AKP Genel Başkanının sözleri KOYU BİLGİSİZLİK YANSIMASI MIYDI YOKSA MASONLARA ŞİRİNLİK MESAJI MIYDI?

132
Paylaş:

30 Aralık 2018

AKP Genel Başkanı Sn. Erdoğan; başörtü serbestliği uygulamasının iptalini isteyen CHP’lileri kınarken, Fransa’daki olayları da yorumlamıştı.

“Paris başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinin sokakları karışmış durumda. Bizim polisimizle alay edenler, zulmettiğini söyleyenler, kendi polisleri şimdi neler yapıyor. Bizim polisimiz insaflı. Her türlü düşünce ve talep demokrasi içinde dile getirilebilir. Avrupa sokaklarındaki görüntüleri endişe ile takip ediyoruz. Umarım Paris sokaklarındaki duvarlarda “Zulüm 1789’da başladı” yazılarını da görmeyiz. Avrupa demokrasi dersinden, insan hakları dersinden sınıfta kalmıştır. Üzerine çok titredikleri güvenlik ve refah duvarları bizzat kendi vatandaşlarınca sarsılmaya başlanmıştır.” Gezi provokasyonlarında da “Zulüm 1453’te başladı” sloganları atılmakta ve yazılmaktaydı ifadelerini kullanmışlardı.

Önce Sn. Erdoğan, 1789 Fransız ihtilaliyle, 1453’teki İstanbul’un Fethini aynı değerde ve kategoride görmesi hem büyük bir yanlıştı hem de milletimizi yaralayıcıydı. Çünkü İstanbul’un Fethi, Peygamber Efendimizce müjdelendiği gibi, Hak’kın Batıl’a, Hak’kın Haç’a galebesiydi. Bizzat Konstantin halkına ve çok farklı din mensuplarına da huzur ve hürriyet kazandırmıştı. 1789 Fransız ihtilali ise Siyonist odakların ve masonların, her türlü dini, manevi ve ahlaki değeri yıkma, yasaklama ve demokrasi kılıflı bir küfür despotizmini meşrulaştırma atılımıydı.

Fransız Devrimi’nde masonların oynadığı büyük rolü herkes bilmektedir. Aydınlanma filozoflarının çok büyük bir bölümü, özellikle de din aleyhtarı görüşleri en keskin olanlar, masonlardan meydana gelmiştir. Fransız Devrimi’ni hazırlayan ve ona öncülük eden Jakobenler de yine locaların üyeleridir.

Devrimin içinde masonların oynadığı rol, Comte Cagliostro adlı bir “ajan-provokatör” tarafından henüz o yıllarda itiraf edilmişti. Cagliostro 1789’da Engizisyon tarafından tutuklanmış ve sorgu sırasında önemli itiraflarda bulunmuş birisiydi. Anlattıklarının başında, masonların tüm Avrupa’da zincirleme bir devrim yapma planları gelmekteydi. Masonların asıl amacının ise, Papalığı etkisizleştirmek ya da Papalığı ele geçirmek olduğu belirlenmişti. Cagliostro’nun itirafları arasında, uluslararası Yahudi bankerlerin tüm bu devrimci faaliyetleri finansal yönden desteklediği, Fransız Devrimi’nde de yine Yahudi kaynaklı paraların sarf edildiği bilgileri önemliydi. Nitekim Fransız Devrimi, tam anlamıyla bir “din karşıtı hareket” niteliğindedir. Devrimciler aristokrasinin yanında din adamlarına karşı da büyük bir tasfiyeye girişmiştir. Çok sayıda din adamı öldürülmüş, dini kurumlar ortadan kaldırılmış, ibadethaneler tahrip edilmiştir. Hatta Jakobenler, Hristiyanlığı tamamen ortadan kaldırmak ve yerine “akıl dini” adını verdikleri pagan bir inanç yerleştirmek için yoğun gayret içine girmişlerdir. Ancak bir zaman sonra devrim onların da kontrolünden çıkarak Fransa tam bir kaosa sürüklenmiştir.

