ALLAH (CC), HAKSIZ VE HAYIRSIZ AMPUL BALONLARI ŞİŞİRİP PARLATIR, AMA; EN ŞA’ŞAALI[1] DURUMDA PATLATIRDI!

131
Paylaş:

25 Ağustos 2018

Allah (cc), Haksız ve Hayırsız Ampul Balonları Şişirip Parlatır,

Ama;

EN ŞA’ŞAALI[1] DURUMDA PATLATIRDI!

    

KALEM SURESİ:

44- Artık bu (Hakk) sözü (ve Kur’an’ın hükmünü) yalan sayanı (ve kendi heva ve kuruntularına uyanı) Sen Bana bırak! Ki, Biz onları hiç bilmeyecekleri bir yönden (ve fark etmeyecekleri yöntemlerle) derece derece (adım adım helake ve dalalete) yaklaştıracağız. [Not: Yani, açık din düşmanlarına ve Müslüman dava adamı görüntülü münafıklara kulak asmayın, onların işi Bize kalmıştır. Bilmeden bir kimseyi helake sürüklemenin bir şekli de şudur: Zalim ve doğruluk düşmanı birine bu dünyada sıhhat, mal, evlat, başarı gibi bazı nimetler verilir. Böylece kendisinde hiçbir günah ve yanılgı olmadığını zannederek Hak’ka karşı gizli düşmanlığa, zulüm ve isyana battıkça batıp tükenmektedir. Bu nimetlerin kendisi için bir bağış değil, bilakis felaketine vesile olduğunu fark etmemektedir.]

45- Ben onlara şimdilik mühlet verip süre tanıyorum. Ama elbette Benim Düzenim (Mekrim, tedbirim ve cezalandırmam) sapasağlamdır. [Not: Ayette; “Keyd” kelimesi geçmektedir. Bunun anlamı gizli plan yapmak demektir. Keyd ve Mekr: Arapça bir kelime olarak “ansızın uygulamaya konuluncaya kadar hain ve zalim rakiplerin; her şeyin kendi arzuları ve planları doğrultusunda ve yolunda gittiği şeklinde aldatılıp duran bir kimse aleyhinde hazırlanmış gizli bir planı” ifade etmektedir. Keyd ve Mekr: Sinsi ve gizli projelerle, hissedilmeyecek hile ve düzenlerle; düşmanlarına ve dost görünümlü münafık istismarcılarına zarar vermeye yönelmektir.]

A’RAF SURESİ:

182- (Ancak her türlü imkân ve iktidara kavuşturulduğu halde) Ayetlerimizi yalanlayanları (Kur’ani hükümleri gereksiz ve geçersiz sayanları, imkân ve fırsatı olduğu halde dini emirleri uygulamaya çalışmayanları) ise, onları bilmeyecekleri bir yönden derece derece (yükseltip, riyakârlık ve istismarcılıkla yüreklendirip, sonunda çok acı ve alçaltıcı akıbetlerine) yaklaştıracağız.

Her iki ayeti kerimede de geçen “istidrac” kelimesi; kötü niyetli ve hıyanet ehli kişilerin ve ekiplerin; sonunda aleyhlerine olacak şekilde, bir mekr-i İlahi olarak derece derece yükseltilip yetkin ve etkin konuma getirilmelerini, ama kendilerini zirvede gördükleri ve garantide zannettikleri bir süreçte, aniden tepe taklak edilip felakete ve rezil akıbete sürüklenmelerini anlatmak içindir. Bu geçici ve helake sürükleyici başarıları, yani istidraçları ise, gafil ve safdil takipçileri birer büyük marifet ve keramet zannetmektedir.

İşte FETÖ’cü fesat takımının, Adnan Oktar şarlatanının ve en son hakkında, “şantaj, gasb, tecavüz ve tehdit” suçlamalarıyla dava açılan, mahkemece mal varlıklarına tedbir konulan ve yurt dışına çıkma yasağı alınan Haydar Baş münafığının tedrici yükselişleri ve ani çöküşleri bu ayetlerin bir tecellisi ve mucizesidir. Ülkemize ve milli diriliş hamlemize hıyanet karşılığı, dış güçlerle işbirliğine yanaşan, şahsi ikbal ve siyasi iktidar sahiplerinin bu yükseliş serüvenleri de, haksızlık ve yanlışlıklarına devam etmeleri halinde asla bilemeyecekleri ve hiçbir tedbir geliştiremeyecekleri vesile ve yöntemlerle sona erecektir.

