“BAŞKAN”LIK SAPLANTISI VE ALLAH’IN İNTİKAMI

427
Paylaş:

12 Şubat 2018

Başkanlığı Kazanmak Başka; Başta Kalmak ve Başarılı Olmak Başkaydı!

Hatırlayınız, ABD derin devleti sayılan Yahudi Lobilerinin güdümündeki New York Times: “Eğer Reza Zarrab tanıklık yapar ve ABD olaya karıştığı belirlenen Türk bankalarına karşı adım atarsa; bunun Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan için siyasi sonuçları olacağını” yazmıştı. İşin uzmanları biliyor ki, bu açıkça bir şantajdı ve çok ciddi ve caydırıcı belgelere dayanmış olmalıydı. Kulağı delik kulislere yansıyanlara göre, derin Amerika kanunsuz ve kaçak olarak 1 trilyon dolara yakın karşılıksız para basmış ve bunu Katar ve İran üzerinden, sözde altın-elmas ticareti kılıfıyla Türkiye’ye sokup aklamıştı. Reza Zarrab’ı ve Halk Bankası’nı da aracı olarak kullanmışlardı. Bu paranın 700 milyar dolar kadarı Türkiye, İran ve Katar’da kayıtlı çıksa da 200 milyar dolar kadarı kayıptı. Yanıtı aranan soru: Acaba bu kayıt dışı kayıp para, hangi yetkililerin ve yakın çevresinin adına, İsviçre gibi yabancı bankalara yatırılmıştı ve hangi özel-gizli kasalarda saklanmaktaydı? Yani derin Amerika hem kaçak ve karşılıksız milyarlarını aklamıştı hem de bu kirli işe bulaştırdığı yetkili insanların ve araçların haksızlık ve yanlışlıklarını belgeleyip, şimdi başka sinsi ve Siyonist amaçlarına razı etmek için bir şantaj unsuru olarak mı kullanmaktaydı?!

“Bunlar meselenin görünen yüzü! Bir de arka plandaki asıl gerçekler var! Oysa 15 yıllık AKP iktidarında 800 milyar dolarlık toplam ihale bedelinden havuza aktarılan ve Katar, Singapur ve Malezya bankalarına yatırıldığı ortaya çıkan, 200 milyar dolara yakın rüşvetin resmi belgeleri de ABD’nin elindedir artık! Şantaj amacıyla, yarı resmi olarak açıkladılar! Şimdi asıl mesele, o paraların Türkiye’ye “devlet baskısıyla” fakat “yabancı sermaye gibi” sokulmakta olması ve milletin tapularının, rüşvetten sağlanmış servetle bir-iki ailenin eline geçmesidir! Bu düzen, bugüne kadar fazla oy pusulası ve zarf basılarak sürdürüldü ama artık ayyuka çıktı, ABD’nin elinde Türkiye’ye karşı şantaj vasıtası oldu! Referandum hilesi, bu pisliği de yıkayabilir miydi, bu pisliğe de meşruiyet kazandırabilir miydi?”[1]

Acaba bu doğrultuda birilerine şu dayatmalar yapılmış mıydı?

1- Göstermelik, temelsiz ve projesiz bir ittifak kurduğunuz İran’ı satacaksınız…

2- Epey zamandır, kınadığınız ve karşı çıktığınız Suudi Arabistan’a yaklaşacaksınız…

3- ABD, İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’ın gizlice anlaştıkları ve hazırlıklara başladıkları “Bütün Filistinlilerin Sina Çölü’ne taşınması” planına dolaylı destek sağlayacaksınız…

4- ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan PYD bölgesinin özerkliğini resmen tanıma girişimine, lâfzen atıp tutsanız da, fiilen razı olacaksınız…

Ve zaten terör örgütü YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutan yardımcısı, “Suriye’de elde ettikleri toprakları sonuna kadar savunacaklarını ve bu maksatla 50 bin kişilik bir ordu hazırlayıp donattıklarını” açıklamıştı.