Masonluğun bu ülkedeki misyonu devrimle birlikte bitmemiştir. Devrimin ardından doğan karmaşa, sonunda Napolyon’un iktidarı ele geçirmesiyle sakinleşmiştir. Ancak bu dönem de uzun sürmemiş, Napolyon’un tüm Avrupa’ya hükmetme hırsı, iktidarının sonunu getirmiştir. Bundan sonra da Fransa’da istikrar ve monarşi yanlıları ile devrimciler arasındaki çatışma sürüp gitmiştir. 1830’da, 1848’de ve 1871’de üç ayrı devrim daha gerçekleşmiş, 1848’de “İkinci Cumhuriyet”e, 1871’de ise “Üçüncü Cumhuriyet”e geçilmiştir. Bu çalkantılı dönemin içinde masonlar her zaman son derece aktif rol üstlenmiştir. En büyük hedefleri ise kiliseyi ve dini inançları zayıflatıp, dini değer ve kuralların toplum üzerindeki etkisini yok etmek, dini eğitimi ortadan silmektir. Masonluk, “antiklerikelizm” (kilise düşmanlığı) olarak bilinen sosyal ve siyasi hareketin karargâhı gibi hareket etmiştir.

The Catholic Encyclopedia, “Grand Orient” olarak bilinen Fransız masonluğunun bu din karşıtı misyonu hakkında önemli bilgiler vermektedir: Grand Orient‘in resmi bülten ve el kitabında bulunan Fransız masonluğunun resmi dokümanları, Fransız Parlamentosu’nca ele geçirilmiş, Kilise karşıtı tüm kanunların Mason localarınca önceden hazırlandığını ve Grand Orient’in yönetimi altında uygulandığını göstermiştir. Ki burada açıkça ifade edilen amaç, Fransa’daki her şeyi kontrol altına almak ve ülkeyi yönetmektir.

1903 Kongresi’nde resmi konuşmacı olan vekil Massé, 1898 Kongresi’nde şunları anlatıyordu:

”Masonluğun en önemli görevi politik ve laik mücadelelere her gün daha fazla müdahale etmektir… Kilise karşıtı mücadeledeki başarı büyük ölçüde masonluk sayesindedir. Masonluğun ruhu, programları, yöntemleri galip gelmiştir. Eğer (Kilise karşıtı) blok kurulduysa, bu masonluk ve localarda öğretilen disiplinin neticesidir… Eğer işimizi bitirmek istiyorsak, ki henüz bitmemiştir, tetikte olmalıyız ve karşılıklı güvene sahip olmalıyız. Bu iş, yani kiliseye karşı mücadele, biliyorsunuz ki halen sürmektedir. Cumhuriyet, kendisini dini kurumlardan kurtarmalı ve bunun için onları güçlü bir darbeyle süpürmelidir. Yarım yaptırımlar her yerde tehlikelidir, karşımızdakiler tek bir darbeyle ezilmelidir.”

The Catholic Encyclopedia, Fransız masonluğunun dine karşı verdiği savaşı anlatmayı şöyle sürdürmektedir: Gerçekte 1877’den itibaren Fransa’da uygulamaya konan; eğitimin dinden soyutlanması, özel Hristiyan okullarına ve hayır derneklerine karşı yaptırımlar, dini kurumların kapatılması, Kilisenin mallarına el konulması gibi “Din karşıtı” tüm Masonik reformlar, sadece Fransa’da değil, tüm dünyada insan toplumlarının anti- Hristiyan ve din dışı bir şekilde yeniden organize edilmesi hedefine yöneliktir. Dolayısıyla Fransız masonluğu, masonluğun tümünün öncüsü olarak, evrensel bir Masonik Cumhuriyetin kurulacağı bir çağın başlangıcını kutlamak eğilimindedir.