Bakınız; temelsiz ve üretimsiz ekonomi SOS vermeye başlamıştı!

Casus Rahip Brunson’un serbest bırakılmaması üzerine, ABD’nin iki bakanımızla ilgili yaptırım kararı nedeniyle, dolar bir anda 6,5 TL’yi aşmıştı. Bazıları iktidara olan hıncını, ülke çıkarlarının önüne alarak; sıkı kontrol müdahaleleri gevşetildiği an, doların 7 liraya ve birkaç ay sonra 10 liraya fırlayacağı uyarısında bulunmaktaydı ve maalesef aynı gemide yol aldığımız unutulmaktaydı.

Bu arada eski Milli Gazete yazarı, yeni Tayyip hayranı İlahiyatçı Ebubekir Sifil, kendi twitter hesabından: “Yaşadığımız, adı konulmamış bir istiklal savaşıdır. Bu savaşta tarafsız kalmak, sessiz kalmak düşmanla işbirliği anlamı taşır. Elinde dövizi, altını olanların bozdurup TL’ye çevirmesi farz-ı ayn’dır!” fetvasını yayınlamıştı. Evet, ülkemizin dışarıdan uğradığı ekonomik bir saldırıya karşı halkımızın bilinçli ve özverili bir dirençle tedbirli davranmasını istemek doğaldı. Ancak, 16 yıldır, Allah’ın kesinlikle haram kıldığı, Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın ve İslam Uleması’nın onlarca ekonomik, ahlaki ve siyasi maraz ve tahribatın temel sebebi saydığı FAİZ sistemini kaldırmak ve faizsiz üretime dayalı Adil bir Düzen kurmak için ciddi, gerçekçi ve cesaretli hiçbir adım atmayan bu iktidarın, Bakara Suresi 275 ve 279. ayetlerinin kesin ve keskin hükümlerine göre “Allah ve Rasulüne karşı savaş açıp açmadıkları, kumarın ve fuhşun her çeşidini yaygınlaştırmanın dinen insanı hangi konuma sokacağı?” sorularının fetvalarını niye yazmazlardı?

ABD’ye yollanan heyet de bir işe yaramamıştı!

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan yaptırım kararı sonrası iki ülke arasındaki diplomatik görüşmeler devam ederken önemli bir gelişme yaşanmıştı. Türkiye’nin iyi niyetli girişimleriyle belli konularda ön mutabakat sağlanmıştı. Diplomatik diyalog ve yapıcı tutumun devam ettirilmesi hususunda karşılıklı görüşmelerin yüz yüze devam ettirilmesi kararı alınmıştı. Bu çerçevede ön mutabakata varılan belli konularla ilgili detaylı görüşmelerde bulunmak, sorunu ve süreci daha ileri tarihlere taşımak için Ankara’dan bir heyet Washington DC’ye yollanmıştı.

Wall Street Journal’den şok iddia! Mutabakata varılamamıştır, yeni yaptırımlar yoldadır! (09.08.2018)

Türkiye’yle ABD’nin arasında Papaz Andrew Brunson ve yaptırım krizine ilişkin görüşme trafiği sürerken ABD’li gazete Wall Street Journal, yapılan temaslardan sonuç alınamadığını ve yeni yaptırımların çıkacağını yazmıştı. Gazeteye konuşan Amerikalı yetkililer, ABD’nin Türkiye’den garanti alamadığını ve bu nedenle yeni yaptırımların uygulanacağını hatırlatmışlardı. ABD’li yetkililere dayandırılarak, “Washington’daki üst düzey görüşmelerde ABD’li ve Türk yetkililer, Türkiye’nin ekonomisini karmaşaya sürükleyen çıkmazdan dönüm noktası olabilecek bir çözüme varamadı” ifadesi kullanılmıştı.

