede 3 üssü bulunuyor” itirafında bulunmuşlardı. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis ise yaptığı açıklamada “Türkiye’nin meşru menfaatleri için bir yol bulmak zorundayız. Ancak Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) de bir kenara atamayız” şeklinde küstahlaşmıştı. Amerikalılar, Suriye’de PKK’yı “SDG” adıyla tanımlayarak, bu grubun bölücü terör örgütüyle farklı olduğunu savunmaktaydı. ABD, resmi olarak PKK’yı terörist olarak tanıdığından, bu örgüte yaptığı yardımları meşrulaştırmak için kelime oyunlarına başvurmaktaydı. Ankara ise her fırsatta Suriye’de “YPG”, “PYD” ya da “SDG” olarak tanımlanan grupların PKK ile hiçbir farkı olmadığını vurgulayarak, bu örgüte verilen desteğin kesilmesini hatırlatıp durmaktaydı.

ABD’ye Güvenmek Ahmaklıktır!

ABD ile Menbiç konusunda sağlanan mutabakat gereği, PKK/YPG silahları vererek bölgeden çıkacakmış..!? Sanki ABD binlerce TIR silahı imza karşılığı terör örgütüne vermiş de, şimdi de verilen silahlar sayılarak geri alınacakmış!.. ABD ile Türkiye arasında mutabakata varıldığı sıralarda, YPG de ‘Çekiliyoruz’ açıklaması yapsa da, buna inanmak ahmaklıktır. Çünkü işin başından beri ABD, PKK/YPG konusunda Türkiye’nin haklı itirazlarına rağmen, terör örgütüne sahip çıktı. Israrlı ve planlı bir şekilde silahlandırdı, maddi destek sağladı. Bu arada; Türkiye’nin Menbiç’i teröristlerden temizlemeye yönelik operasyonlarını sürekli karşı çıkarak engellemeye çalıştı. Durum böyle iken bugün varılan mutabakat gereği, teröristlerin silahlarını bırakarak Menbiç’i boşaltacaklarına, bir başka ifadeyle, ABD’nin buna razı olacağına inanmak saflıktan öte bir anlam taşırdı.

Aslında varılan anlaşma: Menbiç’teki teröristlerin can güvenliğini sağlamaya yönelik bir adımdır. Menbiç boşaltılacak diyerek Türkiye’nin teröristleri yok etmesi engellenmiş, yani can güvenlikleri sağlanmış olacaktır. Silahların teslimine gelince; ABD tarafından gönderilen TIR’lar dolusu silahların önemli bir bölümü belli yerlere ulaştırılmış, depolara yerleştirilmiş durumdadır. Irak ve Türkiye’deki PKK militanları da o silahları kullanmaktadır. Hatta son günlerde Irak’ta askerlerimizin uğradığı saldırıların arkasında, doğrudan ya da dolaylı ABD’nin bulunduğu haberleri medyada yer alırken, varılan mutabakat inandırıcı olmaktan uzaktır. Peki ABD verdiği sözde durmazsa ne olacaktı? Çünkü ABD’nin bu konudaki sicili çok bozuk. Çünkü, ABD’yi bölgemizde sadece İsrail’in güvenliği ile kendi çıkarları ilgilendiriyor. Böyle olunca, Menbiç mutabakatına uymadığı takdirde bunun hesabı nasıl sorulacaktı?[1]

Devamını okumak için tıklayınız.

 


[1]abdulkadirozkan@milligazete.com

[2] Ahmet Takan – 08 Mayıs 2018

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.