İngiliz Times gazetesi, Suriyeli Kürtlerin bölgedeki politik ve askeri anlamda son pozisyonuna ilişkin derleme bir haber yayımlamıştı. Haberin, bölgedeki Kürt hareketi içinde etkili olan bir dizi isimle konuşarak hazırlandığı vurgulanmıştı. Haberde, SDG güçlerinin ülkenin yüzde 25’lik bir bölümünü elinde tuttuğu ve 50 bin civarında askeri bulunduğu yer almıştı. Gazeteye konuşan Suriye Demokratik Güçleri komutan yardımcısı Abdül Kadir Effedili, Türkiye’yi kastederek “Koalisyonla yan yana savaşarak özgürleştirdiğimiz şehirlerimizi tehdit edebilecek tüm güçlere karşı ordumuzu yeniden kuruyoruz” diye küstahlaşmıştı.

Bunların karşılığında ise:

a) Sizler makamlarınızı koruyacaksınız.

b) Kayıp milyar dolarların deşifre edilme riskinden kurtulacaksınız.

c) Halkbank Genel Müdür Yardımcısını kurban sunup harcayarak kendilerinizi aklayacaksınız.

d) Türk bankalarına yönelik 40-50 milyar dolarlık para cezalarıyla bu badireyi atlatmış olacaksınız…

e) Ancak iç siyaset malzemesi olarak, ABD ve İsrail aleyhine kurusıkı konuşmakta serbest bırakılacaksınız…

Herhalde, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının, İdlip’deki gelişmelerden duyulan rahatsızlığın Rus ve İranlı muhataplara bildirildiğini açıklaması; ardından Rusya ve İran Büyükelçileri de bu bağlamda Dışişleri’ne çağrılması da bunların bir devamıydı. Yani Rusya ve İran’la aramıza mesafe konulmaktaydı. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Suriye Rejim birliklerinin İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin (GAB) güneydoğusunda bir süredir yürüttüğü kara harekâtı çerçevesinde son günlerde İdlip GAB sınırlarını ihlal ederek, bölge içinde kalan bazı yerleşim birimlerinin kontrolünü ele geçirdiği konusunda uyarmıştı. Türkiye; Rejim birliklerinin bu şekilde ilerlemesi basit bir ateşkes ihlali olmayıp, Astana’da üç garantörün varmış olduğu mutabakatın hilafına İdlip GAB sınırlarının ihlali olduğu vurgulanarak: “Bu çerçevede, rejimin İdlip GAB sınırlarını ihlalinden duyduğumuz rahatsızlık geçtiğimiz günlerde askeri ve diplomatik kanallardan Astana’da rejimin garantörlüğünü üstlenen Rus ve İranlı muhataplarımıza bildirilmiştir.” açıklamasını yapmıştı.

Tam da böyle bir süreçte NATO Türkiye’nin değil, Rusya’nın ve İran’ın yanında yer almıştı. NATO eski Genel Sekreteri De Hoop Scheffer, Hollanda televizyonuna yaptığı açıklamada “NATO’nun, Rusya’nın ‘kırmızı çizgilerine’ saygı göstermesi gerektiğini” hatırlatmıştı. İttifakın, Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik sözü vermesinin Putin’in radikalleşmesine neden olduğunu söyleyen Scheffer, Rusya liderinin eski Sovyetler Birliği dönemindeki agresif tutumuna geri dönmesine katkıda bulunduğunu dile getirmesi önemli bir mesajdı!?

Şimdi soruyoruz, iz’an ve vicdan ehline hatırlatıyoruz:

Başkanları, başbakanları, bakanları, bürokratları ve yandaş yazar ve yorumcuları, aylardır ve çok ağır ithamlarla yeni Suud yönetimini kınadıkları ve çok kızdıracak tavırlar takındıkları halde, ne olmuştu da, ABD’deki Reza Zarrab davasının karar öncesinde, Sn. Binali Yıldırım’ı apar topar Riyad’a yollamışlardı? Bu sürpriz buluşmada neleri konuşmuşlar ve hangi konularda anlaşmışlardı? Anlaşmaya varılan hususlar arasında, Filistinli mazlum Müslümanların Sina Yarımadası’na taşınması konusu da var mıydı?

“Hadi canım sende, bunlar hiç, böyle bir zulme ve ihanete razı olurlar mıydı?” diyenlere, ABD ve AB öyle istediği için, NATO’nun ve Haçlı ordularının tamamen haksız ve dayanaksız gerekçelerle kardeş ve Müslüman Libya’ya hem de Filistinlilerin en büyük hamisi olan Kaddafi Libyasına saldırılarına destek çıkanların, on binlerce insanın suçsuz yere katledilmesine, bütün Libya’nın tahrip ve talan edilmesine suç ortaklığı yapanların kimler olduğunu hatırlatmamız lazımdı ve yeterli sayılırdı!