Artık; “Dönülmez akşamın ufkunda mıyız?” soruları sorulmaya başlanmıştı![2]

“Artık ne ‘orta vade’ ne ‘uzun vade’ konuşabiliyoruz. Günlük, hatta ‘an’lık krizlerle boğuşuyoruz. Bırakın pozisyon almayı, çoğu kez ne, neden, nasıl oldu sorusunu dahi sormaya vakit bulamıyoruz. Doları da, enflasyonu da dizginleyemiyoruz. Kredi riskimizin önemli göstergesi olan CDS oranı da 345 puana yükselmiş, çaresiz izliyoruz. Şirketler son 6 ayda 300 milyar TL kur zararı yazmış, bunalıyoruz.

Magnitsky Yasası’na bağlı yaptırımların Türkiye’ye uygulanmaya başlanmasıyla, Dolar kuru 6 TL’yi aşmış, (bir ara 7 TL’ye yaklaşmış) daha da aşağı gelmem inadıyla tırmanışını sürdürüyordu. Enflasyon da, Temmuz ayı itibariyle 12 aylık ÜFE %25, TÜFE %15,85 olmuş. Arada 10 puanlık farkı en son ne zaman görmüştük? Hatırlamıyorum. Üstelik bu ayın enflasyonunda elektrik ve doğalgaza gelen zamlar da yok, son kur artışları da… Ehh, üretici bu maliyeti üzerinde taşımayacağına göre gelecek ay, canımız biraz daha acıyacağa benziyordu. Oysa Merkez Bankası hedefini daha yeni revize etmişti. Bir ay önce yüzde 8.4 olabilir diye tahminde bulunduğu enflasyonu 5 puan artırmak zorunda kalıyordu. Görünen o ki, yeni revizyonlar yolda, geliyordu. Üretimde de, ihracatta da daralma sürüyordu. Ekonominin seyrini hepimizden iyi okumasını beklediğimiz Merkez Bankası, bir ay önce makine-teçhizat yatırımında artış öngörürken, sadece bir ay sonra makine-teçhizat yatırımındaki gerileme derinleşti diyordu. Bu koşullarda Merkez Bankası’nın raporunu okumanın da, Merkez’den bir şey beklemenin de pek bir anlamı kalmıyordu. Bir ay sonrasını öngöremeyen, öngörse de seçim nedeniyle gerçek rakamları açıklama cesareti gösteremeyen bir Merkez’in, politika araçlarını kullanım bağımsızlığına sahip olacağı beklenmiyordu.

Bütçe deseniz delik deşik olmuş. Yıllık maaş giderleri 200 milyar lirayı bulmuş. Sosyal Güvenlik Kurumu açıkları devasa boyutlara dayanmış. SGK’nın aylık harcaması 30 milyarı aşmış. Bu durumda en azından tasarrufa gitmeniz gerekirken, ne itibar harcamalarında tasarruf var, ne de diğer harcamalarda… Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı 100 günlük eylem planında Kanal İstanbul başta olmak üzere, çoğu inşaata ayrılan yaklaşık 46 milyar liralık bütçeyle hayata geçirilecek 400 proje vardı. Oysa krizden çıkış için gözler Cumhurbaşkanı’nın açıklayacağı 100 günlük eylem planındaydı. Ancak Cumhurbaşkanı “Milletime sesleniyorum yastık altından dövizlerinizi çıkartın, altınlarınızı çıkartın. Gelin bunları TL’ye çevirin. Milli direnişinizi ortaya koyun” diyerek bu mücadeleyi vatandaştan beklediğini belirtince, krize karşı hiçbir korunağımız kalmamıştı.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı genelgeleri de hız kesmeden birbiri ardına yayınlanıyor. En son Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Yüksek Planlama Kurulu’na verilen yetkilerin hepsi, artık Cumhurbaşkanı Erdoğan’da toplanmıştı. Kamu kuruluşlarının özelleştirme programına alınması, satılması; ülkenin yurtiçi ve yurtdışı ekonomik hayatıyla ilgili konularda yüksek düzeyde kararlar alınması; yatırım ve ihracatın teşvikine ilişkin esasların tespit edilmesi ve toplu konut idaresi bütçesini onaylama görevleri artık Cumhurbaşkanı’na aktarılmıştı. Yap-işlet-devret ve sağlıkta kamu-özel ortaklığı mevzuatı kapsamında Yüksek Planlama Kurulu’nun yetkileri de bundan sonra Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktı. Zaten Sn. Cumhurbaşkanı, katıldığı bir canlı yayında Türkiye’nin bir anonim şirket gibi yönetilmesi gerektiğini ve kendisinin de bu şirketin CEO’su olarak çok daha verimli çalışacağını açıklamıştı. Şimdi bu genelgeyle bir anonim şirketin CEO’sunun, tabii patron CEO değilse, yetkilerini de aşan, üstüne üstlük hiçbir denetime tabi olmayan ve hesap verme zorunluluğu bulunmayan yetkilerle donatılmış durumdaydı.