Grand Orient’in Büyük Üstadı Senator Delpech, 20 Eylül 1902’deki konuşmasında şöyle diyordu:

“Celileli’nin zaferi 20 yüzyıl sürdü, ama şimdi ölüm zamanı gelmiştir… Masonik Birliğin kurulduğu günden, Celileli efsanesinin üzerine kurulmuş olan Roma Kilisesi’nin erimesi de zaten başlamış gibidir.” Söz konusu masonun, “Celileli” derken kast ettiği kişi Hz. İsa’dır. Çünkü Hz. İsa, İncil’e göre Filistin’in Celile (Galile) kentinde doğmuştur ve yine İncil’de Hz. İsa’ya “Celileli İsa” diye seslenildiği bildirilir. Dolayısıyla masonların Kilise nefreti, Hz. İsa’ya ve onun şahsında tüm İlahi dinlere duydukları nefretin bir ifadesidir. 19. yüzyılda inşa ettikleri materyalist, Darwinist ve hümanist kültürle, kendilerince, İlahi dinleri öldürdüklerini ve Hristiyanlık öncesinde olduğu gibi Avrupa’yı tekrar pagan yaptıklarını düşünmüşlerdir.

Bu sözlerin söylendiği 1902 yılında, Fransa’da çıkarılan bir seri kanun, din karşıtlığını çok ileri boyutlara taşımıştır. Tam 3000 dini okul kapatılmış, okullarda herhangi bir dini eğitim verilmesi yasaklanmıştır. Pek çok din adamı hapsedilmiş, bazıları ülkeden sürgün edilmiş, dindarlar adeta ikinci sınıf insan uygulaması görmeye başlamıştır. Bu nedenle 1904 yılında Vatikan, Fransa ile olan tüm diplomatik ilişkilerini kesmiş, ama Fransa’nın tavrında bir değişiklik olmamıştır. Fransız Devrimi’nden başlayarak 20. yüzyıla kadar süren din karşıtı savaş, The Catholic Encyclopedia’nın belirttiği gibi, “önceden mason localarında geçmiş olan kanunların meclise onaylatılması” ile yürümüş, yani temelde Fransız masonluğunun (Grand Orient’in) bir operasyonu olarak devam etmiştir.

20. Yüzyıl Masonluğu: Sessiz ve Derinden Devam Ediyordu.

İşte Fransa, Almanya, İtalya, Rusya gibi ülkelerdeki masonik faaliyetler, masonluğun amacının bir “düzen değişikliği” olduğunu açıkça göstermektedir. Masonluk, dini kurumların, dini inançların ortadan kaldırıldığı bir “yeni düzen” kurmayı hedeflemiş, bu amaçla da bu ülkelerdeki milli yönetimleri yıkmaya yönelmiştir. Pek çok Avrupa ülkesinde masonluk, din karşıtlarının buluşma yeri olmuş, bu buluşma yeri çok kez darbe, ayaklanma, suikast gibi kararların alındığı merkezler haline gelmiştir. 1789’daki Büyük Fransız Devrimi’nden 20. yüzyıla kadar uzanan süreç içinde irili ufaklı pek çok devrim, darbe girişimi, ayaklanma, siyasi komplo veya din karşıtı siyasetin ardında masonluğun etkisi görülmektedir.

“Aydınlanma”yı Fransız Devrimi Doğuruyordu.

Mel’un Masonluk Tarikatına ve küresel Siyonizm’in şeytan şeriatına (kapitalist ve komünist nizama) intisap edenler, kendilerini “karanlıklardan kurtulup aydınlığa kavuşmuş” saymaktadır. Yani “AYDINLANMACILIK” Masonluğa intisabın ve İslam düşmanlığının parolasıdır. “Aydınlanma”cılık Yahudi-Siyonist ideolojisinin ve “Deist”liğin, yani “Allah var, ama hiçbir işimize karışmaz ve ahiret yoktur, cennet bu dünya hayatından ibarettir” düşüncesinin yaldızlı kılıfıdır!