Küçük Netanyahu babasının foyasını ortaya çıkarmıştı

İsrail çetebaşı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu, milyarder iş adamının oğluyla striptiz kulübünün çıkışında yaptığı konuşmanın ses kayıtları medyada yer almıştı. Küçük Netanyahu’nun ses kayıtları, arkadaşının babasıyla yapılan 20 milyar dolarlık doğalgaz anlaşmasını ortaya çıkarmıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu ve İsrailli doğalgaz milyarderinin oğlu Nir Maimon’la aralarında geçen ses kayıtları doğal gaz anlaşmasını ortaya çıkarmıştı. Yair Netanyahu’nun ses kaydının Tel Aviv’de bir striptiz kulübünde kayda alındığı anlaşılmıştı. Yair ile Nir’in İbranice olan ses kayıtlarında striptizciler için ödemiş oldukları para hakkında tartıştıkları ifade edilirken, muhtemelen sarhoş oldukları vurgulanmıştı. Ayrıca striptiz kulübünün çıkışında geçen konuşmalarda Yair Netanyahu’nun milyarder iş adamı Koby Maimon’un oğlu Nir Maimon’a, “Babam 20 milyar dolarlık gaz anlaşması imzaladı ve sen benden 400 Şekel’i mi esirgiyorsun” dediği ortaya çıkmıştı. Öte yandan Binyamin Netanyahu’nun avukatının ses kaydının yayınlanmasını engellemeye çalıştığı aktarılmıştı. İşte bu 20 milyarlık doğalgaz anlaşması, Gazze bölgesinde bulunmaktaydı ve İsrail bu bölgenin tamamına ve tek başına sahip olmak için Filistinlilerce boşaltılmasını planlamaktaydı.

Sadece bunlar değil; şahsi ikbal ve siyasi iktidar uğruna, halkımız şuursuzca ve sorumsuzca kamplaştırılıp kutuplaştırılmakta, “Sivil ve silahlı milis güçleri mi oluşturuluyor?” kaygılarını haklı çıkaracak gelişmeler yaşanmakta ve maalesef “Ben kazanamayacaksam, herkes kaybetsin…” yaklaşımı gelecek umutlarımızı karartmaktaydı. Elbette ve kesinlikle, Sn. Erdoğan’ın vartaları ve hataları bahanesiyle, dış güçlerin ülkemizi parçalama ve devletimizi zayıflatma hesaplarına karşı çıkılmalıdır; ama şahısların nefsi ihtirasları uğruna milletimizin bu sıkıntı ve sarsıntıları yaşama mecburiyeti olmadığı da unutulmamalıydı.

Bütün bunlardan ve farkında olmadığımız daha başka durumlardan dolayı, tabiatta ve tarih boyunca sosyal olaylarda geçerli olan Sünnetullah’a (Allah’ın adetlerine ve adalet prensiplerine) bakarak, Bizde oluşan kanaate göre -haydi ortadan konuşalım- belki de, Sn. Erdoğan bu sefer Cumhurbaşkanı olamayacak ve seçimi kazanamayacaktı. Ve bu durum hem kendisi ve ailesi, hem de ülkemiz için inşaallah hayırlı olacaktı. Yani, velevki zahiren kazansa bile gerçekte kaybetmiş olacaktı. Velhasıl, seçimi kazansa da nefsi ve dünyevi heveslerine ulaşamamasının, hatta farkında olmadan Hak davanın sadıklarına imkân ve fırsat sağlamasının da, Allah’ın bir tuzağı olacağı unutulmamalıydı.

Bu hususta:

“Ahmak odur, kadere güvenmeye

Allah bilir, kim kazana kim yiye…” özdeyişi oldukça anlamlıydı.