Tüm kurumsal yapıyı hallaç pamuğu gibi dağıtıp, bütün yetkileri tek elde toplayarak devleti patron CEO gibi yönetmeye başladığınızda, dışarıdan bakanlar, karşılarında artık tüm kurumlarıyla bir devlet değil bir kişi görürler ve sadece o kişiyi muhatap alırlar. Bu nedenle her sözünüz ve eyleminizin kriz ve karmaşa yaratma potansiyeli büyür. Üstelik tam bu sırada; 20 trilyon doları aşan ekonomisiyle ve dünyaya yön veren askeri ve teknolojik gücüyle bilinen ABD ile ciddi sorunlarımız vardı. Ama unutmayalım o devin başındaki Trump’ın bile yetkileri sınırlı ve o hala Kongre’ye ve yargıya hesap vermek zorundaydı.

Bu kez elimizde Avrupa’ya karşı hep işe yaramış olan “mülteci kartı” da yok. Elimizde yalnızca NATO ortaklığı kartı vardı, ama onda da limitleri çoktan doldurduk ve limit aşımına göz yumacak tek ülke de, kavga ettiğimiz ABD olmaktaydı. Bu kriz daha da derinleşmeden aşılır mı, yoksa mevcut yaptırımlara yeni yaptırımlar katılır mı? sorularının yanıtı hala netlik kazanmamıştı. Nitekim Erdoğan, “Bir ekonomik savaşla karşı karşıyayız. Hiç endişe etmeyin, biz bu savaştan da galip çıkacağız” diyerek, ekonomideki kötü gidişin faturasını dış güçlere kesip halkı avutma telaşındaydı.”[3]

Enflasyon son 14 yılın zirvesine ulaşmıştı

Enflasyon Temmuz ayında tüketici fiyatlarında yüzde 0,55, üretici fiyatlarında ise yüzde 1,77 artmıştı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 15,85, yurt içi fiyatlarında da yüzde 25’e çıkmıştı. Enflasyon, böylelikle Ocak 2004’ten bu yana en yüksek seviyesine çıkmıştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz ayı verilerini açıklamıştı. Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Temmuz ayında yüzde 0,55, Üretici Fiyat Endeksi ise (Yİ-ÜFE) yüzde 1,77 artmıştı. Yıllık enflasyon TÜFE’de yüzde 15,85’e, Yİ-ÜFE’de de yüzde 25’eçıkmıştı. 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 12, yurt içi üretici fiyatları yüzde 17,41 artmış durumdaydı. Yukarı yönlü trendini sürdüren enflasyon, Ocak 2004’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştı.

Daha önce uyarmıştık; Varlık Fonu da fos çıkmıştı!  

2016’da büyük imtiyazlarla ve imkânlarla kurmuşlardı. Ziraat Bankası, Botaş, Borsa İstanbul, THY, Halkbank’ın da aralarında bulunduğu dev kamu kuruluşları bu fona aktarılmıştı. “Denetimsiz ikinci hazine” olarak hafızalara kazınan Varlık Fonu’nun artık adı bile anılmamaktaydı. İktidarın “Ekonomiyi güçlü kılmak ve Türkiye’yi kalkındırmak için kuruldu” dediği Varlık Fonu, iki yıldır hiçbir varlık gösterememiş durumdaydı. Kurulduğu günlerde kamuoyunda ciddi tepkilere neden olan bu fon, bazı çevrelerce Erbakan Hoca’nın “Havuz Sistemi”ne benzetilmeye çalışılmış, Milli Çözüm bu asılsız iftirayı ve istismarı yazmış, Varlık Fonu’nun, Erbakan Hoca’nın “Havuz Sistemi”yle alâkasının olmadığı da sonunda anlaşılmıştı. 2 yıldır yöneticilerine yüklü miktarda maaş vermekten başka hiçbir işe yaramayan Varlık Fonu’na uzun süredir yönetim kurulu başkanı dahi bulunamamıştı.