Politik, sosyal ve ekonomik yönden, Batı’yı yeniden şekillendirmek isteyen Yahudi ideolojisinin ve Masonik işbirlikçilerinin; kendilerine düşman saydıkları dini otoriteden halkı koparmaları gerekliydi. İşte Sn. Erdoğan’ın saygıyla sahip çıktığı 1789 Fransız Devrimi bu şeytani maksatla tertiplenmişti. İnsanların zihnine dini otoriteyi güçlü kılan düşünceler yerine, kabalacıların ve mason uşaklarının kendi dünya anlayışı yerleştirilmeliydi. Vatikan Papalık Kutsal Kitap Enstitüsü’nde profesör olan Malachi Martin de bu noktaya dikkat çekerek, “Kabalacı hümanistlerin amacı her zaman sosyopolitik değişim olmuştur” demekteydi. “Kabalacı hümanistler”in ve masonların oluşturduğu Şeytani İttifak’ın, önce Protestanlık sonra da Aydınlanma hareketleri ile “Avrupa’nın dinden kopmasının öncülüğünü yaptığını, dini otoriteyi ve monarşileri politik yönden zayıflattığını” tarafsız tarihçiler kabul etmektedir. İşte Fransız devrimi bu şeytani ittifakın eseridir. Ancak bu kanlı devrim yalnızca politik bir değişim yapmakla yetinmemiş, toplumu ve bireyleri de değiştirmiştir. Dini otoriteyi zayıflatırken, insanlara da yeni kimlikler vermeye girişmiştir. Aydınlanma ile birlikte, insanlar bir dini cemaatin mensubu olmaktan çıkıp, birer “masonizmin demokrat kölesi yurttaş” haline getirilmiştir. (“Yurttaş” tanımı, zamanla yeni bir ideolojik düzenlemeyle “yoldaş”a da dönüşecektir.)

Fransız Devrimine masonların katkısını, hatta kışkırtmasını bazı dürüst batılı yazarlar da kabul ediyordu.

Masonluk, farklı meslek grubundan ve farklı din ve düşünce mensuplarından insanları özel metotlarla ve cazip fırsatlarla kendi bünyesinde toplayıp, bir gizlilik perdesinin arkasından da olsa, evrensel amaçlı bir yapı organize etmiş durumdadır. Masonluğun Fransız devrimi üzerinde çok önemli etkisi olduğu açıktır. Bu da Devrim’den önce değil, 1793’te doruğa varan ‘toplumu Hristiyanlıktan ve her türlü ahlaki ve ailevi bağlılıktan temizleme’ akımının yerine konmak için aranan sloganlara gerek duyulunca ortaya çıkmıştır. 1789-1795 arasında bireysel olarak masonlar bizzat rol oynamışlardır.

Oysa Fransa’daki “Sarı Yelekliler”in talepleri gayet insani ve gerekli şeylerdi.

Sarı Yelekliler, 29 Kasım Perşembe günü, aralarından 30 bin kişinin katılımıyla düzenledikleri anketlere dayanarak saptadıkları 42 temel talebi milletvekillerine ve medyaya gönderdi. Fransa ana-akım medyasının görmezden gelmeye gayret ettiği, çeşitli alternatif mecralarda “Sarı Yelekliler’in Siyasal Programı” başlığıyla yer alan 42 talebi, ifade biçimlerine tamamen sadık kalarak naklediyoruz.

1- Sıfır evsiz: (Herkese ev projesi) ACİL.

2- Gelir vergisi daha kademeli olsun.

3- Asgari ücret net 1300 avro olsun. [Halihazırda net asgari ücret yaklaşık 1150 avro.]

4- Köylerde ve şehir merkezlerinde küçük esnaf korunsun. (Şehir merkezlerinin etrafında küçük ölçekli ticareti yok eden dev alışveriş merkezi inşaatlarına son verilsin) + şehir merkezlerinde bedava otoparklar kurulsun.

5- Konutlar için büyük bir ısı yalıtımı projesi (vatandaşa da tasarruf yaptıran bir ekoloji uygulaması).

6- BÜYÜKLER (McDonalds, Google, Amazon, Carrefour) BÜYÜK vergi ödesin, küçükler (zanaatkârlar, küçük ve orta ölçekli işletmeler) düşük vergi ödesin.

7- Herkes için aynı sosyal güvenlik sistemi (zanaatkârlar ve bireysel girişimciler de dahil). Serbest çalışanlar için ayrı sosyal güvenliğe (Bağ-Kur benzeri) son verilsin.

