BİR ÇETE ARANIYOR, AMA FETULLAHÇILAR SAKLANIYORDU!..

142
Paylaş:

3 Kasım 2018

Ahmet Akgül Üstadımız, tam 13 sene önceki bir yazısında, Fetullahçılar hususunda AKP iktidarını uyarıp bir darbe hazırlığı sezdiğini söylüyor, ama maalesef hakkında “Hakaret ve İftira” davası açılıyordu!

      

BİR ÇETE ARANIYOR,

AMA FETULLAHÇILAR SAKLANIYORDU!..

        

“Küresel Çete”den (Siyonist sermaye hâkimiyetinden) icazet almış AKP iktidarı, Danıştay saldırısının arkasından aradığı çeteyi bir türlü bulamıyordu. “Çeteyi koynunda besliyorsun!” diye defalarca uyardığımız Fetullah Gülen şebekesini ise hâlâ koruyup kollamaya çalışıyordu. Maalesef her geçen gün ve her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyordu. AKP’nin bu alık tavırları, Hz. Mevlana’nın nefsi emmareye işaret ederek: “Düşman kendi odasında ve hanımının koynunda bulunuyor. Zavallı ahmak, silahını almış, dışarıda ve bahçe kapısında düşman arıyor!” benzetmesini hatırlatıyordu. Başbakanın bilgiçlik edasıyla açıkladığı gibi, Danıştay’a yapılan saldırının arkasından uyduruk bir ihanet çetesi çıkmış, ama bir gün bile geçmeden bu çetenin çatısı yıkılmıştı.

Başbakanın kehaneti çıkmıştı, ama ortada küçük bir soru işareti kal­mıştı! Çete neredeydi? Lideri kimdi? Gözler tabii hemen Emniyet’te sorgulanan eski subay Muzaffer Tekin’e çevrilmişti. Basın kullanıl­mış, Muzaffer Tekin bir kuşku yumağı ve çete lide­ri kisvesine sokulmuştu. Birtakım fotoğraflarla işin ucu emekli subaylara ve orduya uzatılmıştı… Lider bulunmuştu! Ama bu lide­rin Danıştay baskınıyla ilgi­si kurulamıyordu. Tekin 4 gün Emniyet’te tu­tuldu. Gazetelere birtakım fotoğraflar dağıtıla­rak kafalar karıştırıldı. Sonunda beklenen ol­du ve Tekin serbest bırakıldı. Danıştay bas­kınını saptırmak ve azmettirici koltuğuna bir “ulusalcı çete” oturtmak girişimi şimdilik başa­rılı olmadı. Oysa bu yolda nasıl da yoğun çaba harcanmıştı. Örneğin Hürriyet’te Saygı Öztürk şu haberi yapmıştı:

“Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mü­cadele Şubesi’ndeki sorguda Alparslan Arslan’a ‘örgüt şeması’ gösterildi. İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, bazı emekli su­bayların da isimlerinin, fotoğraflarının yer aldı­ğı şema hakkında Arslan’a, ‘Bunlardan hangisiyle berabersin?’ sorusunu yöneltti. Fotoğrafları inceleyen Arslan, ‘Hiçbiriyle beraber değilim. Eyleme kendim karar verdim’ karşılı­ğını verdi… “Eylemi Müslüman Türk gencinin refleksiyle yaptım” şeklinde yanıtlamıştı.

Vuran da Fetullahçı, sorgulayan da! Nasıl oluyordu?

Danıştay saldırısını sorgulayan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in, Fetullahcılık sicili bulunduğu biliniyordu. Saldırının tetikçisi Alparslan Aslan’ın ailesinin Fetullahçı olduğu söyleniyordu. Ayrıca, mezun olduğu Marmara Hukuk Fakültesi’nden Arslan’ı tanıyanlar da onun Fetullahçı olduğunu anlatıyordu. Bu durum Danıştay saldırısının ilginç bir yönünü ortaya koyuyordu. Saldırıyı gerçekleştiren tetikçi Fetullahçıydı. Saldırıyı sorgulayan ve aslında tertibin merkezinde olduğu anlaşılan Emniyet İstihbaratı’nın başı da Fetullahçıydı.

2006 Sonu–2007 Başı vizyona girecek bir “film” mi çekiliyordu?

Bu rapor, PINR Report adıyla çeşitli ülke analizleri­nin yer aldığı ağırlıklı olarak Amerikan kaynaklı bir siteden. Raporun, yayınlanış tarihi 17 Mayıs idi. Ya­ni, Danıştay’a karşı girişilen alçak saldırıyla aynı gün. Sonuç kısmında şöyle deniliyor: “Türkiye’nin AB’ye katılma girişiminin çöküşü, Erdoğan hü­kümeti üzerinde Türkiye’nin laik seçkinlerinden gelen siyasi harareti çok büyük ölçüde arttıra­caktır. Bu hararet, Mayıs 2007’de Cumhurbaşkanlığının el değiştirmesi yaklaştıkça, daha da artacaktır. Türkiye’nin laik seçkinleri AKP’nin atadığı bir İslamcıyı ülkenin yeni Cumhurbaş­kanı olarak kabul edeceğe benzemiyorlar. Türk askeri bunu engellemek için siyasi müdahalede bulunmayı oldukça gerekli ve uygun görebilir. Müdahale, Erdoğan hükümetinin 2006 sonu ya da 2007 başlarında çöküşünü provoke edebilir.”[1] Bütün bunlar, 15 Temmuz hıyanet kalkışmasının ayak sesleriydi, ama AKP içinde bunları görecek göz bulunmuyordu.