Amerika’nın İran yaptırımları bu ülkenin iliğini kurutmayı amaçlamıştı!

ABD tarafından İran’a yönelik yaptırımlar 7 Ağustos 2018’de Türkiye saatiyle 07.00’de ilk etabıyla başlamıştı. Amerika’nın İran’a yönelik yaptırımlar listesinde gıdadan petrole, dolardan el halısına kadar hemen her şey vardı. Bu yaptırım kararıyla; İran hükümetinin, ABD doları satın alması, altın ve değerli madenlerle ticaret yapması yasaklanmıştı. İran’ın çelik, kömür, alüminyum ticareti ile otomotiv sektörüne yaptırım uygulanacaktı. 7 Ağustos 2018 tarihi itibariyle Tahran’a sivil havacılık yaptırımları da başlatılacaktı. Yaptırımlar kapsamında İran’ın yolcu uçakları ve uçak parçası ithalatı yapılmayacaktı. İran’ın para birimi üzerinden ülke dışında gerçekleşecek önemli işlemlere de kısıtlamalar uygulanacak. ABD’ye İran tarafından yapılan el yapımı halı ve gıda ürünlerinin ihracatı yasaklanmıştı. İran’ın dış borcuna bağış yapılması ve satın alınmasına yaptırımlar kapsamında yasak getiriliyor.

İran yaptırımları ikinci etabı: ABD’nin İran’a yönelik ikinci yaptırım paketi 4 Kasım’da 90 günlük sürenin dolmasının ardından 5 Kasım’da devreye sokacaktı. Bu tarihten itibaren İran Ulusal Petrol Şirketi, İran Petrol Ticaret Şirketi ve Ulusal Tanker Şirketi’ne uluslararası kısıtlamalar getirilerek, ekonomisi büyük ölçüde petrole dayalı İran’dan petrol ve ürünlerinin satışına yaptırımlar uygulanacaktı.

Petrol yasağı konulacaktı: İran Ulusal Petrol Şirketi’ne göre, ülkenin yaklaşık 150 milyar varil ham petrol rezervi ve 33,5 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunmaktaydı. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) içinde Venezuela ve Suudi Arabistan’ın ardından en büyük üçüncü petrol rezervine sahip olan İran, dünyada da Kanada’nın ardından en büyük dördüncü petrol rezervine sahip ülke konumundaydı. Haliyle petrol yaptırımı ülkenin iliğini kurutacaktı. Türkiye de ham petrolün yarısını bu ülkeden almaktaydı. Yani İran’a uygulanan ambargo Türkiye’yi de derinden vuracaktı. Kaldı ki, BM kararı olmadan ABD’nin böyle bir yaptırım uygulaması tamamen haksızdı ve dayanaksızdı. Trump’ın tavrı, tam bir vahşi kovboy mantığıydı!..

Amerika’nın İran yaptırımları paniğe yol açmıştı.

İran’a yönelik Amerika’nın yaptırımları ile Tahran’dan kaçış başlamıştı. İlk kaçanlar da petrol şirketleri ile otomobil firmalarıydı. Bunlar arasında bir Rus şirketi de vardı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ardından işaretini verdiği yaptırımların ilk aşaması başlamıştı. Yaptırımlarla birlikte uluslararası dev şirketler İran’dan kaçarken, 1 milyon kişinin işsiz kalacağı konuşulmaktaydı. İran para birimi tümen, dolar karşısında tarihinin en düşük seviyelerine inmiş durumdaydı.