8- Emeklilik sistemi dayanışmacı ve sosyal adalete uygun kalsın. (Puanlı emeklilik hesabına hayır.)

9- Akaryakıt zammına son verilsin.

10- 1200 avronun altında emeklilik maaşı olmasın.

11- Tüm seçilmişlerin maaşı ülkenin ortalama maaşıyla eşit olsun. Seyahat ve ulaşım harcamaları denetlensin, ancak zorunlu olanlar karşılansın. Yemek ve tatil kuponu hakları olsun.

12- Tüm Fransızların maaşları, aynı zamanda emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar enflasyona endekslensin.

13- Fransa’nın milli sanayii muhafaza edilsin; üretimin ülke dışına kaydırılmasına son verilsin. Sanayimizi korumak uzmanlığımızı ve işlerimizi korumak demektir.

14- Ülke dışı çalışanlar sistemine (AB üyesi ülke vatandaşlarının bir başka ülkede çalışmaya gönderilmesi – posted workers) son verilsin. Fransa topraklarında çalışan kimselerin aynı maaş düzenine ve haklara sahip olmaması kabul edilemez. Fransa sınırları içinde çalışma hakkı olan herkes Fransız vatandaşlarıyla eşit olmalı ve o kişinin işvereni Fransız işverenlerle aynı vergileri ödemeli.

15- İş güvenliği hakkında: büyük şirketlerin sözleşmeli işçi çalıştırma hakkı sınırlandırılsın. Kadrolu çalışma hakkı istiyoruz.

16- Rekabet ve İstihdam İçin Vergi Kredisi [CICE – Büyük şirketler için vergi indirimi] kaldırılsın. Buradan elde edilecek kaynak (elektrikle çalışan arabaların aksine gerçekten ekolojik olan) hidrojenle çalışan araba üretimi için Fransa sanayiine aktarılsın.

17- Kemer sıkma politikalarına son verilsin. Hiçbir meşruiyeti olmayan borç faizlerinin ödemesi durdurulsun. Ödenmesi gereken borçlara kaynak olarak en fakir ve az varlıklı kesimin parasını almak yerine, 80 milyarlık vergi kaçakçılığının peşine düşülsün.

18- Zorunlu göç hareketlerinin sebeplerine çözüm üretilsin.

19- Sığınmacılara iyi davranılsın. Onlara barınak, güvenlik, temel gıda ve çocuklarına eğitim sağlamak bizim sorumluluğumuz. Dünyanın birçok ülkesinde, sığınma talebine yanıt bekleyen kişiler için ağırlama kampları kurulması adına Birleşmiş Milletler’le iş birliği halinde çalışılsın.

20- Sığınma talebi reddedilenler ülkelerine gönderilsin.

21- Hakiki bir entegrasyon politikası uygulansın. Fransa’da yaşamak Fransız olmayı gerektirir (tamamlayana sertifika verilmek üzere Fransızca dil, Fransa tarihi ve vatandaşlık bilgisi dersleri verilsin).

22- Azami (en yüksek) ücret ayda 15 000 avro olsun.

23- İşsizler için iş alanları açılsın.

24- Engellilere verilen mali ödeme artırılsın.

25- Kiralara sınırlama getirilsin. Daha çok sayıda makul ücretli kiralık konut yapılsın (özellikle öğrenciler ve güvencesiz koşullarda çalışanlar için).

26- Fransa’ya ait mülklerin (baraj, havalimanı vb.) yabancılara satışa çıkarılması yasaklansın.

27- Yargı, polis, jandarma ve orduya daha kapsamlı imkânlar sunulsun. Güvenlik güçlerine fazla mesai için ödeme yapılsın veya bunun karşılığı tatile çevrilebilsin.

28- Ücretli otoyollardan toplanan paranın tamamı Fransa’da otoyol ve yolların yapımına, bakımına ve güvenliğine yatırılsın.