İlahi takdire inanan ve Kur’an’ın vaadini ciddiye alanlar için şu ayeti kerimeler ufuk açıcı olacaktır:

“Artık bu (Hakk) sözü (ve Kur’an’ın hükmünü) yalan sayanı (ve kendi heva ve kuruntularına uyanı) Sen Bana bırak! Ki, Biz onları hiç bilmeyecekleri bir yönden (ve fark etmeyecekleri yöntemlerle) derece derece (adım adım helake ve dalalete) yaklaştıracağız. (Yani, açık din düşmanlarına ve Müslüman dava adamı görüntülü münafıklara kulak asmayın, onların işi bize kalmıştır. Bilmeden bir kimseyi helake sürüklemenin bir şekli de şudur: Zalim ve doğruluk düşmanı birine bu dünyada sıhhat, mal, evlat, başarı gibi bazı nimetler verilir. Böylece kendisinde hiçbir günah ve yanılgı olmadığını zannederek Hakka karşı gizli düşmanlığa, zulüm ve isyana battıkça batıp tükenmektedir. Bu nimetlerin kendisi için bir bağış değil, bilakis felaketine vesile olduğunu fark etmemektedir.)”

“Ben onlara şimdilik mühlet verip süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır. (Ayette “Keyd” kelimesi geçmektedir. Bunun anlamı gizli plan yapmak demektir. Mekr: Arapça bir kelime olarak “ansızın uygulamaya konuluncaya kadar hain ve zalim rakiplerin; her şeyin kendi arzuları ve planları doğrultusunda ve yolunda gittiği şeklinde aldatılıp duran bir kimse aleyhinde hazırlanmış gizli bir plânı” ifade etmektedir. Mekr: Sinsi ve gizli projelerle, hissedilmeyecek hile ve düzenlerle; düşmanlarına ve dost görünümlü münafık istismarcılarına zarar vermeye yönelmektir).” (Kalem: 44-45)

“Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine (zillet ve rezalet) damgası vurup bu (kötü gidişatı değiştireceğiz, bunların kinlerini ve kirli yönlerini herkese göstereceğiz).”

“Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik (vereceğiz). Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi. (“Sarm”: Bağ kesmek, üzüm ve meyve devşirmek anlamına geldiği gibi, bir şeyi kökünden kesip koparmak ve tamamen ayırmak anlamına da gelir. Bunlar gönüllerince bağın kendisini değil, meyvesini devşirmeyi kastetmiş olsalar da yeminlerinde şöyle demişlerdir: “Vallahi o bağı sabahleyin mutlaka ve kesinlikle keseceğiz”. Oysa bu tamamen kendi ellerinde değildi. Gerek o bağın, gerek kendilerinin sabaha çıkıp çıkmayacaklarını dahi bilemezlerdi. Ama dünyaya düşkünlükleri, davalarını ve kutsallarını istismar etmeleri, kötü niyet ve tıynetleri onları böyle bir gaflet ve hıyanete sürüklemişti).”

“(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmaya (ve temkinli davranmaya gerek görmemişlerdi. Yani, kendi kudret ve güçlerine o kadar güveniyorlardı ki, “Allah’ın izniyle” demeden, “kendi bağlarımızın meyvelerini toplayacağız” diye kesinlikle yemin etme gafletine düşmüşlerdi).”

“Fakat onlar uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela-afet onun (bahçesinin, çiftliğinin, atölyesinin, ticarethanesinin ve partisinin-hükümetinin) üstünü sarıp-kuşatıvermişti. (Evet, onlar bu gaflet ve hıyanet içinde iken Rabbin tarafından oluşan ve zalimlerin peşinde dolaşan ilâhî bir emir, bir afet o bağın altını üstüne çevirmişti. Bir rivayete göre bağın bulunduğu vadiden bir ateş çıkıp o bağı kökünden yakarak kavurup bitirivermişti).”

“Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesilmişti. (Böbürlenip hıyanete yöneldikleri tüm imkânları ve istismar teşkilatları ellerinden gitmişti).” (Kalem: 16-20)

                         Şiir

“Bu âlemde her şey, bana fedadır

Ben sultanım, gayrı; herkes gedadır”1

Diyen o gafile, hatırlatılır

Maksut sen değilsin, Cenab Hüdâ’dır2

 

Bana kızarak diyor ki:

“Deşifre edersin, kara kutumu

Kınarsın nefsimi, kutsal putumu…”

Bil, Sünnetullah’tır; azan kişinin

Yere sürtülecek, gurur hortumu”3

 

 1- Geda: Yoksul, köle.

2- Hüda: Hidayet edici Allah.