İran’dan kaçan şirketler şunlardı:

Yaptırımlarda ilk etap olan 90 günlük sürenin başlaması ile İran’ı terkeden şirketlerin başında petrol firmaları, otomobil ve uçak şirketleri vardı. ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere firmalarının kaçışı beklendik bir gelişme olarak görülürken, Rus şirketlerinin de furyaya katılması şaşırtıcıydı. Bunlardan en dikkati çekeni ise Rusya’nın demir çelik üreticileri MMK ile Severstal şirketlerinin İran’a çelik ihracatını durduklarını açıklamasıydı. Oysa Rusya ile İran arasında yakın ilişkiler bulunmaktaydı. Süreçte İran’ın nükleer programına Rusya da destek çıkmıştı. Haliyle Rus firmaların batılı ülkelerle birlikte herkesten önce İran’dan kaçması herkesi şaşırtmıştı. İran’da büyük yatırımlar yapan küresel şirketlerin birçoğu ABD’nin yaptırım tehditlerinin ardından birer birer İran’dan çekilmeye başlamıştı. İran’da Güney Pars doğalgaz sahasında İran hükümetiyle 4 milyar 200 milyon avroluk yatırım anlaşmasına imza atan Total, İran’a yönelik yaptırım kararı üzerine hemen ayrılmıştı.

Peugeot, Renault ve Citroen İran’la ticareti durdurmuşlardı!

Yaptırımlar İran’da petrolden sonra gelen ikinci büyük sektör olan otomotiv sektörünü de sarsacaktı. Sektörde çalışanların sayısı 1 milyondan fazlaydı. Buna işaret eden İran Çalışma Bakanı Ali Rebii, “Yaptırımlar nedeniyle yaklaşık 1 milyon kişi işsiz kalabilir ancak bunun olmaması için önlem alacağız.” açıklamasını yapmıştı. İran’la nükleer anlaşmanın ardından gözünü İran pazarına diken Avrupalı otomobil üreticileri Peugeot, Renault ve Citroen gibi şirketler ABD yaptırımları nedeniyle Tahran’la ticareti durdurduklarını açıklamışlardı. Almanya’nın Siemens şirketi de AB’nin nükleer anlaşmayı yürürlükte tutabilmek için Tahran’la sürdürdüğü “olağanüstü” çabalara rağmen İran’la ilişkilerini sonlandıran büyük firmalar arasında yerini almıştı. Dünyanın en büyük üçüncü konteyner işletmecisi CMA CGM şirketi de ABD yaptırımlarından korunmak amacıyla İran piyasasından çekildiğini açıklamıştı. CMA CGM ile İran Denizcilik Kurumu arasında, 2016’da, ortak hatların işletimi, faaliyet alanları değişimi veya kiralanması ile terminallerin kullanımı konularını içeren bir iş birliği anlaşması imzalanmıştı.

Boeing ve Airbus da İran anlaşmalarını askıya almıştı!

Nükleer anlaşmanın ardından Obama yönetimi, İran’a 1979’daki devrimden bu yana uygulanan sivil havacılık ambargosunu kaldırmıştı. İran, ABD’li uçak üreticisi Boeing şirketiyle 2016’da ülkenin ulusal havayolu şirketi İran Air için 80 uçak, 2017’de de Aseman Havayolları için 30 uçak almak için toplamda yaklaşık 20 milyar dolarlık anlaşma imzalamıştı. Tahran yönetimi ayrıca Fransız Airbus ile de 2016’da 100 uçak için 19 milyar dolarlık anlaşma yapmıştı ancak, Trump’ın çekilme açıklamasının ardından ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, Boeing ile Airbus’ın, İranlı şirketlere yolcu uçağı satma lisanslarının iptal edildiğini duyurmuşlardı.

Tek çıkış yolu, ADİL DÜZEN Devamını okumak için tıklayınız.


[1] Şa’şaa: Göz dolduran kof parlaklık

[2] Bak: Nesrin Nas 04.08.2018

[3] https://ahvalnews.com/tr/ekonomi/donulmez-aksamin-ufkunda-miyiz

[4] abdulkadirozkan@milligazete.com.tr

[5] caferkeklikci@milligazete.com.tr

[6] muhammedesiroğ lu@milligazete.com

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.