Oysa Cengiz Çandar’ın da bağlı olduğu lobilerden vahiy alan Fetullah Hoca: “Türkiye’de 28 Şubat’ı aratacak gelişmeler yaşanacak” kehanetini bile ortaya atmıştı.

Ve bu zat Nuriye Akman’la yaptığı röportajında:

“Bana göre İslam dünyası diye bir dünya yok. Müslümanların yaşadığı yerler var. O da kültür Müslümanlığı, İslam’ı kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etmiş Müslümanlar var. İnsanın, inandığı şeylere doğru inanması, doğru inandığı şeyleri de doğru uygulaması lazım. Müslümanlığa sahip çıkması lazım. İslam dünyası dediğimiz coğrafyada bu anlayışta, bu felsefede toplumların var olduğu söylenemez. Müslümanların dünya muvazenesine katkıda bulunacaklarına şu anda ihtimal vermiyorum. İdarecilerde de o mantığı göremiyorum. İslam dünyası, şimdilerde belli ölçüde aydınlanma olsa da çok cahil. Ferdi Müslümanlık var. Dört başı mamur Müslümanların var olduğunu şahsen görmüyorum. Başkalarıyla münasebet içinde olabilecek ve aynı zamanda bir birlik teşkil edebilecek, müşterek problemlerini halledebilecek, kâinatı yorumlayacak, kâinatı çok iyi okuyacak, geleceği çok iyi okuyacak, gelecek adına projeler üretebilecek Müslümanların olmadığı bir dünyaya ben İslam dünyası demiyorum.”[2] sözleriyle:

a) İslam dünyası gerçeğini ve Müslümanların güç potansiyelini yok sayarak, Amerika’ya yaranmaya ve yamanmaya,

b) Müslümanlara ümitsizlik ve çaresizlik aşılayarak, Siyonist emperyalizme mahkûm ve mecbur bırakmaya,

c) Erbakan Hoca’nın artık zafere yaklaşan tarihi girişimlerini ve D-8 gibi projelerini küçümseyip kötüleyerek, şeytani cephenin işini kolaylaştırmaya çalışmıştı.

d) Asla gerçekleri yansıtmayan ve hele bir İslami cemaat liderine hiç yakışmayan bu karamsar ve karalayıcı sözler; kendi kendilerini de inkâr anlamındaydı. Fetullah Gülen’in başındaki hareketi, “Mehdiyet ve Mesihiyet” hizmeti sayanlar, acaba bu itiraf ve iftiraları nasıl karşılamıştı?

Saldırganın Fetullahçı Olduğu Söyleniyordu!

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği Genel Başkanı Taner Ünal, Danıştay’a yapılan saldırı ile ilgili olarak “ilginç” açıklamalarda bulunmuştu. “Danıştay’da yapılan menfur saldırıyı yapan şahıs ailecek Fetullahçıdır” diyen Ünal şunları aktarmıştı:

Bu olay Fetullahçı ekip-Pentagon-CIA-NATO Güçleri tarafından ortaklaşa yürütülen bir provokasyondur. Pentagon’da hazırlanan birtakım planlar, sanki emniyetten alınan bilgilermiş gibi kamuoyuna aktarılmakta, diğer basın kuruluşları ise bu aldıkları bilgilerin doğruluğuna inanarak yayın ve yorum yapmaktadırlar. Ortada bir yılan vardır ve bu yılanın kuyruğu nerede bir Vatansever – Milli – Milliyetçi – Ulusalcı kişi veya kurum varsa ona değmektedir. Menfur saldırıyı yapan katilin ilişkileri; Ülkücü Hareketten Ulusal Solculara, oradan Vatansever kuvvetlere kadar, -oldukça geniş bir yelpaze içerisinde- nerede vatan millet sevgisiyle bir şeyler yapmaya çalışan kurum veya kuruluş varsa, onunla irtibatlandırılmaya çalışılmıştır. Bu saldırının sebebi: “Pentagon, CIA ve NATO güçleri tarafından, malum hocaefendi ekibine siyaseten yol açılmasıdır” diyordu.[3] 

Alparslan Arslan’ı MOSSAD Bulgaristan’da eğitiyordu!

Bazı gazete ve dergilerde yazıldığı gibi: Genelkurmay’a yakın bir kaynağın ve Ankara Terörle Mücadele elemanlarının belirttiğine göre, MOSSAD’a bağlı çalışan ve Gonca Bahar adına bir kimliği de bulunan kadının, Alparslan Aslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulgaristan’da eğittiği biliniyordu. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpira adlı şirketin Bulgaristan’daki tesislerinde veriliyordu. Al­parslan Arslan’ın Süper NATO’yla olan bağlantısı, MOS­SAD üzerinden kurulmuştu. Bu ger­çek Ankara Terörle Mücadele Şubesi tarafından da tespit edil­iyordu. Bu durum, Alparslan Arslan’ın ba­şından beri üzerinde durulan Bulgaristan bağlantısını da açık­lıyordu.

Bu “Bulgar Hoca”, Kim Oluyordu?

…Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Bu makaleyi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.