29- Gaz ve elektrik ücretleri özelleştirmeler sonrasında artış gösterdi. Tekrar kamusallaştırılsın ve fiyatlar aşağı çekilsin.

30- Küçük yerleşimlerdeki demiryolu hatlarının, postane şubelerinin ve ilkokul ve anaokullarının kapatılmasına son verilsin.

31- Yaşlı nüfusun hayat seviyesi yükseltilsin. Yaşlılar üzerinden para kazanılması yasaklansın. Gri altın [yaşlıların biriktirdiği para] devri kapandı. Gri refah çağı başlıyor.

32- Anaokulundan lise sona kadar hiçbir sınıfta öğrenci sayısı 25’i geçmesin.

33- Psikiyatrik desteğin yaygınlaşması için imkânlar sunulsun.

34- Halk oylaması anayasaya girsin. Her bireyin yasa teklifini sunabileceği, bağımsız bir teşkilatın denetiminde kolay anlaşılır ve etkili bir site kurulsun. Eğer söz konusu yasa teklifi 700 binin üzerinde imza toplarsa, Meclis bunu tartışıp, düzeltip, tasarı haline getirerek tüm Fransızların katılacağı bir halk oylamasına sunmakla yükümlü olsun.

35- Cumhurbaşkanlığı görev süresi yeniden 7 yıla çıkarılsın. [Cumhurbaşkanının görev süresi, milletvekili görev süresine tekabül etmesi ve bu sayede yasama ve yürütmenin farklı siyasi görüşler tarafından kutuplaşmasını engellemek gerekçesiyle 2000 yılında 7 yıldan 5 yıla indirilmişti.] (Cumhurbaşkanının seçiminden iki yıl sonra milletvekili seçimlerinin düzenlenmesi Cumhurbaşkanının yürüttüğü siyasete bir memnuniyet veya memnuniyetsizlik mesajı verilmesini sağlıyordu. Bu da halkın sesini duyurmasına katkıda bulunuyordu.)

36- Emeklilik yaşı 60 olsun. Fizikî zorluk içeren mesleklerde (inşaat işçiliği, mezbaha işçiliği gibi) çalışan herkes için ise 55 olarak belirlensin.

37- 6 yaşındaki bir çocuk tek başına kendi bakımını üstlenemeyeceğinden, çocuklar 10 yaşına girene kadar geçerli olmak üzere çocuk bakımı için parasal destek sistemi geri getirilsin.

38- Ticari malların dolaşımı demir yollarıyla sağlansın.

39- Vergilerde stopaj sistemine son verilsin.

40- Eski Cumhurbaşkanlarına ömür boyu ödenek uygulamasına son verilsin.

41- Banka kartıyla ödeme yapıldığında esnafa ek vergi uygulanmasın.

42- Gemi yakıtlarına ve Kerosen’e vergi getirilsin.[1]

Fransız İhtilaliyle, ahlak ve maneviyatı tahrip eden Siyonist merkezler, şimdi tüm beyinleri kontrol etme sürecini hazırlıyordu!

İsrailli Yuval Noah Harari: “Teknolojik elitlerin yeni hedefi beynimizdir” demişti. Noah Harari, 2018 Davos Zirvesi kapsamında yaptığı konuşmasında yakın gelecekte yaşayacağımız veri merkezli bir distopyaya[2] dikkat çekmişti.

Sapiens ve Homo Deus adlı kitaplarıyla son döneme damgasını vuran Tarihçi / Yazar Yuval Noah Harari, 2018 Davos Zirvesi kapsamında yaptığı konuşmayla bir kere daha gündeme gelmişti. Biyoloji ve verinin bugünkü bilişim kapasitesiyle bir araya geldiğinde, yakın gelecekte doğurabileceği benzersiz gelişmelere dikkat çeken Harari’nin konuşmasının özeti şunlardı: Bundan sonra bütün insanları Siyonist Yahudi elitler yönetecekti. Bunu da beyinlere hükmetmek suretiyle gerçekleştireceklerdi. Devamını okumak için tıklayınız.

Güncel makalelerimizden istifade etmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi yazarak bize gönderiniz.

Bu makaleyi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.