3- Bak: Kalem Suresi: 16. ayet.

 

 “Ben kutsalım, rakiplerim Şeytan…” mantığı!

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında milletvekillerine konuşmasında isim vermeden Abdullah Gül için: “Artık bu kervanda değil” diyerek suçlamış ve dışlamıştı. AKP’nin büyük kongresinin Eylül ayında yapılacağını açıklayan Erdoğan, KHK eleştirisinde bulunan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için şu tespitleri yapmıştı:

”Geçmişte partimiz çatısı altında olup da bugün dışarıda başka havalarda gezen hiç kimsenin partimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur. Bu beraberliği, bu dayanışmayı zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değildir…. Biz bu yola çıkarken ahdederek çıktık. Bu ahitle çıkarken de sadakatin aslolan bir kavram olduğunu bilerek çıktık. Bu trenden düşenler, düştükleri yerde kalırlar.”

Evet, niyeti ve tıyneti bizce de malum olan Abdullah Gül ile Sn. Erdoğan, bütün dış güçlerin ve içerideki tetikçilerinin “çok tehlikeli” saydıkları Milli Görüş ve Erbakan çizgisine birlikte hıyanet edip, “Nuh’un Gemisi”nden inmişlerdi. AB takipçisi, İsrail’le normalleşici, batılla ve Batıyla işbirlikçi, faizci ve rantiyeci AKP “Hakikat Kervanı” değil ki, bundan inenler hain ve dönek ilan edilsindi. Öyle ise şimdi “Bizden ayrılanı veya karşı çıkanı barındırmayız!” tehditleri şebeke şeflerinin söylemiydi. Oysa Gül, hayır cephesinin ortak adayı ve umut ışığı falan değildi. Abdullah Gül, daha çok, bugün AKP içinde muhaliflerin geldikleri nokta olan sözde “İslami muhafazakâr demokrat” eğilimlerin ve siyasi yönelimlerin bir hevesiydi. Yani Gül, esas AKP’yi Milli Görüş’e hıyanet ettikleri çizgiyi istemekteydi.

“Bu açıdan bakıldığında, AKP içinde liderin ve kurduğu yapının ilk ciddi tökezlemesiyle, bu muhalif kesim en ciddi seçenek olarak gündeme gelecektir. Dahası, tökezlemenin ağırlığı ve ciddiliği doğrultusunda, parti yönetimini de devralabilirler. Bunun için Türkiye tarihinin en kritik seçimi sürecindeyiz (Tabii bu sürecin normal ve yasalara uygun geçeceğini söyleyemeyiz). Bu kritik süreç, hem Türkiye tarihi için, hem muhalefet ve geleceği için hem de Gül ve arkadaşları için hayati önemdedir. Hatta bu önem, belki de hepsinden fazla RTE için geçerlidir. Çünkü kaybetti mi, “Yerli ve Milli” uydurma politikasıyla Türkiye’yi yeniden ikiye bölen ittifak çökecek, büyük bir tökezleme yaşanacak ve RTE’nin liderliğinin sona ereceği bir sürece girilecektir.”[2] kuşkularını pompalayanlar aslında Sn. Erdoğan’a dolaylı destek vermekteydi ve bu badireden çıkış yollarını göstermekteydi.

Tayyip Bey’in, siyasi ihtiraslarını ve şahsi hatalarını, Türkiye’nin aleyhine kullanmak isteyen dış güçlere ve işbirlikçilerine karşı, “Devletin” ciddi tedbirlerle Milli hedefleri gözetmesini ve önemli dış ve iç kararları müdahale kontrolüyle şekillendirmesini, Sn. Cumhurbaşkanı’nın ve yandaşlarının “kendi kerametleri” zannetmeleri de büyük bir yanılgı eseriydi.

Bu arada; Devlet Bahçeli…Devamını okumak için tıklayınız.

 


[1] Bak: “Asıl mesele, toplam 200 milyar dolarlık rüşvetin meşruiyeti!” Arslan Bulut, Yeniçağ, 19 Nisan 2017

[2] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/900636/Gul__RTE_nin_yerine_mi_oynuyor?

[3] https://www.sabah.com.tr/yazarlar/duran/2018/01/09/2019-hesaplarina-bahceli-mudahalesi

[4] Zeki Ceyhan / Millli Gazete

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.